Fransa Günlüğüm #1: Tüyolar, görülmesi gerekenler, restoran ve otel önerileri, müzelere nasıl bedava girebilirsiniz, vs…

Herkese merhaba! Uzun süredir bloğumuza yazı yazma şansım olmadı çünkü sömestr tatilimi Paris’te geçirmekteydim. Sabah altı veya yedide kalkıyor, en geç otelden dokuzda ayrılıyor ve geç saatlere kadar dışarıda kalarak şehri tanımaya çalışıyorduk. Altı saatlik uykuyla ayakta zar zor dururken bırakın yazı yazmayı, oturduğum yerden kalkmayı imkansız görüyordum. Annemin telefonunda bulunan uygulamaya göre bir günde en az 25 km yürüyormuşuz. Şaka gibi ama gerçek! Bu yüzden de eve dönene kadar bir şey yazmama kararı aldım. Umarım yazdığım yazılar ilginizi çeker ve Paris’e gidecek olanlara yardımda bulunur. Neyse, ben lafı daha fazla uzatmayayım. Haydi o zaman, iyi okumalar. 🙂

  1. Gün:

Telefonun sesinin uykumu bölmesiyle birlikte yataktan fırladım. Bavulum hazırdı, uçağa giderken giyineceklerim odamdaki koltuğun üstünde “hazır ol” duruşundaki askerler misali giyinilmeyi bekliyorlardı. Ne annemi, ne annemin eşini (İbrahim amca), ne de annemin eşinin kızını (Yaren) bekletmediğim için adeta sevinçten zıplayacaktım. Çünkü şöyle bir gerçek var ki evden çıkması en zor olan kişi hep benimdir.

Atatürk Havaalanı’na gideceğimizi zannederken bir anda kendimizi Sabiha Gökçen’de bulduk. Yol boyunca İbrahim amcanın kafasını “Doğru mu gidiyoruz?”, “Aa ama burası Atatürk Havaalanı değil ki!” gibi şeyler söyleyerek şişirirken anladım ki sabaha biraz heyecanlı başlayalım diye aslında uçağımız Sabiha Gökçen’den kalkacakken bizi Atatürk Havaalanı’ndan kalkacak diye kandırmıştı. Böylece hepimiz “Ya uçağı kaçırırsak?” korkusuyla uyku sersemi halimizden çıkmıştık.

Uçağın kalkacağı kapıya gitmeden önce Starbucks’ta zaman geçirirken bir Fransız ile tanıştık. Bahreyn’den Paris’e geçerken İstanbul’da inmiş ve diğer uçağının kalkmasını bekliyormuş. Hani yabancı bir dil öğrenirsiniz ve aileniz her o dilden şarkı duyduğunda “Ne diyor, ne diyoorr?!” diye sizi sıkıştırır ya, aynı o şekilde Clement ile konuşmam için de beni sıkıştırdılar. Fakat iyi ki de sıkıştırmışlar! Kendisiyle havadan sudan konuşurken bir anda Charlie Hebdo hakkında konuşurken buldum kendimi. En çok merak ettiğim şeyi sordum ona: Fransa Müslümanlara karşı ırkçı davranıyor mu? Aldığım cevap beni kesinlikle tatmin etti. Dediğine göre Fransa’da çok sayıda Müslüman yaşamaktaymış ve hatta kendisi de Müslümanmış. Devletin hoşgörü sahibi olduğunu ve eğer bir ayrımcılık söz konusu olsaydı bunu rahatlıkla bizimle paylaşabileceğini belirtti. Bunun yanında da artık devletin solcu olduğunu eklemeden geçmedi.

Birlikte geçirdiğimiz zamanın sonunda Clement bize telefon numarasını verdi ve eğer bir sorumuz olursa rahatlıkla ona yazabileceğimizi söyledi. Bunun sonucunda biz de ona maillerimizle telefon numaralarımızı verdik ve eğer İstanbul’a gelecek olursa onu ağırlamaktan mutluluk duyacağımızı belirttik. Kendisi çok tatlı bir insandı, sevgi doluydu. Çok sevdik biz onu!

002  (Fotoğrafı ben çektiğim için ne yazık ki yanlarında yokum + en sağdaki kişi yeni arkadaşımız Clement.)

Paris’te otelimize yerleşir yerleşmez soluğu Louvre Müzesi’nde aldık. Eğer Paris’e gidecekseniz mutlaka görmeniz gereken bir yer olduğunu söylemeye gerek bile duymuyorum. Sizlere Louvre hakkında detaylı bilgi vermek isterdim fakat o kadar büyük bir müze ki nereden başlamam gerekir onu bile bilmiyorum. Fakat temel birkaç bilgi verebilirim. Fransız Devrimi sonrası açılmış olan ilk devlet müzesidir. Philippe Auguste (Fransa Kralı) tarafından inşa ettirilmiştir ve ismi “kuvvet, güç” anlamına gelmektedir. Önce kraliyet merkezi olarak kullanılmış fakat 1793’te müze haline getirilmiştir. 1871’de büyük bir yangın çıkmıştır ve tadilatlar, yapılandırmalar derken 1932’de bina son şeklini almıştır.

unnamed           unnamed (5)

Müze yedi bölümden oluşmaktadır. Biz okulda Rönesans ve Orta Çağ’ı işlediğimiz için özellikle o döneme ait olan eserleri inceledim. Ama sizler arzu ederseniz Mısır, Yakın Doğu, Grek, Roman vs. eserlerine de bakabilirsiniz. Ayrıca her ayın ilk pazar günü müzelere bedava girebiliyorsunuz! Planlarınızı yaparken bunu göz önünde bulundurun derim ben…


unnamed (8)      unnamed (6)

Neredeyse unutuyordum; müzenin içindeki İslami Dönem altında toplanan eserlerin bulunduğu kısım kapatılmıştı ya da restorasyon altına alınmıştı, bilmiyorum. Fakat bana kapatılmış gibi geldi. Nedeni malum…

unnamed (11)

Louvre’dan çıkmamız nereden baksanız iki buçuk saatimizi almıştı. Zaten dışarı çıktığımızda hava kararmıştı ve açlıktan ölüyorduk. Aklımızda yiyecek bir mekan olmadığı için dolaşırken gördüğümüz ilk restorana girdik. İlk başta Türklerin orayı işlettiğini düşünmüştük fakat sonradan Arap olduklarını anladık. Adı Resto Louvre ve bence dünyanın en güzel patatesiyle tavuk dönerini yapıyorlar. Ben hayatımda o kadar lezzetli döner yemedim. Eminim diğer yemekleri de bir o kadar lezzetlidir. Ayrıca fiyatları da çok uygun. Oraya gitmenizi şiddetle öneriyorum!

Restoranın ve yemeğin resmini çekmek otele dönerken aklıma geldiği için hepinizden özür dilerim. Fakat yolda giderken gördüğüm ve şirin bulduğum birkaç restoran vardı. Kendimi affettirmek amacıyla onların resmini çektim. Umarım beğenirsiniz.

unnamed (2)  unnamed (10) unnamed (3)

Otelimiz Saint Michel’de bulunduğu için giderken Notre Dame Kilisesi’ne uğradık. Pazar gecesi olduğu için içeride birçok insan bulunmaktaydı ve ayin vardı. Ayin esnasında insanlar Papazı rahatlıkla görebilsinler diye kilisenin içine birkaç tane televizyon yerleştirilmiş. Benim için çok ilginç bir deneyimdi çünkü hayatımda daha önce hiç ayin yapılırken bir kiliseye girmemiştim. Bu heyecanımı sizlerle paylaşabilmek için videoya kaydettim. Papazı kilisenin içerisindeki sütunlar yüzünden pek çekemedim fakat televizyondan kendisini görebilirsiniz.

Son olarak sizlerle kaldığımız oteli paylaşmak istiyorum. Saint Michel’de bulunmakta, adı Citadines ve apart otel şeklinde. Bir aile veya kalabalık olan bir grup için çok kullanışlı. Odalarda elektrikli ocak, buzdolabı, bulaşık makinesi, çatal-bıçak takımları var. İsterseniz salonda bulunan koltuğu açabiliyorsunuz. Koltuğun içinde iki tane ayrı ayrı yatak var ve öyle bir sistem kurmuşlar ki, onları yerleştirdiğinizde normal bir koltuk gibi duruyorlar. Bana kalırsa bu sistem inanılmaz kullanışlı. Odada kahvaltı yapmak isterseniz diye masa ve sandalyeler de bulunuyor. Tıpkı bir ev gibi. En güzel özelliği de şehrin tam merkezinde oluşu. Hatta bizi otele bırakan taksi şoförü bile otelimizin tam merkezde bulunduğunu ve çok doğru bir seçim yaptığımızı söyledi. Kısacası Paris’te kalacak olanlara şiddetle öneririm!

unnamed (12) unnamed (14)  unnamed (15) unnamed (16)unnamed (13)

Her günü detaylı bir şekilde anlattığım için yazılarımı bölüm bölüm paylaşmayı düşünüyorum. Bir ertesi gün için gelecek yazıyı beklemeniz gerekecek çünkü anlatacak çok fazla şey var. Her yaptığımızı bir yazıda toplarsam sıkılacağınızı düşündüm. O yüzden de yazılarımı bu şekilde paylaşacağım. Umarım ilk günümüz hoşunuza gitmiştir. Gelecek yazımda Disneyland’e nasıl gidildiğini, nasıl indirim alarak iki kısma da girebileceğinizi, mutlaka binmeniz gereken oyuncakları ve daha birçok şeyi sizlerle paylaşacağım.

Mesdames et Messieurs, à bientôt!

-Pelinsu Arslan (Konuk Yazar)

NOT: İlk gün yağmur yağıyordu bu yüzden fotoğraf makinemi yanıma almamıştım. Sonradan yükleyeceğim resimlerin kalitesi çok daha güzel olacak, merak etmeyin! 🙂

Leave a Reply