Kaybettiklerimiz

Bu hayatta herkes gitmek zorunda mıydı? Bir ömürcük yanımızda kalmayı deneyemezler miydi? Çok fazla bir şey istemiyorduk ki. Hem bizde onlarla olacaktık. Bizi istemiyorlar demek mi oluyordu bu?

Ya sen, senden hiç gittiler mi? Sen gittin mi?

İstenmediğin bir yerde kalmak için çabaladın mı? Veya kalmak için her şeyini verecek iken gitmek zorunda mı kaldın?

Her birimiz, birilerinin hayatlarından gidiyorduk ve geri gelmiyorduk. Ölürken bile bu böyle değil miydi?

Birini kaybetmek ne kadar acıtabilirdi? Onsuz bir yaşam sürmeye devam etmek.

Kaybettiğin onca insan… Her seferinde de daha fazlasıyla acıtmıyor muydu?

Oysa sen giderek azalacağını hissediyordun. Ama azalmıyordu, sadece alışıyordun.

Daha bir sürü insan kaybedecektik. Şuana kadar kaybettiklerimiz belki de hiçbir şeydi sayı olarak. Daha kaç insanın boşluğunu hissedecektik acaba yüreğimizde?

Daha kaç insan gelip gidecekti acaba? Koca bir ömür vardı çünkü önümüzde, bizi bekleyen.

Yaşadıklarımızdan ders çıkarmıyor, insanlara bağlanmaya devam ediyorduk.

Doğamızda vardı bu. İnsanoğlu birbirine ihtiyaç duyardı. Ama karşısındakiyle geçirdiği her bir saniyenin onsuz kaldığında ne kadar canını yakacağından habersizdi. Asla öğrenmiyordu.

Peki ya bağlandığımız insanlar gidince, yaşanılan anılara ne oluyordu? Söylenen sözler? Birlikte kurulan hayaller? Onlarda bir insanın bitişiyle kayboluyor muydu? Acaba bir toz bulutu olup uzayda yolculuğa mı çıkıyorlardı?

Aslında her şey geride kalanlarla kalıyordu. Acıyı onlar yaşıyordu. Gidenin hayatında bıraktığı her izin acısıyla devam ediyorlardı. Onlardan silinmiyordu.

Hissedilen duygular, anılar ve düşünceler… Hatta kokular ve dokunulan tenler.

Bunlar silinemezdi. Hep bir köşede kalırdı. Bıraktıkları etkinin bir tedavisi yoktu ki. Sadece üstünü örtebilirdin. Kendine unutturabilirdin.

Bu dünya her geçen gün bir insanı daha kaybediyordu. Bazıları belki ölümle değildi ama sevgi olaraktı. Bir ruhun daha canı acıyor, acizleşiyordu. Nefes aldığı her saniyeyle güçsüzleşiyordu.

İnsanların gidişi böyleydi işte. Bazısı ani ve kısa, bazısı ise uzun ve zamanla. Ama mutlaka giderlerdi. Bazen istemeden de gidilirdi elbet. Hayatın çıkardığı engeller, yaptığımız fedakarlıklar da olabilirdi.

Gitmemeye kararlı bir insanı ancak ölüm ayırabilirdi. Dediğim gibi, bu da bir gidiş değil miydi zaten?

Toprağın bizden ayırdıkları… Belki hala yanımızdalarmış, bizimlelermiş gibi hissederdik. Kendimize öyle hissettirmeye çalışırdık. Onlarla konuşur, bizi duyduklarına inanırdık. Bu bizi rahatlatırdı çünkü az da olsa. Zihnimizde bıraktıklarıyla unutmamaya çalışırdık. Belki de yıkılırdık. Geride bizimle kalanlara, kendimize dahi küserdik. Kaybettiğimiz yerlerini zehirle doldururduk.

En nihayetinde kaçtığımız hayatlardan, bu dünyadan, bir gün biz de gitmeyecek miydik? Sadece dönüşü olmayacaktı.

Hiçbir zaman olmazdı.

Sadece yeni ve bambaşka bir hayata kucak açardık.

-Işıl ÜÇÜNCÜOĞLU (Konuk Yazar)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s