YAŞADIĞIM DÜNYA

Ben bir insanım. Normal bir insan. Etten yapılmış vücudumun bütün işlevleriyle sağlıklı bir kız çocuğuyum. Evet, henüz bir çocuğum. Her geçen günle birlikte büyümekteyim. Fakat bir gün bu durabilir, ölebilirim. Bu yazıyı yazarken ölebilirim, birkaç saat sonra sokakta dolaşırken ölebilirim, yıllar sonra evde uyurken ölebilirim. Ölümüm birisi tarafından olabilir veya kendiliğinden. Ben kalıcı olmayan bir canlıyım. Bir ruha sahibim ama aynı zamanda benim bir sonum var. Ve bunun ne zaman olacağını bilemem.

Üstünde yaşadığım dünya normal. Ben öyle olduğuna inanmasam da fantastik şeyler içermiyor.  Mesela benim yaşadığım dünya Uyumsuz’daki gibi değil, Açlık Oyunları’ndaki gibi hiç değil. Benim yaşadığım dünyada Harry Potter’daki gibi büyü yok, Narnia’daki gibi açılan başka bir dünya da yok. Benim yaşadığım dünya Yüzüklerin Efendisi’ndeki gibi cücelere sahip değil, Percy Jackson’daki gibi yarı-tanrıları barındırmıyor, Yıldız Savaşları’ndaki gibi ışın kılıçları savurtmuyor, Hush Hush’taki gibi düşmüş melekleri gözler önüne sermiyor. Ama benim yaşadığım dünya, bütün bu dünyalardan daha tehlikeli. Sırlarla dolu, cevabını bilmediğimiz bir sürü soru var.

Hükümetler halklardan sürekli bir şeyler saklıyor. Nükleer bombalar, depremler ve seller, küresel ısınma, radyasyon, cinayetler ve daha bir sürü şey. Bunlardan bazıları size yabancı gelebilir. Başka bir zaman diliminde yaşarken bunu okuyor olabilirsiniz. Fakat ben şu anda yaşıyorum. Ve şu an hiç olmadığı kadar tehlikeli. Gelecek, bundan çok daha tehlikeli olabilir. Çünkü geçmişte öyleydi.

Bu tehlikelerden bazılarını biz yarattık. Biz, insanoğlu. Benim türüm. Birbirimizi öldürmek adına savaştık. Anlamı yoktu. Aramızda paylaştığımız dünya topraklarına -bunlara ülke deniliyor- daha fazla sahip olma amaçlıydı. Dediğim gibi, anlamı yoktu. Sadece kan döküldü. Yüzyıllardır bu böyle sürdü. Daha az gelişmiş kaybolurken, yerini daha fazla gelişmişe bıraktı. Her nesille zeka oranı arttı. Ama hala birbirimizin canını yakmak isteyecek kadar salağız.

Tehlike aslında biziz. En büyüyüğüz ve yeni ufaklarını yaratıyoruz. Şu saniyelerde doğmakta olan bir çocuk, yirmi sene sonra, ben sokakta yürürken beni sırf canı istediği için kafamdan vurabilir. Bir katile dönüşebilir. Ama bu, onun yaşama hakkı olmadığını göstermiyor. Tersine kesinlikle var. Sadece başkalarının canını alma hakkı yok. O hak Hakk’a ait. Düşünün, evinizin kapısından dışarı bir adım atıyorsunuz ve PAT! Vuruldunuz. Ünlü bir insandınız ve şu an bir suikaste kurban gittiniz. Ha, bu arada, ünlü? Bu kelime adınızın milyonlarca insan tarafından ezbere bilindiğini gösteriyor. Bu yüzden size milyonlarca insandan daha üstünmüşsünüz gibi davranılıyor. Kısaca biz, insanoğlu olarak, sadece dünya topraklarını değil; kendimizi de içimizde ayırdık. Üstünlük koymak için de elle tutulan bir şeye ihtiyacımız vardı. Buna para dedik. Başka şeylerde var tabii. Ağzı burnu daha orantılı olana güzel dedik, bir konuda daha başarılı olana yetenekli dedik, zeki dedik. Dedikte dedik. Daha fazla sahip olan, daha fazla üstündü bize göre. Mutlaka bir ‘daha’sı olmalıydı. Bu yargıya göre birbirimize davrandık. Oysa hepimiz birbirimizden farklıyız ama hiçbirimiz diğerkinden üstün değil. Hepimiz farklıyız; çünkü farklı yapılarla yaratıldık. İç ve dış farkedilmeksizin. Düşünce yapımızı, hareketlerimizi, hislerimizi belirleyen karakterimiz var ve bir de, buna sadece bir maske oluşturan ve aracılık eden dış görünüşümüz. Ama çoğumuz bir başkasına bakınca ruhumuzun enerjisini sıkıştırıp içeride toplayan bu deri maskeyi görmekle yetiniyor. İçerideki varlık asıl önemli olan değilmiş gibi.

Benim yaşadığım dünyada, hepimiz bir sınavdan geçiyoruz. Buraya gönderildiğimiz anla geri döndüğümüz an arasındaki çizgide yaşanılıyor. Buna hayat, yaşam, ömür gibi isimler verilmiş. Evet, tam şu anda. Oksijeni alıp karbondioksit olarak havaya geri verdiğim an yaşıyorum. Ve gelecek bir an sistemim bunu başaramadığında öleceğim. Ölüm, buradaki yaşamın sona ermesine deniliyor. Bazı inançlar için sadece burada değil, genel bir bitiş; bazıları için ise başka bir dünyada devam ediyoruz. Bu inançların geneline din deniliyor ve farklı türleri var. Herkes istediğine inanma özgürlüğüne sahip fakat bunun her yerde uygulandığı söylenemez. Yine de bu içten gelen bir şey, göstermeye gerek yok. Bir başka farklılığımızda dil, konuşup anlaşmamıza(!) yarayan şey. Hım, nasıl örnek versem?.. Mesela benim şuan yazdığım satırları, benimle aynı dili konuşmayan birisi anlayamaz. Çünkü onun kullandığı harfler yani alfabe farklı, bunların ağzından çıkış şekli farklı. Bir efsaneye göre eskiden herkes aynı dili konuşuyormuş, sonrasında bir nedenden dolayı Tanrı kollara ayırmış. Bana uyumlu geliyor, çünkü bende bazen her bireyin aynı dili konuşuyor olmasını istiyorum. Şu an için imkansız görünüyor. Böyle sürüp giden bir sürü farklılığımız var. Ama hepimiz insanız, hepimiz bir noktada aynıyız. Hepimiz eşitiz. Üstünlük yok.

Bana bırakacak olursanız, dediğim gibi, her birimiz bu dünya için birer tehlikeyiz. Kirletiyoruz, tüketiyoruz ve bundan doymuyor, sürekli daha fazlasını istiyoruz. Geliştirmeye çabalıyoruz. Doğanın nimetlerinden yararlanarak ve bazen esinlenerek yeni şeyler üretmeye çalışıyoruz. Buna teknoloji diyoruz. Hayatı kolaylaştırma amaçlı. Her dakika üzerinden çalışıp ileri seviyeye taşımaya uğraşıyoruz. Çoğu zaman iyi bir şey yaptığımızı sanıp kötü bir şey yapıyoruz. Doğaya zarar veriyor, hayvanları katlediyoruz. Yeni ölümlere sebep oluyoruz. Çünkü benciliz. Ayak bastığımız, kokusunu içimize çektiğimiz yerin kirlenmesi bize önemsiz görünüyor. Bir gün onunda solup gidebileceğine takılmıyoruz. Dediğim gibi tehlikeliyiz. Hem bu dünya -hatta evren- , hem de türümüz için. Farkında olmadan bile. Elektriği bir insan buldu ve yine bir insan elektrik çarpmasından öldü. O ölürken birisi bir erkek çocuğu doğurdu. Bir döngü var. Bir zaman sonra son bulacak bir döngü. O yüzden bir gün hepimiz, bu dünyayla birlikte yok olup gideceğiz. Ama nereye gideceğiz? Orasını bilen yok. Sürpriz. Belki de başka bir galaksideki başka bir gezegene. Burası böyle, üstüne bir sürü şey söylenilebilir ama sürprizlerle dolu. Asla bir şeyi kesin olarak bilemezsiniz.

Benim yaşadığım dünya kötülüklere bürünmüş. Buna rağmen hala az da olsa iyilik var, umut besleniyor. Çünkü kalbi temiz olanlara da sahibiz. Hepimizin aile dediği insanlar var. İsteyip istemediğin sorulmamış, sana kandan bağlı olan insanlar. Bir de sevgi var, aşk. Yazdığım her olumsuz tezi çürütebilecek seviyede, reddedilemez bir teori. Hatta kanıtlanmış bir yargı. Beş duyu organın dışında hissedilmiş. Hissetmek, fazlasıyla yeter. Bunu açıklayamam. Doğru kelimeleri bulmam yıllarımı alabilir. Çünkü henüz tatmadım, henüz karşılığımı bulamadım. Her ne kadar benden bu dünyada başka bir tane olmasa da eksiğimi tamamlayanı bulamadım. Belki de daha doğarken ölmüştür. Verilen değer değişebilir ama güçlü bir sevgi, insanoğlunun en zayıf noktası. Umursadığının göstergesi. Önceliğinin kendisi olmaktan çıktığının belirtisi. Bazen mantık dışı ama büyüsü orada. Benciliği ruhuna işlemiş insanoğlunu kırabilecek tek şey. Üstünde yaşadığım toprakların kaderini değiştirebilecek tek şey.

Beslediğimiz sevgi, bizi iyileştirebilecek ve kurtarabilecek yegane şey.
Ve bu yazıyı bitirdiğime göre ben hala canlıyım. Ama sonsuza kadar böyle kalmayacağım.

Sonu olmayan şey bana göre aşk ve evrene yaymayı asla kesmediğimiz enerji. Olgunlaşmayı başarmış ruhumuz.

-Işıl ÜÇÜNCÜOĞLU (Konuk Yazar)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s