87. Oscar Ödül Töreni

87th

87. Oscar Törenini de geride bıraktık. 4 ödülle geceye Birdman damgasını vurdu. Özellikle beni oldukça şaşırttığını söyleyebilirim. Boyhood’a hem üzüldüm hem şaşırdım; sen otur adamlara 12 yıl film çek bir ödül bile vermesinler. Ama aslına bakılırsa işlerin böyle işlemeyiş tarzıda hoşuma gitmiyor değil sırf ayıp olmasın diye haketmeyene vermemezlik yapmıyorlar.Aynı zamanda bir filmin ne kadar sürede çekildiği değil ne kadar iyi çekildiğinin ağır bastığını gördük burda tabiiki demek istediğim ‘Boyhood 12 yılda çekildi ödül alamadı yani kötü film’ değil ama 16 günde çekilmiş olan Whiplash bile 3 ödül aldı. Birdman-Boyhood çekişmesi spotları Birdman üstüne çekti. Özellikle yönetmeninin Meksikalı olması ve Amerikalı olmayan tek Akademi Ödüllü yönetmen olması bana oldukça ilham verdi. Hatta Sean Penn’ın en sonra yaptığı espriyi benden çok seven zor çıkar. Ah ah ben de aynı repliği istiyorum…

Peki geceden aklımda kalan değinmeliyim diye düşündüğüm neler var?

Ödüllerin oldukça eşit şekilde dağıtıldığını düşünüyorum en iyi film için yarışan filmlerde bazı kategorilerde ağır basanlara o konuda ödül yağdı. Bkz. Büyük Budapeşte Oteli kostüm, makyaj… tarzı görsel olan ödüllerle heykelciklendi. Bkz. Whiplash müzik ve ses ile ilgili ödülleri topladı.

NPH sunuculuğu ile ilgili çok fazla söze gerek olduğunu düşünmüyorum Serra zaten benim de düşündüğüm çoğu şeyi belirtti bir tek sahneye çıkarken olan videosunda arkadan Miles’ın bateri çalması oldukça beklenmedikti benim hoşuma gitti.Onun dışında bazı bölümleri yaratıcı bir şey bulamayıp abartıya kaçılmış gibi geldi. Ama geçen yıldan sonra yükselen beklentilerden de böyle geliyor olabilir. Ama geçen yılın ”Pizzalı” Oscar Töreni bu açıdan daha iyiydi. Hani sunum ve eğlence yönünden en çok dikkat çeken NPH değil de Benedict ve içki şişesiydi.Ve tabii ki LEGOlar çok tatlılardı!

Edward Norton’u da tebrik etmeden yapamayacağım çünkü en çok ödül alan iki filmde de oynuyor.

Belki bazılarınıza çok klişe geldi belki bazılarınıza ilham verdi kime nasıl etki yarattı bilemem ama bence hatrı sayılır konuşmalardan biri hatta bence en hatırlanası olanı Graham Moore‘ın konuşmasıydı.Farklılıkla ilgili gençlere bizlere hatta herkese ilham yaratabilecek şeylerdi söyledikleri, belki çok uzun konuşmadı ama anlamlı konuştu….

Ve törenle ilgili çok sevdiğim bir şey daha ödülü kazanan filme ait müziğin çalmasıydı. Sanki kendimi filmleri izlemeye dönmüş gibi hissettim. Peki gerçekten ödüller sahiplerini buldu mu?? Ödülleri hakedenler mi aldı?? Benim çoğu tahminim tuttu ve Akademi bizi şaşırtmayarak çoğu kişinin eleştirilerinde okuduğum şekilde dağıttı ödülleri. Beni bir tek yanıltan Boyhood oldu… Ödülleri doğru tahmin etmek iyi güzelde bir yandan da aklıma ”Acaba artık Akademinin akademiliği kalmadı mı?” sorusunu getiriyor. Çünkü bu kadar kişi bu kadar yakın ve doğru tahminde bulunuyorsa ya toplumun sinema kültürü oldukça gelişti (ki umarım böyledir) ya da artık filmler o kadar klasik ve bariz kalıplara sıkıştırılmış hale geldi ki Akademi bile o kalıplara göre veriyor.

Aklımda sorular bir yazıyı daha bitiriyorum. Öyle böyle derken 87. Oscar Töreni de bitti.Pek akılda kalır gösterişli geçmedi ama benim en çok hatırlayacaklarımdan biri olduğu kesin. 88 de (Ki ben heyecanla 100ü bekliyorum!!) ya da başka ödül töreni yazılarında görüşmek üzere…

Graham Moore Konuşma:  http://www.youtube.com/watch?v=vGF8bzeRwcw

87.Oscar-Ödülleri-Açıklandı-

-Pınar Binay (Konuk Yazar)

Tayland Günlüğüm 2 : #Phuket

Serra’nın Bangkok’ta bıraktığı yerden yazıyı elimize alıyoruz ve hadi bakalım Phuket’e!!

Eğer ilk yazıyı okumadıysanız; https://localibera.com/2015/02/11/tayland-gunlugum-1-bangkok/

5. Gün

IMG_7839 Bangkok’tan salı günü saat 12’de otelden ayrıldık ve iç hatlar uçuşuyla Phuket adasına indik. Otelimiz Double Tree Hilton Surin Beach’deydi. (Uçak yolculuğu sırasında gruptan birinin aldığı bir tablonun hasar görmesi nedeniyle havaalanından ayrılmamız uzun sürdü, bu yüzden o gün denize DCIM100GOPROgirme hayalimiz de suya düştü.) Otele yerleştikten sonraysa Fantasea Show’a gittik. Yemek bölümü ve oyun alanları olan geniş bir gösteri merkezi gibiydi. Çevreyi dolaştıktan sonra Dünya’da nadir görülen beyaz kaplan için yapılan bölüme de baktık. Açık büfe şeklindeki akşam yemeğimizi yedik ve burada Tayland yemeklerini tatma imkanını bulduk; tavuklu noodle’lı çorbalarından ve daha çok da tropik meyvelerinden yedik. Kızarmış tavuk ve patates ise yine klasik ana yemeğimiz oldu. Gecenin ilerleyen vakitlerinde oyun yerlerinde vakit geçirdik. Show ise akrobatların ve dansçıların müzik eşliğinde yaptığı vasat bir gösteriydi aynı zamanda hayvanların kullanımı pek hoşumuza gitmedi.

6. Gün

DCIM100GOPRO Çarşamba sabahıysa saatimizi kurup erkenden uyanıp plaja indik. (Surin Beach otele çok yakındı). Deniz gerçekten de çok güzeldi, deniz dönüşü acele bir IMG_7855kahvaltıyla kendimizi otobüse attık ve James Bond turuna katıldık. Önce “Maymun Tapınağı” diye de geçen yere gittik. Maymunlar her yerde özgürce dolaşıyorlardı. Muzlara fazla doymuş gibilerdi bu yüzden fıstık ve fındık daha çok ilgilerini çekiyordu. Maymunların olduğu yerse mağara tapınak karışımı bir yerdi. İçinde “Yatan Buda”nın taklidi dahil olmak üzere bir çok

IMG_7881buda heykeli vardı. İçeride Serra’nın koluna takılı içi yemek dolu poşete bir maymunun saldırması ve Serra’nınsa bundan hiç korkmadığını da belirtmem lazım..

Ada turlarına giden tekneler ana karadan kalkıyordu. Phuket adası da yolla ana karaya bağlanmıştı. “Longtail” denilen 3o kişilik uzun teknelerle yola çıktık. Kökleri denizde olan, ağaçların oluşturduğu

DCIM100GOPROgüzellikler arasından giderek açık denize ulaştık. Kanolarla gezinti yapacağımız bir durağa geldik DCIM100GOPROve kanolara 2’şer kişi bindik. Kanoları kullanan kişi mağaraların içinden de geçirerek güzel bir gezinti yaptırdı. Yine kanoda satılan 50 Bahta alabileceğimiz hindistan cevizi suyu bulduk ve keyfimize keyif katarak coconut sularımızı içtik. İninince de bize soğuk şerbet gibi pembe bir içecek ikram ettiler. Longtail’le

IMG_7938James Bond adası denilen aslında James Bond kayalığının karşısındaki ada diye adlandırabileceğimiz adaya yöneldik. Geldiğimiz ada küçük satıcıların olduğu pazar yeri gibiydi. IMG_7957Bu adada meşhur James Bond pozu vererek fotoğraf çekildik. Sadece müslümanların yaşadığı, kazıklar üzerine kurulmuş müslüman köyü diye adlandırılan yerdeyse öğle yemeğimizi yedik.

DCIM100GOPROMenümüz kızarmış tavuk, tadı oldukça kötü olan balık, pilav, çorba, çokça beğendiğimiz chili sosla yediğimiz karides ve meyveydi. Otelimizdeki kaydırak ve havuzda vakit geçirdik annemler sahildeyken ve akşam yemeğimizi amerikan pub’u tarzı bir yerde pizza-nachos olarak tercih ettik. Yemekten sonra Simon Show’a gitmek için van’ımıza bindik. Show Patong Beach’teydi ve IMG_7913girişinde dansçılar bizi bekliyordu. Dansçı diyip geçmeyin, bu showun özelliği bütün dansçıların kadın gibi giyinmiş, erkek olduğuna inanamayacağınız, erkeklerden oluşması. Show’da kesinlikle fotoğraf çekmek yasak, cezası 50.000 dolar gibi uçuk bir para. Show’dan sonra otele geri döndük çünkü çok yorulmuştuk. 10387208_10153064034808480_43141996829904911_n

IMG_7942  IMG_7921

7. Gün DCIM100GOPRO

Perşembe sabahı kahvaltı sonrası Phi Phi Adaları turu için marinaya geldik. Marinanın IMG_7984çok güzel olduğunu da söylemeliyim. Hepimiz bir sürat teknesine bindik. 2 saat süren buyolculukta Serra’yla birlikte dışarda oturuyorduk ve gerçekten hayatımda ilk defa bu kadar püfür püfür mü desem uçarak mı desem o tarz bir yolculuk geçirdik. İlk durak, Maymun Adası! Plajda maymunlara muz verdik ve denize girdik. Serra yine maymunlarla bağ kurdu. Sonra serbest dalış için şnorkellerimizi aldık. Ellerimizle beslediğimiz balıkların insanlardan hiç korkmadığını da belirtmem lazım çünkü o kadar harika fotoğraflarımız var ki GoPro ve Serra’nın su altı kamerası sağolsun.

DCIM100GOPROLeonardo DiCaprio’nun The Beach filmini çektiği adalara yani Phi Phi Adaları’nda yüzme molası verdik. Adanın arkasındaki fotoğraf yerini unutmamak lazım, tamamen çıplak ayaklaydık, biraz ayağımıza taşlar battı ama sorun etmedik. Sondan bir önceki durağımızsa başka bir adaydı. Orada yemek yedik vee tabii ki menümüz: kızarmış tavuk, pilav, salata ve chili DCIM100GOPROsos! Yine dünya tatlısı bir örümcek maymunla fotoğraf çekildik. Son durağımız mercanların olduğu, denizi güzel bir adaydı. Sonrasındaysa otelimize döndük, güneşten ıstakoz gibi yandığımızı belirtmeme gerek yok herhalde.. Akşamsa Patong Beach’e grupla değil kendimiz gittik ve gruba kıyasla çok daha iyi bir fiyatlaydı. Hard Rock kafede akşam yemeğini -hamburger tabii ki- canlı müzik ve ateşli danslarla yedik. Yemek sonrasıDCIM100GOPRO barların olduğu caddede dolaştık. Patong Beach kesinlikle hayalimizdeki gibi değildi. Sahile kadar gittik ama bomboş ve çok hareketsizdi. Hayalkırıklığıyla ve tuktukla otele döndük, bavullarımızı yaptık.

8. Gün Sabah otelden ayrılıp havaalanına üzüle üzüle gittik. Sonraki duraksa, SINGAPUR!

NOT: Eminim ki Phuket’i bu kadar güzel yapan şey yerel rehberimiz (a.k.a. local) Kanya’nın harika olmasıydı. Neye ihtiyacımız varsa anında getirdi! Bir video için can yeleği olsun, kum doldurmamız için boş pet şişe olsun, güneş yanıklarımız için losyon olsun,sarj aleti olsun… Ona bin bir teşekkür ediyoruz!!

Devamı için hemen topu Serra’ya atıyorum 🙂 Yazıdaki gecikmeden dolayıysa özür dilerim, umarım fotoğraflarla affettirebilmişimdir.

-Aleyna (Neşe Doğan’ın katkılarıyla)

SUPER BOWL XLIX

New England Patriots 28 – 24 Seattle Seahawks
University of Phoenix Stadium, Arizona

IMG_9975

Geldik NFL 2014 sezonunun sonuna. Merakla beklenen 49. Super Bowl oynandı. Bize de maçın analizini yapmak düşer.
Maçın 1. çeyreği skorsuz bitti. 1. çeyreğin bitmesine 2 dakika kala, Patriots 11. yarddan pas oynadı ancak Tom Brady’nin Julian Edelman’a atmak istediği pası Seattledan Jeremy Lane intercept etti ve red zone’ın dışına kadar return etti.
Maçın 2. çeyreğinde iki takım da TD ve PAT sayısı kazandı ve durum 7-7 eşitlendi. 2. çeyreğin bitmesine 30 saniye kala Tom Brady, Gronkowskiye bir TD pası yolladı, ardından başarılan PAT ile durum 14-7 oldu. Dedik tamam, Pats ilk yarıyı 7 sayılık üstünlükle tamamlayacak. Yok arkadaş, Seattle mücadeleyi asla bırakmayan bir takım, helal olsun! 2. çeyreğin bitimine 20 saniye kala Russell Wilson kendi 39. yard çizgisinden QB run yapıp topu Pats’in 44. yard çizgisine taşıdı. Durun daha sayı olmadı, ama daha ilk yarı da bitmedi ki; 11 saniye kaldı. 44. yarddan Russell Wilson Lockette’a nefis bir 22 yardlık pas gönderiyor ve Seattle touchdown yapmaya iyice yaklaşıyor. Ardindan Pats’in yard cezasıyla beraber Red Zone’a girmeyi başarıyor Seattle. HAKEM ÇAL ŞU DÜDÜĞÜ ARTIK YAV. İlk yarının bitmesine 6 saniye kalmış, göz açıp kapayıncaya kadar nasıl TD yapacaklar ki? Onlar Seattle Seahawks. Bal gibi de yaparlar. İlk yarının son 6 saniyesinde Russell Wilson 11. yarddan Chris Matthews’a bir pas ateşliyor ve TOUCHDOWN! Seattle inatçılığını ortaya koyuyor ve ilk yarıyı geride kapatmayacaklarını bastıra bastıra gösteriyorlar. Durum 14-14

IMG_9983

IMG_9985
3. çeyrek ile beraber ikinci yarı başlıyor ve 3. çeyreğin ilk 5 dakikasında Seattle bir Field Goal ile 3 puanı daha tablaya kaydediyor. Durum 14-17; Seattle önde! 3. çeyreğin bitmesine 8 dakika kala Tom Brady’nin pasını Seattledan Bobby Wagner intercept ediyor ve Seattle ofansı tekrar sahaya çıkıyor. Çıkış o çıkış, 3. ceyreğin bitmesine 5 dakika kala Russell Wilson, end zone’da bomboş bulduğu Baldwin’e attığı pasla Seattle touchdown yapıyor ve 14-24 Seattle’ın üstünlüğü ile 3. çeyreğin sonuna geliyoruz.

IMG_9984

IMG_9980

4. çeyreğin bitimine 8 dakika kala Brady, Amendola’ya bir touchdown pası gönderiyor ve skor 21-24 oluyor. bundan 4 dakika sonra Pats ofans’ı baskıya Brady’den Gronkowskiye uzun yard kat eden bir pas ile devam ediyor. maçın bitmesine 2 dakika kala Tom Brady 3. yard çizgisinden Julian Edelman’a bir touchdown pası daha gönderiyor ve durum 28-24 oluyor. Ne maç ama? Tam Super Bowl’a yakışır bir mücadele. Maçın bitimine 1 dakika kala Seattle tekrar mücadele edip Marshawn Lynch’in koşusuyla Patriots’un 1 yard çizgisine geliyor. İnanabiliyor musunuz? Bütün umutlar sönmüşken, Patriots’un galibiyeti kesinken Seattle sayı yapıp Super Bowl’u kazanmanın eşiğine geliyor. Dedim ve geldik senenin en çok tartışılan pozisyonuna. Maçın bitimine 20 saniye kala 1 yard çizgisindeyiz. Seattle ofans yapıyor. skor 28-24 Patriots’un üstünlüğünde olsa bile, Seattle’ın burada sayı yapacağına kesin gözüyle bakılıyor. New England taraftarları yavaş yavaş toparlanıp evin yolunu tutmaya yelteniyorlar. Patriots oyuncuları kasklarını çıkarmış, mağlubiyeti sindirmeye çalışıyor. Oyun kurucu Tom Brady’nin neredeyse gözleri dolacak. Sonra bir anda, bir mucize gerçekleşiyor. Russell Wilson’un Lockette’a attığı “touchdown” pasını Patriots defans oyuncusu Malcolm Butler INTERCEPT EDIYOR VE MAÇ BİTİYOR! O ANKİ HEYECANI ŞİMDİ BİLE YAŞADIM VALLAHİ. NEW ENGLAND PATRIOTS, SUPER BOWL XLIX ŞAMPİYONU OLUYOR! TIPKI FİLM GİBİ MAÇ. Helal olsun be! Son saniyelerde bile mücadeleyi elden bırakmayan iki takıma da helal olsun.

IMG_9982

IMG_9981

IMG_9979

Şimdi gelelim o pozisyonu tartışmaya. o saniyeden sonra, dünyadaki her futbolsever, Russell Wilson’un sülalesine sövdü. O interception pasını atmasaydı touchdown olacaktı ve Super Bowl Seattle Seahawks’ın olacaktı. Ancak hata gerçekten de Russell Wilson’da veya 1. yard çizgisinde pas oyunu oynatan Seahawks koçu Pete Carroll’da mı? Bana sorarsanız hayır. Genelde görürüz hep filmlerde veya maçlarda veya Madden bilgisayar oyununda touchdown’a 1 yard kala koşu oyunu oynar ve Runningback’i end zone’a daldırırsın. veya QB sneak yapar ve oyunu kurucu topu aldığı gibi kendini end zone’a bırakır. Ancak böyle durumlarda pas oyunu da oynanması hiç de mantıksız değildir. Güzel bir oyun planı seçmişler. Quarterback Russell Wilson çok isabetli bir pas atmış. Bana göre hata Lockette’ın. NFL’de oynaya bir Receiver’san, ayakların yere sağlam basacak kardeşim. Wilson pası tam kucağına atıyor, pası alacakkan arkasından gelen Malcolm Butler kalçasıyla Lockette’a bir darbe vurup onu yere düşürüyor ve pası intercept ediyor. Mevcut pozisyonda durum bu. Belki de Russell Wilson daha boş bir receiver da bulabilirdi, kim bilebilir? Olan oldu. Ama hata ne Pete Carroll’ın, ne de Russell Wilson’ın.

PS: Tom Brady, New England Patriots’un quarterback’i kariyer de yapıyor, çocuk da. Tom Brady’nin tam 4 tane Super Bowl şampiyonluğu ve 3 tane Super Bowl MVP ödülü var. NFL’de kariyeri en zengin olan oyuncu kesinlikle Tom Brady. Adamın aynı zamanda sıcacık bir yuvası var. Kendisi Gisele Bündchen ile evli, bir kızı bir de oğlu var. Allah bağışlasın. Adam hayatta başarabileceği her şeyi başarmış, helal-i hoş olsun. Tam bir idol.

-Yiğitkan Balcı (Konuk Yazar)

IMG_9978-0

IMG_9977-0

87.AKADEMİ ÖDÜLLERİ – EN İYİ GİYİNENLER

Kendi açımdan konuşmak gerekirse, uzun bir süreden sonra ilk defa böyle canlı ve ihtişamlı bir kırmızı halıya tanıklık ettim. Ünlülerdeki heyecandan mı başlasam yoksa kıyafetlerdeki mükemmelliyet yarıştırma mı? Zaman zaman favori üç kıyafet bulmakta zorlanırken, bu sefer acaba hangisini elesem de 4-5 tane favorim olsa sorununa dönüştü. Hangi birinden başlayabileceğimi bilemiyorum bile. Emma Stone diyelim. Emma Stone zaten kırmızı halıdaki şıklığıyla bütün moda severlerin takibinde. Ne giyse bu kadar mı yakışır! Her seferinde farklı bir şey, ne güvenli ne çok riskli ama hep “klas”. İkinci sırada Rosamun Pike geliyor benim için.

Rosamund Pike
Rosamund Pike

Kırmızı halıya uygun Givenchy Haute Couture kırmızı bir elbise. “Gone Girl” yıldızı Pike eminim ki birçok kişinin en iyi giyinenler listesinde yerini garantiledi. Üçüncü sırayı Chrissy Teigen’a vermek zorundayım.

Chrissy Teigen
Chrissy Teigen

Nefes kesici, beyaza çok yakın mavi tonlu, derin dekolteli; Zuhair Murad elbisesi gerçekten inanılmazdı. Makyajı ve saçı bence özellikle kıyafeti kusursuzca tamamlamıştı. Dördüncü ve son favorim olarak Reese Witherspoon, klasik krem elbiseye, Tom Ford dokunuşu siyah bantlarla anlatılmaz bir hava katmıştı. Sade makyajı ve saçı da özellikle Reese’e sade ama kesinlikle çok şık bir görünüm veriyor. Klasik olmasına bakmayın, gecenin en “glam” kıyafetlerinden.
Sadece gecenin unutulmaz kadınlarından bahsetmeyeceğiz tabii ki de. Erkeklerden de iki favorimi sunmak istiyorum size. İkisi de gerçekten çok sevdiğim aktörler. Evet, belki de ayrımcalık gibi gözükecek ama size söz veriyorum ki sadece kıyafetlerine bakarak yorumladım, her şey objektif. Birincimiz Ansel Elgort, Prada nefes kesen lacivert takım elbisesiyle.

Ansel Elgort
Ansel Elgort

Hem duruşu hem de klasik Prada kesimiyle tamamıyla mükemmeldi. Özellikle lacivert takımlara karşı bir zaafı olan insan olduğum için bu görüntüye karşı koyamadım ve listenin bir numarasına yerleştirdim. İkinci sıra ise Channing Tatum’da!

Channing Tatum
Channing Tatum

Dolce&Gabbana’nın simsiyah keskin takım elbisesi, Tatum gibi çok beğendiğim bir aktöre o kadar yakışmış ki. Eminim siz de çok beğeneceksiniz.
Bu kırmızı halı, tamamıyla bir “eye candy” göz festivaliydi. Nice şık kırmızı halılara!

-Defne Anlaş (Konuk Yazar)

87.AKADEMİ ÖDÜLLERİ – NEIL PATRICK HARRIS

1421425424_neil-patrick-harris-zoomOscar töreni geldi de geçti bile, bana kalansa orta düzeyde uykusuz bir gece, tutamayan birkaç tahmin, Boyhood’la ilgili hayal kırıklığı, en iyi kıyafetlerle ilgili her zaman için fazla özentice bulduğum üç beş boş yazı ve “Neil Patrick Harris nasıl bir sunucuydu?” sorusu oldu. Konu Oscar Ödül Töreni olunca, Amerika kaynaklarında da denk geldiğim gibi, sunuculuğu da Hollywood’da kimsenin kolay kolay takdir etmediği bir iş oluyor. NPH de malesef Oscar sunuculuğundan nasibini almış oldu…

Ellen DeGeneres’ın geçen yılkı selfie’li, pizzalı sunuculuğundan sonra ilerki yıllarda da beklenti de haliyle yükselmişti. Kabul etmek gerekir ki Ellen’dan sonra gelecek sunucunun beğenelimesi gerçekten de zor bir ihtimaldi. Ne zamanki sunucunun NPH olduğunu öğrendim, tam da o zaman bir ihtimal verdim çünkü Tony ve Emmy’deki sunuculuğu gerçekten de başarılıydı. Ama bu Oscar sunuculuğunda gerçekten de bir lanet olması lazım ki NPH birazcık sıkıcıydı. Bu cümleyi biraz açmam lazım ki aslında sunuculuğunu beğendiğimi belirtebileyim;

o-NEIL-PATRICK-HARRIS-facebook-Opening her zamanki gibi güzeldi (James Franco ve Anne Hathaway bile yapabildiyse) özellikle Hugh Jackman’ın tarzında bir müzikalimsi giriş vardı ki başlangıcı canlı tutarak geceyi başlattılar. Bu opening’le birlikte aslında NPH’nin sinemadan çok televizyon hatta müzikale daha uygun olduğunu fark ettim. Belki de bu yapısının Tony ve Emmy’deki başarılı sunuculuğuyla da bir bağlantısı olabilir, ya da sadece Oscar sunucuları lanetine özgü bir şeydir..

-Gecenin genelindeki konuşmayı hazırlayan ekip bende gerçekten soru işaretleri bıraktı, geneldeki sıkıcılığın ve bayat esprilerin kaynağını da onlar olarak görüyorum. Sonuçta insanların bu açıdan nphHarris’e fazla yüklenmesi mantıksız, konuşmayı hazırlayan o değil ya da tüm espriler vs spontane gerçekleşmiyor. Bunun dışında enerji eksikliği, nerde olduğunu bilememe, too cool for school havası yoktu (Üzgünüm James Franco) yani bana göre çok da olmasa başarılıydı ama yazarların ve Oscar sunucularının kaderinin kurbanı oldu.

-“En kötü olma onuru James Franco ve Anne Hathaway’da kalsa da NPH en sıkıcı sunucu oldu” yorumuna biraz da olsa katılıyorum çünkü ödül törenini izlerken yaşadığım o heyecan ve izlerken güldüğüm anlar hiç olmadı ama en sıkıcı demek de doğru olmaz. (Eminim biraz zorlasam son 15 yıl içinde daha sıkıcısını bulabilirim.)

-Espriler gerçekten yorumsuz çünkü hepsi anlamsız. Seyircilerin arasına sanırım dizilerdeki gülme efektlerini vermesi için hoparlörler yerleştirdiler, gerçi esprilerin bir kısmı anlaşılmadı bir kısmına da az gülündü gerçi. Ben size en acıklı olanları orjinal haliyle yazıyorum;

“So lovely you could eat her up with a spoon,” (Reese Witherspoon için) 

“He’s the real deal, pants down. I mean, hands down” (Channing Tatum için)

“Peeta that won’t throw paint on you” (Josh Hutcherson için)

“The eight Best Picture nominees brought in over $600 million, and American Sniper is responsible for $300 million of that. Put it to you this way: this half of the theatre are the other seven nominees: American Sniper is Oprah [direkt olarak Oprah’a bakıyor]. Because you’re rich.”

Evet gerçekten üzücüler, ne diyeyim bilemedim. Güzel birkaç espri içinden en beğendiğimse “I know the camera’s on and we’re behaving our best, but secretly I hope someone pulls a Kanye West,” oldu.

nph2Şarkı söyledi, dans etti, ilüzyon yaptı, tahminlerini bir case’in içinde sakladı ve bir bakıma striptiz yaparcasına sahneye o haliyle çıktı. Daha ne yapsın! Sahneye o şekilde çıkmaya cesaret ettiği için bunu eleştirmek istemiyorum, sıkıyorsa başkası yapsın bunu milyonlarca kişinin önünde. Kısacası hepimizin Harris’ten beklediği “Legen…Wait For It…Dary” türünde bir sunuculuk olmadı ama yine de James Franco’dan kat kat iyiydi..academy-awards-neil-patrick-harris_article_story_large

https://www.youtube.com/watch?v=2n1nHPoPYpM (Az önce bahsettiğim hali)

Geceye dair en beğendiklerim: 

https://www.youtube.com/watch?v=Ju4_StUDlKo (Açılış)

https://www.youtube.com/watch?v=s6c4ipZtw78 (Beklentileri yükseltme sebebi vol1)

https://www.youtube.com/watch?v=Y2KSOeLXIzo (Bir Sound of Music hayranı olarak ba-yıl-dım!)

https://www.youtube.com/watch?v=cpP8WzVek-k (Geçen yılkı yanlış isim olayından sonra tekrar John Travolta ve İdina Menzel!) 

ÇOK UZAKLAŞMAYIN! OSCAR TÖRENİYLE İLGİLİ YAZIMIZ YOLDA!

-Serra

Brezilya Mutfağını Keşfedin

Yemek yemeğe ve farklı yemekler tatmaya bayılan bir insanım. Dünya mutfağında ki her lezzetti tek tek denemek istiyorum. Hatta bunun için at gözü, kurbağa bacağı gibi şeyleri bile denemeye hazırım. Bu yüzden de vakit ve fırsat buldukça farklı restoranları tercih ediyorum. En son ziyaret ettiğim ve bugün sizlere tanıtacağım mutfak BREZİLYA MUTFAĞI.

Brezilya mutfağının temeli ET. Her türlü hazırlanmış, her türlü parçadan oluşan çeşit çeşit et. Öncelikle şunu söylemeliyim ki mutlaka ve mutlaka aç gidin çünkü geleneklere göre olan her yer fix menü ama öyle bildiğiniz gibi değil. Fix menüden kastım tek fiyat SINIRSIZ et ve mezeler. Gece boyunca et yemek için yapmanız gereken tek şey masanıza getirecekleri kartı yeşil tutmak. Bu da brezilya mutfağının özelliklerinden biri. Masanıza ön tarafı yeşil arkası kırmızı bir kart getiriyorlar. Üzerinde etler asılı şişlerle masanıza geldiklerinde eğer kartınız yeşil ise servis ediliyor. Eğer yemekten patlamak üzereyseniz kırmızı tarafı koyun böylelikle bi sonraki tur için sizi pas geçerler.

Ne çeşit et servis ediliyor? Öncelikle her şey kocaman şişlere asılı olarak masanıza geliyor. Bu gelenler içinde “Parmesan Kaplamalı Tavuk” , “Pirzola” ve “Tandır” da  var. Ama asıl etler önemli “Garlic Sirloin” , “Picanha” (benim favorimdi)… Bazı etleri parça parça koyarlarken bazılarınıda döner gibi kesiyorlar. Bu durumda daha önceden masada bulunan buz almak için kullanılan maşalara benzeyen minik maşalar var. Biraz kestikten sonra ucunu size doğru uzatıyorlar ve siz yakaladıktan sonra böyle onu havada sallaya sallaya tabağınıza koyuyorsunuz. Farklı meze çeşitleri olarakta özellikle bilinmeyen görünümlüleri aldım ki yeni bir şeyler deneyebileyim fakat çokta yeni bir şey yoktu , Feijoada dedikleri siyah fasulyeler bir de Ananas Carpaccio farklıydı. Ah bide Yaseminli Pilav. Ananası tatlı olarakta yeme şansınız var. Birde etlerin yanında kızarmış muz getiriyorlar. Onların geleneğine göre o etle birlikte yeniyor fakat ben tatlı olarak daha çok sevdim.

Ben yurtdışında gittiğim için mutlaka farklılıklar olacaktır fakat Türkiye’de de Sortie bünyesinde olan “Al Catra” isimli restaurantta aynı gelenekler ile Brezilya Mutfağını tatmak mümkün.

Afiyet Olsun!!

IMG_3332                                  fft16_mf2417964

-Pınar Binay (Konuk Yazar)

Özgecan Aslan #2

Bu konuyla ilgili ben de birkaç şey eklemek istedim: Böyle haberleri genellikle okumamaya, boş vermeye çalışıyor, politika ve tartışmalı konulara pek değinmemeye uğraşıyorum. Biliyorum ki düşündükçe, kurcaladikça ve okudukça (ki her gun bu haberlerden en az 5 tanesini facebook sayfamda görüyorum) yaşadığım bu ülkeden daha da soğuyacak, mensubu olduğum bu milletten kendimi daha da uzak hissedecek, kendi cinsiyetimden ve erkekliğimden utanacağım. Hepsine ve her şeye rağmen bu haber benim için bardağı taşıran son damla,  suskunluğumu bozmama sebep olan itici güç oldu. Loca Libera’da yemek ve gezi uzerine yaziyorum, tıpkı arkadaşlarım ve çevrem gibi pembe bir “yapay” dünyada, adeta bir fanusun içinde yaşiyormuş gibi hissediyorum. Oysa gerçekle çok yakın yaşıyoruz aslında: Tecavüz, cinayet, kadına şiddet, insan ticareti, cinsel eğilimlere baski sonucu intihar ve tacizler, düşünceye konulan limitler ve tabular… Bunlarin hepsi Türkiye’nin gerçekleri, ve durum sadece Türkiye’de de değil, bu coğrafyadaki bir sürü ülkede çoğu arkadaşımın sandığından da kötü. Bu haberi okuyunca ben dahil herkes “inanmıyorum” gibi tepkiler verdi fakat bunlar aslında her gün gerçekleşen ama sonuçları olarak yükselen sessiz çığlıkların duyulmadığı olaylar, bunlar gerçekler. Doğuda moğuda değil, Mersin’de yaşanan bu olay ve Özgecan’ın da bizim yaşantımıza, hatta arkadaş çevrelerimize gayet yakın bulunan 20 yaşında bir öğrenci olması bu hadisenin ne kadar iğrenç, durumun ne kadar korkunç, gerçeğin ne kadar da yakın olduğunu gösterdi bize. Ben de bir erkeğim ve fakat sadece kadın  haklarını değil, herkesin insani haklarını savunuyorum; Türk’üm ve bununla mutluyum ve fakat ülkemin insanından her gün kendimi daha da uzak ve farklı hissediyorum; gencim ve yeni jenerasyonumuzun bambaşka olacağını umarken iyi yerine daha da kötüye gidildiğini hissediyorum. İnsanı, kadını ve Özgecan’ı hayvan gibi gören bu şahıslara da ne ölçüde insan muamelesi yapılması gerektiğini sorguluyorum. Bu yazıyı yazıyorum çünkü doluyum; çünkü utanıyorum; çünkü nefret ediyorum; çünkü insanların ses, hatta çığlıklarının susturulmasına, bazı kesim ve politik grupların kadını yalnızca evde oturması gereken bir doğurganlık objesi olarak “anne” veya diğer takdirde (Çalıştığı, okuduğu, dışarı çıktığı, kahkaha atıp süslendiği, erkek arkadaşıyla görüşüp, hatta eğer hamile kalırsa sonrasında kürtaj yaptırmayı tercih ettiği için) “kendi aranan” bir seks objesi olarak görmelerine dayanamıyorum. “Sevgililer Günü”ne sevgisiz insanlarin “sevgiyi ve umudu” öldürmeleri ile uyanmak üzücü oldu, daha üzücüsü ise bunun üzerine hala ve tekrardan suskunluğa dönmek, yine etrafimızda olanları yarı-saydam bir pencereden izlemek olacak. Bu yüzden susmayın, pencereniz buğulandıysa eğer camını silip tehlikeyi daha net görün. Eğer bu böyle devam ederse yarın sizin, kızınızın, arkadaşlarınızın da başına gelebilecekleri, suçun cezasızlığı karşısında yozlaşan toplumda oğlunuzun, çocuğunuzun, kendinizin de bu olayları normal görmeye başlayabileceğinizi düşünün. Eğer şimdi susarsak ileride sesimiz hiç çıkmayacak…

Edit: İnternette insanların “İdam, idam!” şeklinde yazılar yazdığını ve ekonomi bakanının idamın tartışılacağını söylemesi üzerine bir edit yapmak istedim: İdam suçluya bir ceza değil, geride kalanlara gözdağı verme aracıdır. İdam, suçlunun yaşam süresini kısaltarak çoğu durumda aslında ona bir hediye sayılabilir. Hapis ve türlü cezalar ise suçluyu hayatindan alıkoyar, onun başka birinin özgürlüğünü elinden alması sonucu suçlunun temel özgürlüklerini kısıtlar, onu “mahkum” eder. Bu durumda hak çiğnemiş suçlunun bazi hakları elinden alınır, suçlu bu şekilde yaptıklarının sonucunu görür. Türkiye’de bunun çok da dengeli olmadığını, cinayet işleyen biri ile suçu hiçbir zaman ispatlanamamış bir kişinin aynı cezayı alabilmelerinin mümkün olduğunu biliyorum, fakat yine de idamın oldukça yanlış olduğuna ve de çok yanlış durumlarda yanlış yere kullanabileceğine inanıyorum.

– Sinan Onukar (Konuk Yazar) (14.02.2015)

***

Hepimiz çok kötü bir haberle başladık günümüze. İnternette dolaşırken “Flash Haber” başlığı altında toplanmış birçok yazı gördük. Bir genç kızın tecavüze uğrayıp öldürülmesiyle ilgiliydi hepsi. Olayı zaten biliyorsunuz, dönüp dolaşarak aynı şeyleri tekrarlamamın bir mantığı yok. Fakat şunu söylemek isterim ki, artık yaşadığımız ülkede rahatça dolaşmak diye bir şeyin olmadığını anlıyoruz her geçen gün ve bu çok ürkütücü. Özellikle bayanlar türlü türlü tacizlere maruz kalıyorlar. Bir söz veya bir bakış bile yetiyor insanın rahatsız olması için…

Başka ülkelerde böyle şeyler olmuyor mu? Tabii ki oluyor. Fakat devlet, bireylere hak ettikleri cezayı vermesi gerektiğini biliyor; belirli kurallar var, insanlar onların dışına çıkmaya korkuyorlar. Aksi takdirde hayatlarının eskisi gibi olmayacağını biliyorlar çünkü. Keşke bizde de öyle olsa. İnsanlar kötü bir olaya neden olduklarında birtakım sonuçların da bununla birlikte geleceğini bilseler. Fakat bırakın bunu bilmeyi, bazı insanlar suçu kurban giden kişide bile arayabiliyorlar. Biri, bu konuyla ilgili bir yazının altına Özgecan için “Yapmıştır bir şey.” diye yorum atmış. İnsan küplere biniyor bu tarz yorumlar görünce. Senin annenin, kız kardeşinin, sevgilinin ya da hayatında değer verdiğin herhangi bir kız arkadaşının hayatını bu şekilde biri elinden alsa acaba aynı şekilde konuşacak mısın?

Bu acı haberi birkaç hafta sonra belki bizler unutacağız ve hayatımıza olduğu gibi devam edeceğiz. Fakat Özgecan’ın ailesi ve sevenleri için aynı şey geçerli olmayacak. Hepsine teker teker baş sağlığı diliyoruz. Umarız ki bunun gibi aşağılık ve iğrenç davranışlar karşılıksız bırakılmaz ve huzur içinde yatar “ÖZGECANLAR”…

-Pelinsu Arslan (Konuk Yazar) (14.02.2015)

fft16_mf5305639