AMSTERDAM

Başkasının sınırlarını ihmal etmedikçe her şeyin özgür olduğu şehir: Amsterdam. Tolerans, kanallar, bisiklet, ve lale bu şehri en iyi anlatan kavramlar olsa gerek. Amsterdam Avrupa’nın en çok ziyaret edilen ve de kesinlikle en düzenli şehirlerinden biri. Oldukça küçük olmasına rağmen mimarisi, her sokakta karşınıza çıkan büyüleyici kanalları, gizli köşeleri ve sokak aralarında barındırdığı büyüleyici mağazalar ile her ziyaretçisini hayran bırakıyor.

20150326_170912

Amsterdam’ın kuruluşu 13.yüzyılda bir balıkçı kasabası olmasıyla başlasa da, mimari yapısı ve kültürel mirası aslında 16-17.yüzyılda oluşmuş. 1585-1672 arası şehrin “Altın Çağı” sayılıyor. Bu tarihler arası Amsterdam dünyanın en büyük market şehriydi. Amerika kıtasından ve de Afrika, Hindistan, ve Pasifikteki Fransız, İngiliz ve Hollanda kolonilerinden gelen malların tümü Amsterdam’a geliyor, burdan tüm Avrupa’ya yayılıyordu. Bir denizcilik ve ticaret merkezi haline gelen bu zengin şehirin ayakta kalan çoğu binası ve tarihi anıtların neredeyse tamamı bu dönemde yapılmış, kanallar ve köprüler de bu dönemde inşaa edilmiş.

20150326_133714

Amsterdam’ın altın çağı şu an Hollanda kültürünü oluşturan temel unsur. Buna rağmen Hollandalıların ve açıkçası Benelüks bölgesinin pek de zengin bir yemek kültürü olmadığını yazımda belirtmek isterim, komşusu İskandinav ülkeleri ve de Fransa-Almanya karşısında oldukça geri kalıyor. Bu açığını dünya mutfaklarının en iyi örneklerini bünyesinde toplamasıyla kapatıyor. Amsterdam’da en ünlü mutfak Endonezya-Asya mutfağı örneğin, her yerde bulmak mümkün. Özellikle de “Rijstaffel” yani “Rice table” denenmesi kesinlikle gereken bir yemek. Biraz bizdeki Ramazan sofralarına benziyor, her şeyden biraz biraz masaya donatılıyor. Paylaşmak için en ideal yemek, genellikle kişi başı 20-35 euro arası değişiyor. Bu “Pirinç masası”, Hollandalı askerlerin Endonezya adalarında birbirinden farklı yemeklerle karşılaşmaları ve birbirlerine tattıklarını anlatmalarından sonra hepsinin kendi tattığı yemekleri gemilerine koyup bir ziyafet sırasında hepsini masaya koymaları sonucunda ortaya çıkmış.

rijsttafel

Bunun dışında yine çok gördüğümüz mavi-beyaz porselenler de yine 17.yüzyılda Çin’de tanınmış, Hollandalılar tarafından Avrupa’ya getirilmiş ve de sonraki yüzyıllarda soyluların vazgeçemediği bir obje haline dönmüş. Farklı kültürlerin birarada yaşadığı Amsterdam, gezmesi ve alışması en kolay şehirlerden bir tanesi, her türlü mutfağın örnekleri var, şehir çok düzenli ve küçük, ayrıca herkes harika ingilizce konuşuyor, refah düzeyi de oldukça yüksek. Amsterdam’da biraz da yaşadıklarımdan bahsedeyim:

2z

Hollanda’ya bir MUN konferansı için gitmiş bulunmaktayım, konferanstan önce bir arkadaşımla okulla fırsat bulamayacağımız için 2 günlüğüne Amsterdam’a gitmeye karar verdik. 18 yaş altı çoğu otel almadığından dolayı bir hostelde kaldık, CocoMama. Hostel denince aklıma her zaman negatif düşünceler geliyordu, fakat Cocomama 2014’te Avrupa’nın en iyi hostellerinden biri seçilmesinin, “Tripadvisor Excellence” ödülünü alması ve de Amsterdam’daki ilk ve en başarılı “butik hostel” olmasının hakkını veriyor, yaratıcı odalarından (İnek-Kraliçe Beatrix-Lale-Porselen temalı) personelin ilgisine kadar her şey normal otellerden çok daha başarılı, hatta kusursuzdu.

45658_1 Self Portrait with two circles, by Rembrandt

Amsterdam’da neredeyse bir buçuk günümüz olduğundan oldukça hızlı hareket ettik ve ne kadar şey varsa hepsini yapmaya çalıştık. Sabah uçağımız 05.55’te olduğundan uykusuz bir şekilde Hollanda saatiyle saat 8.30 gibi Amsterdam’a vardık. Dikkat etmeniz gereken bir şey daha, bagaj alımı çıkışında Tourist İnfo’ya gidin ve kalacağınız gün süresi için Tramvay kartı ve gidiş-dönüş tren biletini direk alın. Central Station’dan otelinize tramvay ile gidebilirsiniz fakat dikkat edin, tramvaylar her zaman saatlerine uymuyor ve belirtilenden farklı duraklardan geçebiliyorlar. Amsterdam her köşesinde farklı bir sürpriz barındıran bir şehir; şehir merkezi oldukça küçük olduğundan şehrin bir ucu (mesela müzeler meydanından Central Station) en fazla 20-30 dakika sürüyor.

681x454

Amsterdam’da yapmanız gereken kendinizi şehre bırakmak, sokakları dolaşıp kanallar üzerimden geçmek. Ancak bu şekilde inanılmaz mağazaları keşfedebilir, birbirinden farklı manzaraların fotoğrafını çekebilir, küçük kafelerde ve brun cafelerde (Holanda’nın kızıl-kahverengi yerel pubları) Amstel, Heineken gibi yerel biraları içebilirsiniz. Bira demişken, eğer bira sevdalısıysanız veya özel yapım biralar içmek istiyorsanız Cafe Gollem, Cafe Brouw, Cafe Belgique veya Heineken Experience (Heineken biralarının yapımını görebilirsiniz)’a uğrayabilirsiniz. Cafelerde genellikle bira satılmasına rağmen oldukça güzel kahvaltı yerleri ve bistrolar da var, müzeleri gezmeden Museumplein veya Leidseplein’dan müzelere giden yol üzerinde bir yerde oturabilirsiniz, veya Rijks Museum içerisindeki kafede bir şeyler yiyebilirsiniz. Norveç somonunu ünlü bilsek de Norveç kadar somon ithal eden ülkelerden biri de Hollanda bu yüzden size somonlu bir yemek yemenizi öneririm.

2013-02-28-8157914466_b375e9b31b_b europe2012-111

İlk günümüzün tamamını müzelerde harcadık diyebiliriz, bu yüzden müzeler için en az 5 saat ayırmayı unutmayın. Müze gezmeyi çok seven biri olarak Amsterdam’ın bir müze cenneti olduğunu söylemeliyim. Rijks Museum Avrupa’nın en büyük ve dünyanın en iyi müzeleri arasında, renovasyondan yeni çıktığı için şu an gitmenin tam zamanı, özellikle de altın çağın baş ressamı Rembrandt’ı seviyorsanız çünkü şu an Rembrandt’ın en ünlü eserlerinin sergilendiği süreli “Late Rembrandt” sergisi var. Bunun dışında müzede 1100-2010 arası eserler görüyor, müzenin aslında bir saray olması, dolayısıyla mimari yapısı ve ışıklandırma teknikleri sayesinde kendinizi eserlerin içerisinde hissedebilirsiniz.

20150326_132022(0)

20-de-nachtwacht-in-rijksmuseum

Johannes_Vermeer_-_Het_melkmeisje_-_GoogleSelf Portrait with two circles, by Rembrandt20150325_140713

Ardından benim en sevdiğim artist olan, hayatı kadar eserleriyle de ses getirmiş Van Gogh’un müzesine gidip Van Gogh’un en ünlü eserlerini ve hayatından kesintileri görebilirsiniz. Stedelijk Museum da ise kontemporen eserler ve İskandinav tarzı modern sanat eserlerini görebiliyorsunuz. Ben modern sanatı daha çok sevdiğimden dolayı bu müzeyi tercih etmeme rağmen, müze sevmeyen biri olsanız bile Rijks’dan etkilenmemeniz mümkün değil.

4 The new Stedelijk Museum in Amsterdam, a00351083 006 Van-Gogh_1926747c

Müzelerin çok yakınında olan Vondelpark’ta soluklanabilir veya otelinize gidip üzerinizi değiştirebilirsiniz, eğer Amsterdam’da gece çıkacaksanız Amsterdam’ın “casual-chic street fashion”ına ayak uydursanız iyi olur. En güzel yemek yerlerinin olduğu caddelerden biri Utrectsestraat. Bu caddede Hint, Thai, Japon, Arjantin ne isterseniz bulabilirsiniz, Nişantaşı City’s deki Ali Ocakbaşı bile var. Ardından aynı yolu takip edip barlar ve publarla çevrili Rembrandtplein’da geceyi geçirebilirsiniz.

rembrandtplein-at-night-1024x659

Adsız resim

20150325_224336

Eğer dünyada hiç bir yerde göremeyceğiniz bir şey arıyorsanız, yolu takip etmeye devam edin ve kiliselerle içiçe olan Red Lights District’e gidin. Red lights district,gemicilerin uzun yolculuklar sonrası Amsterdam’a geldiklerinde cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için genelevlere akın etmeleri fakat bu genelevlerin sayısının yetmemesi sonucu yaratılmış. Bu uzun caddede hayatkadınları ve erkekleri, camların arkasında duruyor ve geçenleri içeri çağırıyorlar. Burası en büyük turist durağı, yaşlılar, gençler, çiftler erotik mağazaların, sex showların ve de genelevlerin tamamen yasal olduğu bir caddeden geçiyorlar, kimse gerilmiş değil, hırsızlık veya herhangi bir taciz riski yok, içeri çok fazla girende yok hatta, girenler de kimse tarafından yargılanmıyor. İnsanların hayat tarzları veya seçimleri tamamen kendilerine ait, eşcinsel, hayatkadını veya kendinden 40 45 yaş küçük biriyle ilişkiye girmiş bir adam olsun, kimse yargılamıyor ve kimse karışmıyor. Fotoğraf çekmek, hakaret etmek veya fiziksel rahatsızlık vermek yasak, insanlar özgürlüğün ve toleransın tadını çıkarıyorlar.

red_light_district

2.günümüz ise bol bol yürüyerek geçti, Amsterdam’ın yürüyerek veya bisikletle gezilebileceğini söylemiştim, biz de bu şekilde bir sürü mağaza keşfedebilmiş olduk. Amsterdam’ın sokakları birbirine çok benzediğinden yanınızda harita mutlaka olsun, ilkbaharda bile dondurucu soğuk o yüzden yanınıza mont da alın, ve en önemlisi yürürken bisikletlilere dikkat edin. Hollanda’da insanların ½ si her gün bisiklet kullanıyor ve her yerde özel bisiklet yolları var, bunlarda yürümemeye dikkat edin! Hard Rock Cafe’nin de bulunduğu Leidseplein’dan Bloemenmarkt(Çiçek marketi)’ne kadar olan yol bir sürü giyim mağazası ve çikolatacı, peynirci vs.. ile dolu. Tam çiçek marketinin orada benim için bir cennet olan Art Unlimited adlı bir mağaza var, eğer kartpostal koleksiyonu yapıyorsanız orada 1 saat geçirebilirsiniz. Dünyada en çok kartpostal satan mağazalardan biri olan bu dükkanda her konuda her tarz kartpostal bulabilirsiniz.

friends_of_art bloemenmarkt

Oradan Kalverstraat’a bağlanırsanız Dam meydanı’na kadar zara, scotch&soda, Gstar gibi markalarla birlikte her türlü dükkanı bulmanız mümkün. Bu ana alışveriş caddesini bitirdikten sonra Dam Meydanı’nın etrafında dolanabilir, organik espresso yapan bir kahveci bulabilir veya çikolatalı pancake veya dulce de leche’li waffle yiyebilirsiniz. Dam Meydanı’nda ise extravagantlığı Versaille ile yarışabilecek Kraliyet Sarayı ve de içerisinde güncel sergiler bulunan Niuewe Kerk katedralini ziyaret edebilir, mum yakabilirsiniz. Nazilere karşı direnişi temsil eden dev gibi bir anıt heykelin de bulunduğu meydanda Madame Tussaud müzesini veya dev alışveriş merkezi (Printemps gibi) der Bijenkorf’u ziyaret edebilirsiniz. Akşamüstü ise vintage shoplar, brun cafeler, ve de concept storelarla dolu Jordaan’da geçirebilirsiniz. Eskiden yahudi mahallesi olan ve en güzel binaların bulunduğu bu mahallenin tam altında yukarıda bahsettiğim mağazaların bulunduğu 9 streets alışveriş bölgesi var, kuzeyine doğru ise Anne Frank’in evi (bence gitmenize ve yağmur altında 45 dakika sıra beklemenize değecek bir yer kesinlikle değil), Peynir Müzesi ve Tiyatro Enstitüsünü görebilirsiniz.

20150326_173028 1390491865-amsterdam-museum-cheese-display2

p_denim_scotch-campaign_22_thumb 20150325_121953

Diğer bir yahudi mahallesi olan, Jordaan’a güneydoğu yönünde, Waterloo’ya gitmek isterseniz veya otelinize dönmek için, kuzeydoğu yönünde, Central Station’a gitmek isterseniz merkeze doğru yürüyüp en işlek cadde Damrak’a çıkabilirsiniz. Eğer trene binip havaalanına gitmeden vaktiniz varsa Central Station’ın karşı tarafında St.Nikolas kilisesinin yanından dönerek arka sokaklara karışabilir, espressonuzu sokağa karşı içebilir veya gitmeden bir coffeeshop’a uğramak isteyebilirsiniz. Coffeeshopları kahve içilen yerler sanmayın, Hollanda’da coffeeshoplar marijuana cinsi maddeler satan yerler. Hollanda’da ot yasal olduğu için 18+ kişiler bu coffeeshoplar’dan alışveriş yapabiliyorlar ve verilere göre Marijuana yasallaştırıldığından beri uyuşturucu tüketimi ve kaçak satışlar oldukça azalmış. Havaalanından Gouda peyniri ve porselen eşyalar alabilirsiniz, gitmeden bir paket de waffle( starbuckstakiler gibi) alın yanınıza. İstanbul’a dönerken de kendi kendinize düşünün lütfen: İnsanların yaşadığı hayat standartını, birbirlerine gösterdikleri saygı ve toleransı, insan haklarının gelişmişliğini ve kişilerin olaylara bakış açılarını…

20150326_172846 20150325_133524 Coffee_Shop_Amsterdam_Netherlands1

-Sinan Onukar  (Konuk Yazar)

Leave a Reply