exhibitions’15 bölüm:1

   Eminim hepimizin zaaf noktaları vardır. Kimisi konu müziğine gelince hassaslaşır, sahiplenir. Sevdiği albümün plak versiyonu çıksın, ilk o almak ister. Benim için de söz konusu olan yemek ve müzeyse, sahiplenirim bırakmam. Yemek ve gurme lezzetler başka yazıya kalsın bu yazıda size son zamanlarda gitme fırsatı bulduğum sergilerden bahsetmek istiyorum. Bir önceki yazımda Masumiyet Müzesi’nden bahsetme fırsatım olmuştu. İlk olarak eklemeliyim ki, kesinlikle ilk fırsatta kitabı okuyup bitirdikten sonra müzeyi tekrar gezeceğim. Müze listemde birinciliği bu madde alıyor. Şimdi gelelim bu sergilere…

Şubat ayının ortalarında İstanbul Modern’deki Şahin Kaygun sergisine gitme fırsatı buldum sonrasında da Şubat ayı sonlarına denk gelen ziyaretimde Mehmet Güleryüz sergisi. Şahin Kaygun, önemli bir Türk fotoğrafçı. Çektiği polaroidların üstüne katmanlar ekleyerek çoğu çalışmasını oluşturmuş. Diğerleri ise video veya normal fotoğraf olarak bulunabiliyor. “‘ ‘Ben fotoğraf çekmiyorum, fotoğraf yapıyorum’ diyen sanatçı için, ortaya çıkan her kare onun tasarladığı  bir sahnedir. Önce zihninde kurguladığı kompozisyonu tasarlar, sonra fotoğrafı çeker; karanlık odada devam eden süreçte, rastlantılara yer yoktur. Kaygun, kazıyarak, renklendirerek, çizerek fotoğraftaki istemediği detayları siler, kendi istediklerini ekler.” Benim bu sergide özellikle hoşuma giden polaroidlar adeta polaroid gibi değil de gerçek hayatın pastel renkli yansımaları gibi. Duvarlara asılmış minik çerçevelerin bende uyandırdığı soyut hissi sevdim. Mehmet Güleryüz’e gelecek olursak,  “Ressam ve Resim: Mehmet Güleryüz Retrospektifi” adlı sergisinde özellikle fırça darbelerinin ve renklerin temel alındığı resimler ve belki de sosyo-kültürel anlam taşıyan heykeller bulunuyordu. Yanlış hatırlamıyorsam gravür ve texture çalışmaları da sergileniyordu. Şahin Kaygun sergisi bitmiş olsa da Mehmet Güleryüz sergisi Haziran sonuna kadar İstanbul Modern’de ziyaretçilere açık.

Mehmet Güleryüz
Mehmet Güleryüz
kolaj1_716x244_1488_5412491
şahinkaygun

Bir sonraki sergi yine İstanbul Modern’de bulunan “Magnum – Kontakt Baskılar” sergisi. “Magnum – Kontakt Baskılar sergisi, dünyanın en prestijli fotoğraf ajanslarından Magnum Photos’un geçtiğimiz yüzyıldan bu yana görsel kültürde iz bırakan fotoğraflarının yaratım süreçlerini kontakt baskılar üzerinden keşfe çıkıyor. Sergi, Magnum’un dünyaca tanınan üyelerinin birinci ağızdan hikayelerini de aktararak, fotoğrafçıların karar alma süreçlerini açık bir şekilde görme ve kavrama imkanı sağlıyor.” Sergide özellikle hoşuma giden Robert Capa imzalı Normandiya çıkarması, Philip Jones Griffiths’in Vietnam Savaşı ve Thomas Hoepker yapıtı 9/11 eserleri oldu. Fotoğraflar önemli bir anı yakalamakla kalmamış ama aynı zamanda bunu baskı kalitesi ve renklerin yoğunluyla başka bir boyuta aktarmış. Analog fotoğrafların baskıya yansıması eminim bütün ziyaretçilerin hoşuna gidecektir. Sergi Ağustos’a kadar açık.

İkinci durağımız Borusan Contemporary. Contemporary sanatı çok seven biri olarak şubat ayındaki ziyaretimde “Ortak Zemin: Su” ve “Uvertür” sergilerini çok zayıf buldum. Benim için iki sergideki eserler de gösterişsiz ve dikkat çekmeyen biçimde tasarlanmışlardı. Kullanmayı sevmediğim bir kelime olsa da bu sefer “sıkıcı” damgasını bastırmak zorundayım. Manzarası müthiş olan bu müze artık beni iki seferdir sergileriyle hüsrana uğratıyor.  Öte yana koleksiyondaki eserler her zaman güzel. Ama bir müzeye daha önceden görmüş olduğum “permanent” eserleri görmek için kaç kere gidebilirim ki? Koleksiyondan favorilerim Ivn Navarro imzalı EXODO ve Jennifer Steinkamp yapımı “Mars’a Uçuş” videosu.

Exodo - Ivn Navarro
Exodo – Ivn Navarro

Son nokta olarak Pera Müzesi’nde Alberto Giacometti. Alberto Giacometti’yi daha önceden duymamıştım sonrasında araştırma yaptıktan sonra öğrendim ünlü bir heykeltıraş olduğunu. Sergide Paris göndermeli bir çok eser bulunmakta ve Paris aşığı olarak serginin bu özelliğine bayıldım. “Gençlik dönemi yapıtlarına ayrılan ilk bölümde, Alberto Giacometti’nin 1922-1935 arasında, Post-Kübist sanatçılar ve Gerçeküstücü akımla ilişkisi, Paris’te yaptığı önemli bir heykel grubu, Paris’teki ilk yıllarını ve dönemin sanat sahnesinde oynadığı belirleyici rolü açığa vuruyor.
İkinci bölüm, büyük yapıtlarla birlikte çoğunluğu 1950-1960 yılları arasında gerçekleştirilmiş, sanatçının dünya algısını geliştirdiği ve gerçeği olduğu gibi değil de gördüğü gibi yansıttığı olgunluk dönemi yapıtlarını ele alıyor.” İki parçalı bu sergide Giacometti’nin heykellerinden, gerçeküstülük hatta neredeyse empresyonizm imzası taşıyan tablolarını bulabilirsiniz. Ben hem heykellerini hem de tablolarını çok beğendim aynı zamanda sergide oldukça geniş bir seçkide eserler bulunuyor. Bu da daha kapsamlı yapıyor ve sanatçıyı daha çok tanımamızı sağlıyor. Giacometti, evrensel temaları yapıtlarını inceleyenlerin içine başarıyla işleyebilmiş bir sanatçı. Sergi Nisan sonuna kadar açık.

a_4727
Alberto Giacometti

 Şimdilik sergiler hakkında bu kadar ama daha gitmek istediğim tonlarca sergi ve müze olduğu için bu konudaki son yazım olmayacağı kesin!

-Defne Anlaş (Konuk Yazar)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s