Muhteşem Yüzyıl : Yüzyılın Sergisi (Yüzyılın Türk Dizisi)

Beni yakından tanıyanların da bildiği üzere Muhteşem Yüzyıl’a karşı 7.sınıftan beri bir takıntım olmuş, Game of Thrones dışında hiç bir dizi beni bu kadar bağlayamamıştır kendine. Normalde de çok fazla dizi izleyen biri değilimdir aslında o yüzden diğer dizilerle karşılaştırmam çok mümkün değil, fakat kabul edilmesi gereken bir şey var ki o da Muhteşem Yüzyıl Türkiye’nin en yüksek maliyetlerle en profesyonel çekimine sahip, ve bence oyunculuk kabiliyetleri en yüksek olan insanları bünyesinde toplamayı başarmış bir diziydi. Final bölümünün son sahnesinde ağlamış biri olarak (hayatımda ağladığım tek dizi) Muhteşem Yüzyıl sergisine gitmek benim için akıl almaz bir deneyimdi (Bu sefer ağlamadım). Diziyle hiçbir alakası olmayan biri olsanız bile tarihsel anlatımlar ve de dizide kullanılmışlarla neredeyse aynı olan dekorları görebileceğiniz bu sergi bence bir ziyarete değecektir.

-Sinan Onukar  (Konuk Yazar)

Aklımdaki Notlar

Timeout İstanbul Yeme&İçme Ödülleri sahiplerini buldu
*Benim en merak ettiğim kategori ve belki de en rekabetlilerden olan En İyi Uzak Doğu Mutfağı idi, desteklediğim aday İoki kazandı, tebrikler!
*Gitmenizi önerdiğim mekanların yanında GİTMEMENİZİ önerdiğim mekanları da yazmayı gerekli buluyorum : Uzakdoğu demişken hemen yazayım, geçen hafta gittiğim Pera’daki Sushi Express’in bazı yerlerde zincir işletme olmasına rağmen oldukça başarılı olduğunu okumuştum, değilmiş. İoki ile nerdeyse aynı fiyatta Sushileri olan bu mekanın yemek kalitesine kötü demeyeceğim, fakat servis olarak gerçekten felaketti! İlgisiz garsonlarının 2 masası dolu olan mekanda (Bizim dışımızdaki masada tek kişiydi) 10 parça Sushi ve 1 demlik yeşilçay’ı ilk unutup, sonra 55 dakikada getirmeleri normal değildir.

-Sinan Onukar  (Konuk Yazar)

Chef Mezze Chef Döner oldu!

Bilenler bilir, Istanbul’un yazın meze-balık-boğaz üçlüsü denince akla gelen ilk isimlerden biridir “Chef Mezze by Gazi & Bilal Ateş ” . Sortie’nin bünyesinde yazın acılmış mekanlarında Gazi ve Bilal Ateş kardeşler “meze” ye devrimci bir bakış açısıyla yaklaşıyor ve her gün farklı tabaklarla konuklarına farklı bir deneyim yaratmayı amaçlıyorlardı. Yaz bitti, kardeşler nereye gitti diye düşünürken Instagram’da yaklaşık 3 ay once “Chef Döner” adlı bir girişime hazırlandıklarını okumuştum. City’s Mahalle bünyesinde yaklaşık 2 ay önce açılan Chef Döner ise “Türk Döner & Büfe Kültürü”ne yeni bir soluk getirmiş gibi duruyor. Gazi ve Bilal kardeşlerin müşterileriyle kişisel olarak ilgilenip işlerinin başında durduğu mekanda günlük hazırlanan envai çeşit mezeler (Pancarlı kinoa salatasi, tahinli acili enginar, avokadolu humus, havuç tarator, narlı karnıbahar salatası benim en sevdiklerimdi) , kajun baharatlı, gorgonzolalı veya trüflü patatesler, çedar ve karamelize soğanlıdan Cafe de Paris sosluya kadar dönerler, trileçe ve ev yapımı baklava gibi tatlılar mevcut. Kısacası Gazi ve Bilal kardeşler, yenilikçi anlayışlarını devam ettiriyor, gusto arayanlari farklı bir “büfe” anlayışıyla buluşturuyor.

IMG_8905

IMG_8904

IMG_8906

-Sinan Onukar  (Konuk Yazar)

Ferahfeza

İstanbul’un uzun süredir en çok konuşulan mekanlarından olan Ferahfeza’ya doğumgünüm vesilesiyle gitme fırsatı buldum. Çok uzun zamandır gitmek istediğim fakat hem Karaköy’e bu aralar çok yolumun düşmemesi hem de açıkçası ortamın arkadaşlarımla değil, daha çok ortamı dolayısıyla ailemle gitmeye elverişli olduğunu düşünmemden dolayı bir türlü gidemediğim bir yerdi. Neyse ki bu ön yargımın tamamen gereksiz ve yanlış olduğunu anladım: Ferahfeza servisi, ortamı, dekorasyonu, hatta müzikleri ile her konuğunu özel hissettirmeye çalışıyor. Cumartesi akşamları toplantı yapan iş adamlarından eşofmanlı üniversite öğrencilerine kadar çeşitli bir kitle görebilirsiniz. Daha rezervasyonunuzun yapılmasından ( “Konuklarımız en iyi şekilde ağırlanacaktır”) hesap sonrası masadan kalkılma anına kadar (“ Geldiğiniz için çok teşekkür ederiz, her zaman müessesemize bekleriz”) inanılmaz başarılı ve profesyonel bir hizmet anlayışları var. Yemeklerine gelirsek, zaten söylenebilecek pek bir şey yok, mekanda rezervasyonsuz yer bulmanın imkansız olmasının en büyük nedeninin başka hiçbir yerinkine benzemeyen yemeklerinin olmasına şaşmamak gerek. En ünlü tabakları olan narenciyeli-antep fıstıklı somonlarını tatma fırsatı buldum, ve somon sevmeyen bir insan olarak, lezzetine aşık oldum. Bunun dışında günün spesiyalleri de oldukça başarılıydı (Ördek Confit Ravioli). Eğer cam kenarında yer de bulunursa müthiş manzarası ve de yaratıcı kokteylleri sayesinde keyfinizi ikiye katlayabilecek Ferahfeza’yı son zamanlarda gittiğim en iyi restoranlar listesinin en tepesine koyuyor ve herkese bir gün Ferahfeza’ya uğramalarını tavsiye ediyorum.

-Sinan Onukar  (Konuk Yazar)

2015/01/img_8839-1.png

2015/01/img_8840-1.png

Kylie Jenner or the New Version of Kim K? #2

Hi there, it’s me again writing about the Kardashians… I know that it’s lame to constantly talk about this family but I can’t help it! Since it is no secret that I’m stalking them, I don’t mind telling you that I recently saw some pictures of Kim&Ky where they looked like twins.

photo 5                                                   Kylie                      Kim
Before, I thought that Kylie was the one who was following her sister’s steps but I was totally wrong! It seems like they both have a major impact on each other. Firstly, they use the same hair color with the same hair style. Secondly, both of them have their lips injected. In addition, unlike Khloe, Kendall and Kourtney, they always wear high heels. And last but not least, their clothes are even similar nowadays.

I can’t stop myself from asking why they would ever work on looking like each other when they’re actually trying to be different. They both are using the same ways to become a fashionista. I find it weird because if different means “unique”, then why are they trying so hard to have the exact same look?

Here are some pictures for you to gain an insight:

photo 1

                                 Kylie Jenner at the Sugar Factory Grand Opening in Chicago  (Jan.23)

photo 3                                        Kim Kardashian at the BET Honors 2015 (Jan. 24) 

photo 2                                         (Read the caption of Kim’s Instagram picture.)

-Pelinsu Arslan (Konuk Yazar)

5 Günde Ustalaşanlardan Belçika

Belçika, seyahat hayatımda dönüm noktalarından biri oldu diyebilirim. Normalde evde kalmaktan ya da sürekli aynı şehirde olmaktan sıkılan bir insan değilimdir fakat bu deneyimden sonra içime gelen gezme aşkını nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Yaz programlarına, Avrupa turlarına bakar oldum… Sanırım bunun en temel nedeni benim için bir çok açıdan ilk olması ve çok eğlenceli geçmiş olması. Belçika’nın beni gezme aşığı yaptığını bir kenara bırakalım asıl mesele neler yaptık da böyle oldu? Serra ile correspondantlarımızın (yani yanında kaldığımız insan) en yakın arkadaş olması sonucu 5 günü hep birlikte geçirdik. Her gün başka bir şehri gezdik, trene yetişmek için koştuk, günün ortalarında kendimizi hep aynı durumda bulduk! (Kızlarımız hızlı hızlı yürüyor, ben şarkı söylüyor, Serra’ysa bana söyleniyor..)
Peki Belçika’da neler yaptık, neler tattık, neler öğrendik, neler gördük?? Neler yapmalı, neler tatmalı, neler öğrenmeli, neler görmelisiniz??
Parlementoyu gezdik ve o anın özetiyle ”Giremediğimiz yere girdik”. (Aleyna’nın eseri bu espiri) Avrupa Birliği Toplantıları’nın yapıldığı bu büyük salonu görmekte fayda var. Haftaiçi ve haftasonu belirli saatlerde ziyaret etmek mümkün. Brüksel’de kültürel gezilerinizi bitirip acıkmaya başladığınız zaman geleneksel midyelerini tatmak için Chez Léon’a gitmek en lezzetlisi.
Cuma gününün son saatlerini daha Belçika’ya gitmeden duyduğumuz herkesin dilinde olan Carré’de geçirdik. Orası da neresi?? Orası 4 tarafı barlarla çevrili bir meydan.Bu barlardan biri de bir Türk Barı: Elmas.
Ve işte orası ”Pêcheresse” dedikleri şeftalili Belçika birasıyla tanıştığım yer. Mutlaka denenmeli, tadına bakılmalı.
-Eğer bira seviyorsanız ”Cherries” denilen vişneli birayıda deneyebilirsiniz. Ama meyvelileri sevmezseniz oraya özgü normal bira Jupiler’i tercih edebilirsiniz.
Madem yemekten konu açıldı Belçikadan kilo almadan dönmek mümkün değil. Her köşe başı adını dünyaya duyurmuş çikolata mağazaları var. Çikolata sevmiyor bile olsanız yemeden dönmeniz mümkün değil.
-En iyi çikolatacılar -Leonidas -Galler -Neuhaus
Sadece çikolata olsa yine iyi tabiiki. Belçika Wafflelarını pas geçemeyiz. Farklı türleriyle her biri birbirinden lezzetli wafflelar. Fazlasıyla şekerli olanlar, dışı çikolata kaplı olanlar, üzerine pudra şekeri dökülmüş olanlar ve benim size tavsiyem olan pişirildikten sonra içine çubuk çikolata koyulan.
Cumartesi günümüzü yine trenle gittiğimiz Brugge’de geçirdik. Şehri gezmek, fotoğraf çekmek ve güzel vakit geçirmek için en iyi yol meydanda kolaylıkla bulabileceğiniz at arabalarıyla bir tur atmak. Brugge harika bir yer. Gerçekten görmenizi tavsiye ederim. Meydandaki İtalyan restoranını da deneyebilirsiniz, biz oldukça beğendik!

Serra’nın yazacağı “Belçika’da neler yapılmamalı, nereler görülmemeli?” yazısında görüşmek üzere!

-Pınar Binay (Konuk Yazar)

Uçak

Sömestr tatilcileri, merhaba!
Şu anda Hindistan’ın üzerinde, 924km/h hızda, 11537m yükseklikteyim. Dışarısı -55 derece.
Atatürk’ten başlayan yolculuğumuzun 6 saatini geride bıraktım ve önümde daha 4 saat var. Nereye mi? Singapur. Yanimda Serra uyuyor.
Trübülans halinde olduğumuzdan kemerlerimizi takmak zorundayız ama ben küçük bir ‘rebel’ olduğum için takmıyorum. Serra bu seyehatın ‘fikir annesi’ iken ben de gerçekleştiren kişi oldum.
Annem dönüp çubuk kraker istiyor.
Kalktığımızdan beri bir filmi bitiremedi.
Bense sonsuz sayılabilcek şey yaptım. Uzun uçak yolculuklarına bayılırım. En sevdiğim şeylerden olabilir. Bol bol ‘me time’ var.

Kalktığımızdan beri dört kere yemek yedim, Men, Women & Children izledim (Singapur Airlines’da olduğumuzdan filmlerde alt yazı sadece Çince var. Normalde sorun olmaz ama koca uçağın klima sesinden -ya da rüzgar- hiç bir şey duyamaz oldum.) 1 saat Poker, yarım saat Blackjack oynadım. Bütün zeka oyunlarını bitirdim ve üç bölüm dizi izledim.

Bu arada uçaklarda uyumam ve jetlag olmam.
Telefonumun şarjı bitene kadar oyun oynadım.
Sıkılıp Serra’yı uyandırsam da bana ‘uyuyorum defol’ bakışını attı ve yine yanlızım.
İnternet bağımlısı gibi gözükmek istemem ama wifi olsa hayat çok daha güzel olabilirdi.
Arka planda kendi yaptığım playlist çalıyor.
Hala trübülans.
Hostesler bir şey getiremediği için elimdeki yiyecek ve suyu iyi kullanmalıyım.
*Thinking Out Loud – Ed Sheeran*
Trübülans ne kadar devam edicek?
Trübülansı çok sevdiğimi söylemiş miydim?

Bari Singapur Airlines’dan bahsediyim. Hostesler ve hostlar çok iyi. Yemekler de fena değil. Sarj yeri olmaması üzdü. Uçak oldukça büyük. Tavanı şu ana kadar gördüğüm en geniş, bu yüzden çok ferah.
Böyle de uyunmaz ki Serra, uyan artık.
Keşke ben de uyuyabilsem biraz.
*Pour It Up – Rihanna*
Her 40 dakikada bir GoPro’yla video çektiğimi söylemiş miydim?
Serra uyurken gözlüğünü taktı.

Trübülans bitti, herkes ayaklandı. Suyumu rahatça bitirebilirim.
Kahvaltı yemekleri o kadar komik ki.

Yok hayır kahvaltıda malay usulü hindistancevizli sütlü pilav, sambal baharatlı kurutulmuş ançüez ikan bilis ve ızgara balık köftesi istemiyorum. Öğle yemeği daha normal diyebilirim.
Bu arada Serra yukardaki ışığı aç kapa yaparak -diskovari- uyandığını belirtti. Tavan yüksek olduğundan ışıkla her yeri aydınlatabiliyoruz.

Sığır eti gulaş ne kadar normalse öğle yemeği de o kadar normal.
*Radioactive – Imagine Dragons*
Akşam yemeği mi? Ayam masak merah. O ne? Malay usulü acıbiber sosundan tavuk yahni. hııııı..
Hint okyanusunun üstündeyiz.
Bir tane daha sandiviç istiyorum.
Trübülans yine.
Fasten your seatbelts pls.

Annem filmi bitirdi.
Saçma bir kahvaltı yaptık.
Uzun bir monopoly oyunu oynadık, formdan düşmüşüm..
Yine çubuk kraker.
Annem uyumam için deli baskı yapıyor… Serra’nın da ona katılması üzdü.
Şimdi uyuyor numarası yapıcam.
zzz(!)
Serra’nın antibiyotik saati geldi.
Varış yerinde saat 4.45, kalan süre 50 dakika. Sıcaklık ve yükseklik aynı.

Zaman yavaş yavaş ilerliyor.
İnişe geçtik.
İndik.
İkinci uçuşa hazırız.

-Aleyna