Kafka

Doğruyu söylemek gerekirse eğer, bu haftaki yazım için uzun bir süre oturup düşündüm, ilginç konular hakkında yazmaya çalıştım, değişik yollar denedim. Fakat hiçbiri beni tam anlamıyla tatmin edemedi. Üzerinde araştırma yaptığım ve çalıştığım bir konu hakkında konuşmak istediğimi fark ettim sonrasında. Bu senenin başından beri Fransızca dönem ödevim için Franz Kafka’nın hayatını ve ilişkilerini araştırıyordum. Bu araştırmaları yaparken de birkaç site buldum ve gerek Kafka, gerekse Milena (Kafka’nın hayatını tersle düz eden aşkı) hakkında oldukça ilginç bilgiler edindim ve bunları kullanarak yeni bir hayat yarattım. Evet, dönem ödevim buydu: Franz Kafka’nın hayatını kendi hayatımdan olan özelliklerle süsleyerek yeni bir karakter oluşturmak, hatta o karakter üzerinden bir otobiyografi yazmak.

Bilgisayarın önünde gözlerim kıpkırmızı bir haldeyken araştırma yaparak saatlerimi geçirirken edindiğim bilgileri başkalarıyla da paylaşmak istediğimi fark ettim. Dönem ödevi yazmak için ideallerdi, fakat bunca araştırmayı ben sadece ödev için yapmış olmamalıydım. Bu yüzden de size en çok ilgimi çeken sitenin linkini vereceğim. Her ne kadar Franz Kafka’dan çok Milena Jesenska hakkında bilgiler veren bir yazı olsa da yeterince ilginç bulacağınızı ve yeni bilgiler edinmenin mutluluğunu yaşayacağınızı düşünüyorum.

Son olarak, yazıya olan linki vermeden önce Kafka hakkında birkaç şey demek istiyorum. Bana kalırsa Kafka, oldukça anarşist bir yapıya sahip olan, sıkıntılarını kendi içerisinde yaşamış ve kendisini neredeyse aç bırakarak acılarının üstesinden gelmeye çalışmış çok ilginç ve oldukça önemli bir yazardır. İçinizde Kafka’yı beğenmeyenler, yazılarının fazla komplike olduğunu düşünenler, hatta kalemini yetersiz bulanlar olabilir; onlar için hiçbir şey diyemem. Fakat ben Kafka’yı gerçekten çok seviyorum. Gerek grotesk diliyle yarattığı kafkaesk dünya, gerekse babasının egemenliği altında ezilişini yazıya parmak izlerini bırakarak aktarışı beni oldukça etkiliyor. Hayatı kolay geçmemiş ne de olsa, yazılarındaki başkaldırışlar da beni rahatsız etmiyor o yüzden.

Hayatı otoriter ailesinin ve despot babasının istediklerini yerine getirmeye çalışarak geçmiş. Bunun yanında da doğup büyüdüğü şehir olan Prag’da Alman okullarına giderek ve anadil olarak Almanca’yı konuşarak bir turist gibi toplumdan kendisini izole etmek zorunda kalmış. Çekçe’yi her ne kadar sevse de Almanca her zaman onun önceliği olmuş, yazılarını hep Almanca yazmış. Hayatı yorucu ve üzücü geçmiş ama bu üzüntüler yazılarının kaynağı olmuş adeta. Mektuplarından tutun, yazdığı kısa hikayelere kadar hepsi kaleminin kuvveti haline gelmiş. İşte tam bu yüzden, bana göre, Kafka okunmalıdır, tanınmalıdır ve en çok da anlaşılmalıdır…

http://www.kafkaokur.com/2013/07/milena-jesenska.html

-Pelinsu Arslan (Konuk Yazar)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s