VEEE YENİ YIL KAPIYI ÇALAR…

Aslını sorarsanız eğer, aklımda ne yazacağımla ilgili hiçbir fikir yok. Ne bir taslak çıkardım, ne bir konu seçtim kendime. Havaalanındayım şu an. Elimde telefon, etrafımdaki insanları izliyorum. Yanımda önyargı yağmuruna tutulmama neden olabilecek bir kitap var, Elif Şafak’ın Aşk’ı. Yazarın genel tutumundan mıdır yoksa kaleminin yeteri kadar güçlü olmayışından mıdır, bilemiyorum, kimse göğsünü gere gere “E, ben de Elif Şafak’ı okuyorum ya! Müthiş bir bilgi kaynağı. Kendime kattıkça katıyorum.” demiyor, diyemiyor gibi geliyor bana. Olsun gerçi, ben seviyorum yine de onu.

Kahvemi yudumlarken hem etrafa göz gezdiriyorum hem de kitabı bölük pörçük okumaya çalışıyorum. Bölük pörçük dememin nedeniyse bir türlü odaklanamıyor olmam. Ben ki bir şeyler okumayı çok severim. Kitap olsun, dergi olsun, köşe yazısı olsun, edebi makale olsun… Ama niyeyse olmuyor, sonunu merakla beklediğim kitabı okuyamıyorum bir türlü. Nedenini düşünedururken etrafıma baktım, kendime döndüm, düşündüm. Sonra bir şey fark ettim; insanlar çok mutsuz.

2015 kapıyı çaldı çalacak. Hepimiz için yeni bir yıl, yeni bir dönem başlıyor. Belki ilk günden arınmış ve yenilenmiş hissetmeyeceğiz ama başka bir seneye adım atmış olacağız. Nice tatillerimiz olucak, nice maceralarımız. Öyleyse neden kimse mutlu değil? Bir süreliğine de olsa neden insan mutsuzluklarını zihnin derinliklerindeki bir kutuya kaldırıp üstüne kilit atamıyor? Çok üzücü bence. Hele ki şu anda etrafımda insanlar var tatile çıkıp keyif yapmayı bekleyen, işinden ve hayatından bir süreliğine de olsa uzaklaşabilme şansı olan. Fakat onlar bile mutlu değiller.

Elime telefonu alıp bu yazıyı yazmaya beni yönlendiren aile tablosunu çiziyorum şimdi size. Bekleme salonunun en sağ köşesindeki koltuklarda oturuyorlar. İki tane çocukları var. Biri sekiz, diğeriyse on yaşlarında diye tahmin ediyorum. Anneyle babaysa orta yaşlarda. Düzgün bir aile bütün olarak bakıldığında. Anne bakımlı, baba, eh pek de “fit” değil tabi, yaşın getirdiği bir yuvarlaklık var, ama düzgün gözüküyor.

Tam karşılarındaki yaşlı çiftle yanlışlıkla gözgöze gelmeye kurban giderek birbirlerine gülümsedikten sonra çocuklarını koltuklara yerleştirip ellerine iPadi verdiler. Daha sonra anne eline kitabını alıp etrafa bakınmaya basladı. Kitabı biraz karıştırdıktan sonra telefonuna geçti ve büyük ihtimalle refleks olarak Facebook’u açtı. Kitap hala elinde duruyor fakat asla okumuyor. Belki de o da benim gibi odaklanamıyordu. Babaya baktığımdaysa onu gazetesiyle bir bütün olarak görüyorum. Ne çocuklar ne yapıyorlar acaba diye bakıyor ne de anneyle ilgileniyor. Bir gerginlik var arasında sanki anneyle babanın. Belki de arabadayken tartıştılar biraz, bilemeyeceğim.

Tatile çıkmaya hazır normal bir aile tablosu işte karşımdaki. Fakat dikkatimi çeken şey hiçbirinin suratında mutluluktan bir parça olmayışı. Çocuklarda bir huzursuzluk var. Anne baba desen zaten ayrı tellerden çalıyorlar. İnsanın hayatında sahip olmak isteyeceği güzel bir aile olmalarına rağmen mutlu değiller. E maddi açıdan da kötü gözükmüyorlar, böyle olmamaları gerekir aslında.

Bunları düşünürken gözüm tam karşımdaki duvarda asılı duran kocaman bir banka reklamına takıldı. Üzerinde “Kendinizi özel hissetmeniz için…” yazıyordu. Dedim “Al işte adamlar nokta atışı yapmış, herkes kendisini özel hissetmek ister.” İşte o an fark ettim, hiçbirimiz kendimizi özel hissetmiyoruz. Hep bir kusur buluyor, dört dörtlük olma çabasıyla hayatı kaçırıyoruz. Asla akışına bırakma diye bir şey söz konusu değil zaten. Her şey bizim kontrolümüzde olacak, güzel olacak, doğru yerde doğru zamanda olacak. Kötü olması gibi bir ihtimal akıllara bile getirilmemeli…

Her neyse, ben sadete geleyim. Bu yazıyı yazmak istememin asıl nedeni bu ailenin aslında bana bir ayna tutmuş olması ve kendimi onlarda görmüş olmam. Kalbimizin derinliklerinde zamanında yaşanan kırgınlıkların endişeleri yatıyor belki de, bilmiyorum. Ama her zaman her şeyin iyi olması için o kadar emek harcıyoruz ki iyiyle kötüyü kardeşlermişcesine kabul edip hayatımızı mutlu anlarla süsleyemiyoruz gibi geliyor bana. Doğruyla yanlışın mutluluğu beraberinde getirdiğini bilirsek belki de hayat daha dolu dolu geçer, daha kolay olur.

Aslında çok depresif gibi gözüken bu yazıyı büyük bir pozitiflikle yazıyorum. Çünkü artık kendimi zorlamama gerek olmadığını farkındayım. Hayat mutlusuyla mutsuzuyla bir bütün, onu değiştirmeye çalışmamak lazım. Umarım sizler de hayatınızda olmasını istemediğiniz birtakım özelliklerinizi yeni yılla beraber geride bırakabilirsiniz. “Yeni yıl, yeni ben”i başarmak öyle kolay değil tabi ki, biliyorum. Ama her adımın bizi ileriye götürebileceğine inanıyorum. Eh, ne desek o zaman? Hayatınızda yeniliklerin ve güzelliklerin olduğu yeni bir yıl diliyorum sizlere. Mutlu yıllar!

-Pelinsu Arslan (Konuk Yazar)

Leave a Reply