Fransa Günlüğüm #3: Salyangoz nerede yenmeli? Sacré-Coeur, Galerie Vivienne, Ressamlar Tepesi, Moulin Rouge, Lafayette…

Mesdames et Messieurs, tekrardan merhabalar! Disneyland hakkındaki bir önceki yazımda da belirttiğim gibi bugün sizlere daha çok tarihsel mekanlardan bahsedeceğim. He, tabii ki bunun yanında restoran önerileri de var! Bence bir gezinin en önemli parçalarından biri nerede yenmesi gerektiğini bilmek. Şahsen ben gitmem gereken restoranları bilmediğim ve farklı bir kültürün damak tadına arkadaşlık edemediğim sürece denemem gereken yemekleri kaçırıyormuşum gibi hissediyorum. Bu yüzden tadıp da beğendiğim bir şeyi sizlerle paylaşmamak bana dert olur inanın ki. Ee o zaman, bir gezgin/gurme olmaya hepiniz hazır mısınız?

  1. Gün:

Rüyamda ne gördüğümü hatırlamıyorum, fakat beni öyle bir içine çekmiş olmalı ki sabah uyandığımda başka bir gezegenden gelmiş gibi hissediyordum kendimi. Belki de kilometrelerce yürümenin getirdiği sonuçlardan bir tanesiydi bu. Derin bir uykudan uyanıp da kendinizi bu dünyaya ait hissetmeniz neredeyse imkansız çünkü! Yataktan kalkmayı geçtim, asıl sıkıntı tam bir uzaylı gibi hissederken aynaya bakarak darmadağınık olmuş saçlarınızı görmek sanırım. Bayanlar beni anlarlar herhalde, hele ki makyajlarını bir önceki gece çıkarmakta başarılı olamamışlarsa. İşte o zaman tam bir yaratık oluyoruz. Ben de bu sabah kendimi “yaratık” gibi hissediyordum!

Öyle ya da böyle, yorgunluktan şişmiş suratımla ve üşümemek için otuz kat giyinerek altı kilo fazla gözükmeme neden olan kıyafetlerimle otelden dışarı attım kendimi. Pont Neuf’ün üzerinden yaşlı teyzeler gibi “Ay ayaklarım ağrıyor, başım çatlıyor; sanırım felç oldum…” diye söylene söylene geçerken fark ettim ki söylenmek için saat daha çok erkendi ve ben gelinini sevmeyen kaynana misali bir türlü susmak bilmiyordum.

Az gittik, uz gittik; dere tepe düz gittik, sonunda beni uyandırmayı başarabilecek bir pasajın içerisine girdik. Adı Galerie Vivienne ve gerçekten de çok ilginç bir havası var. Pasajın içinde dekorasyon amaçlı kullandıkları ışıklar size yılbaşı döneminin huzurunu verirken sağda ve solda olmak üzere bulunan kitapçılarla antikacılar sizi adeta başka bir dünyaya sürüklüyorlar.

022  035  024036     029

Buradan çıktıktan sonra Sacré-Coeur’e gittiğimizi zannederek adımlarımı atarken bir anda kendimi Palais Garnier adlı opera binasının önünde buldum. Açıkçası ben öyle opera tutkusuyla yanıp tutuşan biri değilimdir, hatta operayla ilgili pek çok şeyin ilgimi çekmediğini söyleyebilirim. Fakat bu binayı görmemle birlikte İstanbul’a geldikten sonra İtalyanca, İspanyolca, Fransızca olsun, hiç fark etmez, herhangi bir opera gösterisine gitme isteği oluştu bende. Pek vaktimiz olmadığı için binanın içini göremedik ama sizin gezebilme fırsatınız olursa lütfen benim yerime de bu şansı değerlendirin!

061

Palais Garnier’in hikayesi bana kalırsa oldukça ilginç. III. Napolyon’a 1858’de bir suikast düzenlenmiştir. Kendisi hiçbir yara almadan eşiyle kaçarak kurtulmayı başarmıştır fakat o gün birçok kişi yaralanmıştır, hatta ölmüştür. Bunun üzerine III. Napolyon, olayın ertesi günü, eski opera binasının bulunduğu yere yeni bir opera binasının inşa edilmesini istemiştir ve mimarı seçme amacıyla yarışmalar düzenlemiştir. Bu yarışmalardan birinci çıkan otuz altı yaşındaki Charles Garnier adlı bir mimar olmuştur ve bu opera binası onun yaptığı ilk mimaridir.

063                   066

Buradaki işimizi bitirdikten sonra Palais Garnier’in birkaç sokak ötesinde bulunan Galaries Lafayette adlı alışveriş merkezi tarzında bir yere doğru yola koyulduk. Aslını söylemek gerekirse yol boyunca içimden “Paris’e gelmişiz, alışveriş merkezine giriyoruz. Sanki İstanbul’da bunlardan hiç yok. Önüm arkam sağım solum sobe, saklanmayan alışveriş merkezi ebe resmen!” diye söyleniyordum fakat içeri girince fikrim tamamıyla değişti.

079                 077

İçerisi birçok markanın bulunduğu bir cennet gibiydi, kabul ediyorum. Fakat onu güzel yapan şey sanırım tavanın inanılmaz yüksek olması ve şeklinin bir kiliseyi anımsatmasıydı. Lafayette’e girince insan kendisini her ne kadar kapitalist bir dünyaya adım atmış gibi hissetse de, bence geçmişi ve geçmişin mimarisini unutturmayan, farklı bir yer burası. Alışveriş yapmayacaksanız bile girip bir görün derim. Şahsen ben öyle yaptım.

076 082 075

083 080 081

Eveeet, artık sıra Sacré-Coeur’de! Burayı neden bu kadar merak ettiğim hakkında hiçbir fikrim yok. Belki de okulda geçirdiğim zaman boyunca hocaların ara sıra ismini kulağımıza çıtlatıyor oluşlarından etkilendim, bilmiyorum. Ama burayı görmeyi gerçekten de çok istiyordum!

147                  145

Türkçe’de “kutsal kalp” anlamına gelen Sacré-Coeur, ilk yazımda bahsettiğim Notre Dame Katedrali’nden sonra en çok ziyaret edilen kilisedir. Fransa-Prusya Savaşı’nda mücadele eden Fransız askerlerinin anısına yapılmıştır ve Paris’in en yüksek rakımında yer almaktadır. Yapımı her ne kadar 1914’de bitmiş olsa da halka açılması I. Dünya Savaşı’ndan sonrasını bulmuştur. Sacré-Coeur’e ulaşmak için oldukça uzun iki merdiven çıkmak zorundasınız ya da annemler daha çok hareket edelim ve yorgun düşüp bayılalım diye Yaren’le bizi en zor kısımdan yukarı çıkarttılar, bilmiyorum. Fakat şaka bir yana, gitmeye hazırlanmadan önce ısınma hareketlerinizi tam yaptığınızdan emin olun!

172  157  160

(İçeride fotoğraf çekmek yasak olduğu için ve çektiğiniz anda size “Pas de photo!” diye bağırarak gelen güvenlik görevlileri olduğundan sizlerle paylaşabilmek adına çekebildiğim sadece bir tane fotoğraf var. Emin olun bu duruma en az ben de sizin kadar üzgünüm.)

181

Sacré-Coeur’e gelmişken Ressamlar Tepesi’ne gitmezsek olmaz dedik ve kiliseden çıkar çıkmaz soluğu orada aldık. Birçok sanatçının bir araya geldiği bir ev gibi düşünün bu tepeyi, çünkü bana kalırsa buradaki ressamlar da öyle düşünüyorlar. Bu evde misafir olansa bizleriz, yani turistler. Bizleri çok güzel ağırlıyorlar, onların resimlerini çekmeye çalıştığımızda terslemiyorlar ya da bize engel olmuyorlar. Sanatın her türlüsüne evet diyorlar. Bence Ressamlar Tepesi bu yüzden çok ilham verici.  Hayata karşı başka açılardan bakarak geleceğe yönelik güzel hayaller kurmanızı sağlıyorlar. O kadar güzel bir enerji var ki burada, kim bu coşku dolu aileye birkaç dakikalığına da olsa katılıp misafir olmak istemez ki?

175    182

Sacré-Coeur ile işimiz de bittiğine göre sıra artık Moulin Rouge’daydı. Pigalle adında bir yerde bulunmakta olan bu gösteri merkezini her ne kadar duymuş olsam da nasıl bir bölgede olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Caddenin başından sonuna kadar “erotik shop” adı altında açılmış dükkanların bulunduğunu bilmediğim gibi polisleri toplu bir halde bisikletle dolaşırken her gördüğümde “Acaba niye bu kadar polis var?” diye kendime sormadan edemiyordum. Fakat Moulin Rouge’a yaklaştıkça bu tarz sorularım azaldı ve Pigalle’in çok da “münasip” bir yer olmadığını fark etmiş oldum.

193   209

204

Artık günümüzün sonlarına geliyorum. Moulin Rouge’dan sonra tabii ki çok dolaştık, hatta o kadar çok dolaştık ki fotoğraf makinesini boynumda taşımaktan yorulmuş ve havanın kararmasıyla birlikte çantama kaldırmak zorunda kalmıştım. Fakat bu, yediğimiz yemeğin resmini çekmeme engel olmadı!

Fransa’nın Eyfel Kulesi ünlü olduğu gibi yemek açısından da salyangozları ünlüdür. Eğer Fransa’ya geldiyseniz ve salyangoz yemeden döndüyseniz çok şey kaçırmışsınız! Ama aklınızda tekrardan gelmek varsa doğruca L’Escargot (Salyangoz) adlı restorana yönelmenizi öneriyorum. Buraya gelmeden önce de adını duyduğum bir restorandı ve en iyi salyangozun burada yapıldığını söylemişlerdi. Paris’te de araştırdık ve gelin görün ki bu restoran gerçekten de çok ünlü. Açıkçası biz garsonlarından, yemeklerinden, dekorasyonundan; kısacası  her şeyinden oldukça memnun kaldık. Hepinize buraya gelmenizi şiddetle öneriyorum!

escargot   escatgot 2

Bu seferlik benden bu kadar! Bir dahaki yazımda tekrardan görüşmek üzere. À bientôt!

-Pelinsu Arslan (Konuk Yazar)

Fransa Günlüğüm #1: Müzelere nasıl bedava girebilirsiniz? Görülmesi gereken yerler: Louvre, Notre Dame Katedrali, restoran ve otel önerileri… 

Fransa Günlüğüm #2: Disneyland’e nasıl gidebilirsiniz? Nasıl indirim alabilirsiniz? Hangi oyuncaklara mutlaka binmelisiniz? 

Kaynakça: http://tr.wikipedia.org/wiki/Palais_Garnier, http://tr.wikipedia.org/wiki/Sacr%C3%A9-C%C5%93ur_Bazilikas%C4%B1,_Paris,

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s