Sinema Kültürü #1

  Bu yazı yaklaşık 4 parçadan oluşacak ve sinema kültürü üzerine olucak yazılardan ilki. Geçtiğimiz hafta itibariyle sinema ile ilgili bir kursa başladım ve orda her hafta yaptıklarımızı bende size minik özetler halinde iletmeye çalışacağım.

Bu hafta biraz sinema tarihi ile başlamak istiyorum. Sinema daha doğrusu hareketli görüntüyü kaydeden bir makine durup dururken ortaya çıkmamıştır. Bazı farklı olaylar ve icatlar ona taban oluşturmuştur. Örneğin Endüstri Devrimi ile çok bağlantılıdır çünkü sinema kent kültürünün içine doğmuştur. Ya da fizik alanında ki lensler üzerine olan gelişmeler vb.. Bunun dışında zaten ilk başlarda sanat amacı olarakta kullanılmamıştır.

Institut_Lumière_-_CINEMATOGRAPHE_Camera

İlk Sinematografı (yukarıdaki resim) yapan Lumière Kardeşler onu tamamen ticari bir gelir olarak görmüşlerdir. Bu arada o dönemde farklı insanlar bu konu üzerinde farklı çalışmalar yapmaktaydı örneğin Edison da Kinetoskop adını verdiği bir makine icat etmiştir. Fakat kaydettikleri görüntüler oldukça farklıdır. Lumière Kardeşler daha çok hayattan kareleri çekmeyi tercih etmişler. Edison ise daha sahnelenebilir şeyleri çekmiştir örneğin dans eden bir genç kızı. O dönemlerde sinema yalnız başına bir anlam ifade etmemekteydi açıklamak gerekirse sirklerde ya da akşam eğlencesi şovlarda 2şer 3er dakikalık kısa filmler şeklinde bazen bir tiyatro oyunu ile birlikte sunulurdu. Aynı zamanda şaşırtıcı bir şey daha o dönemde insanlar direk perdeye doğru oturmazlardı yandan hem makineyi hemde perdeyi görebilecek şekilde dururlardı çünkü o sırada önemli olan icadın kendisiydi. Zaten o dönemde daha sinema ve film izleme kültürü oluşmamıştı. Örneğin o dönemin seyircisinde oyuncu sağ yönden plandan çıkıp daha sonraki plana soldan girse seyirci onun nerden nereye neden gittiğiniz anlamazdı. Yine aynı şey bizim için kalıplaşmış bazı çekim taktikleri içinde geçerli. Örneğin klasik sit-com başlangıcı olarak bir apartman görüntüsü daha sonrada bir oda gördüğümüzde biz o odanın apartmanın içinde olduğu bağlantısını rahatlıkla kurabiliriz fakat o dönemin seyircisi buna alışık olmadığı için neden önce bir apartman gördük sonra oda görüceksek önce apartmanı niye gördük gibi sorular sormaya başlardı. Biz bu dünyanın içine doğduğumuz için bize garip gelmiyor, bunu bir alışkanlık haline getirmişiz fakat hayatında ilk defa perdeden hareketli bazı şeyler izleyen insanlar için şaşırtıcı hatta korkunç olmalı. Bunun kanıtı olarak çok bilinen bir tren anekdotu vardır. Lumière Kardeşlerin ilk kaydettiği görüntülerden olan trenin gara gelişini gösteren filmin ilk gösteriminde insanların durumu anlayamayıp trenin üstlerine geldiğini düşünerek etrafa kaçışmaya başladıkların anlatılır.

Sinema tarihinde devam ettiğimiz karşımıza George Méliès çıkıyor. Çoğunuz Hugo filmini izlemiştir. Şahsen ben çok beğenmiştim. Anlatma tarzı, konusu, görüntüler hepsi çok başarılıydı. İzlemediyseniz kesinlikle tavsiye ederim. Méliès ‘e geri dönersek günümüz bilim kurgu sinemasının temellerini attığını söyleyebiliriz. Önceleri bir sihirbaz çırağı olmasınında etkisiyle sahnelemeye ve dekora çok önem vermiştir. Bir nevi sinemaya büyüyü getirmiştir. Aynı zamanda Jules Verne’den etkilenmiş ve böylece kurmaca senaryolar oluşturup onların filmini çekmiştir.

voyage

Bu çok ünlü sahnede onun Ay’a Seyahat filmindendir. Sinemada başka bir ilke daha imza atmıştır, ne kadar doğrudur emin olamayız ama filmleri renkli hale getirmek için üstlerini tek tek boyattığı söylenir.

Birinci Dünya Savaşından sonra günümüz Hollywood’unun temelleri atılmaya başlanmıştır. Çünkü savaş ile yerle bir olan Avrupa’da insanların neredeyse en son ihtiyacı olacak olan şey sinema, tiyatro vb..dir bu nedenlede günümüzde hala 1. Sinemayı oluşturan (Sinema 3 farklı gruba ayrılır: 2. Avrupa daha festival ve bağımsız sinema dediğimiz tür 3. diğer iki gruptan da bağımsız başka bir dil oluşturmak amacıyla ortaya konan sinema ) Amerikan Film Endüstrisinin temelleri atılır. Bu endüstri bütün Starlardan, büyük stüdyolardan, milyarlar olarak harcanan paralardan oluşmaktadır. Ve pazarın gelirinin büyük yüzdesini sağlamaktadır.

Bir sonraki yazıda seyircinin daha bilgili hale gelmesi ve 1920lerde Fransız, Sovyet ve Alman Sineması ile devam edeceğim…

Bir sonraki yazı: Sinema Kültürü #2

-Pınar Binay (Konuk Yazar)

One thought

Leave a Reply