Sıx Flags Magıc Mountaın

Six_Flags_Magic_Mountain_logoRollercoasterlarla ilk tanışmam 2011 yazına Thorpe Park‘a dayanıyor. O zaman için birçok Dünya rekoru barındıran rollercoaster ve atraksiyonlarıyla benim için hala gittiğim en iyi theme park -Six Flags’den daha iyi- DCIM100GOPROstatüsünde. İşte o zamandan beri de ne zaman yurtdışına gitsem yanıma birilerini bulup peşimde her şeye sürükledim.

Geçen yılsa Six Flags’le Baltimore‘da ilk defa tanıştım ve diğer Six Flagsleri de görmem lazım dedim, SFMM2015p1sonuç olarak bugun California’daki eğlence parkındaydık. Eğlence parkı dediysem öyle böyle değil, her yaşa her tarza göre eğlence; 360 derece dönmek, boğazınız ağrıyana kadar çığlık atmak ya da sadece güzel bir gün geçirmek için seçenek var. Six Flags Magic Mountain hız, macera ve adrenalin tutkunları için kutsal olan ve efsane haline gelmiş bir yer.

Viper Six flags Magic MountainYaklaşık 11 gibi ilk ride’ımıza bindik ve bitirişi de 18.30 gibi yine aynı ride’la -hem de bu sefer en ön sırada- yaptık.

İş bu tür tema parkları olunca en önemli şey strateji çünkü mantıklı bir yol çizmeniz durumunda tamamı olmasa da parkın çoğunu ya da özellikle istediklerinizi gezme şansınız oluyor.

DCIM100GOPROGenel önerilerim; yanınıza yiyecek bir şeyler alın ki bu sayede yemek sıralarında ya da oturmakla vakit kaybetmeyin.

Islatan ride’lara da binmek istiyorsanız yanınıza terlik türü bir şey almakta fayda var hatta belki yedek tshirt.

4603_58_HT_960x960Gitmeden önce biraz araştırma yapın ki bu sayede hangileri sizi açıyor ya da hangileri olmasa da olur onlara karar verin.

Parkı parçalara ayırın ki bu sayede hepsini sırayla görme şansınız olsun, neredeki Six Flags olursa olsun unutmayın; geniş bir alan ve büyük olasılıkla yorucu bir hava olacak.

DCIM100GOPROEğlence için gözünüzden biraz para çıkardıysanız Flash Pass alın ki bu sayede rezervasyon yaparak sırada bekleme zahmetine katlanmayın. 40 dolar karşılığında size minik bir alet veriyorlar ve bu alet sayesinde gitmek istediğiniz rollercoaster’a rezervasyon yapıyorsunuz ve size verilen saatte gittiğiniz zaman sıra beklemeden geçebiliyorsunuz.

Ve sabırlı olun, yorulmak yok!

DCIM100GOPROKısacası Six Flags günümüzü geçen yılki başarılı Six Flags America gezimizde yaptıklarımı aklımda bulundurarak planlamaya çalıştım. İstediğimiz sadece 2 ride’a binemedik ama tüm gün bindiklerimiz sayesinde o da bizi çok üzmedi. Youtube’ta izlediğimde daha heyecanlı görünen rollercoasterlar gerçekte biraz sıkıcıydı ama günün favorileri benim için;

1-Green Lantern

2-Tatsu

3-Viper

oldu.Green_Lantern_First_FlightX2’nin bekleme süresi 2 saatti ve başka binmek istediğimiz Goliath çalışmıyordu. Biz de bu yüzden Tatsu’ya 2 kere bindik ve o sırada Superman‘i denedik. Kabul etmem lazım kafama güneş geçirecek şekilde bol yokuşlu bol yürümeli çok yorucu bir gündü ama hepsine değdi! Buraya gitmeden Türkiye’ye dönmek olmaz!

Serra

Game of Thrones 5.sezon final incelemesi & 6. sezon tahminler Vol. I

Game of Thrones dizisinin bir sezonunun daha sonuna geldik. Bu sezonun etkisini çoğumuz ancak atlatabiliyoruz. Şok edici, kafa karıştırıcı, mide bulandırıcı, akıl almaz, heyecan verici, hatta sık sık küfrettirici! Bunlar Game of Thrones’un son sezonunu, özellikle de son bölümünü anlatmak için çok doğru kelimeler. Yapımcılar ve HBO bu sezon da geleneği bozmadı: 7. ve 8. bölümde olayları bir krize bağladılar; 9.bölümde bizi beklenmedik bir olayla karşı karşıya bıraktılar ki bu genellikle ölüm olmuştu geçen sezonlarda (**Afedersiniz, söz konusu seri Game of Thrones ise kesinlikle ölüm!); 10.bölümde de krizin ardından işleri belli bir gidişata soktular ki bu gidişat 6.sezonun altyapısını hazırlasın. Hatırlarsanız her sezonun 9.bölümünde şu olaylar gerçekleşmişti: Ned Stark’ın idamı, Stannis’in Lannisterlarla olan Blackwater savaşını son anda kaybetmesi, Red Wedding, Oberyn Martell’in hazin sonu, bu sezon ise Shireen’in yakılması ve Daenerys’in Drogon tarafından kurtarılması diyebiliriz. Ama gerçek şu ki, hiç bir şey son bölümde tanık olduğumuz kayıplarla boy ölçüşemez: Myrcella, Stannis, Jon Snow!!! Kitaplarla dizi bu sezon belirgin şekilde ayrıştığından dolayı bu yazıda hem 6.sezon ve 6.kitap için teorilerden, hem de 5.kitap ve 5.sezon arasında karşılaştırmalardan yararlanmak istiyorum.

tumblr_m4rbs0qam41rx8x27o1_400 1370230638237.cachedm31

İlk olarak gerilimin yoğun olduğu kralın şehrinden başlamak istiyorum. Cersei kendini ve ailesini dışardaki tehlikelerden ve içeride kafayı bozduğu Tyrellerden korumaya çalışırken aslında bir nevî kendi kazdığı kuyuya düştü. 4 sezon boyunca nefret ettiğimiz Cersei’nin, kitap okuyucularının kitapta Cersei’nin iç dünyasına da dokunulduğu için daha iyi bildiği gibi, bu sezon o katı kabuğunun kırıldığını, aslında yaptığı çoğu şeyin arkasında önce çocuklarını sonra da kendini koruma dürtüsü yattığını görüyoruz (veya tam tersi mi?) . Tyrellerden nefretinin, özellikle de Margaeryden, oğlunu kullanmak istemeleri ve onun üzerinde kontrol sahibi olacaklarını düşünmesinden kaynaklandığını tahmin edebiliriz. Sadece bu yüzden de değil, bunun dışında Cersei’nin çocuklarının ölümü, “küçük kardeş” tarafından öldürülecek olması ve de kendinden daha güzel ve genç bir kraliçe tarafından alaşağı edileceği ile ilgili kehaneti de unutmamak lazım. Kehanetin yavaş yavaş gerçekleştiği aşikar. Bunun üzerine bir de karşımıza sadece güzelliği değil, onuru ve itibarı da elinden alınmış bir Cersei çıkıyor. Çok uzun zamandan beri Cersei’ye ilk defa sempati duyan tek izleyici ben değilimdir diye düşünüyorum, yine de : İlahi adalet… Cersei’nin Din’e karşı davası Tyrion’ınki gibi “Trial by combat” yani dava, her iki tarafında kendilerine bir savaşçı seçmeleri ve savaşçısı galip olan tarafın kazanması şeklinde olacak.

what-cersei-lannisters-walk-of-shame-tells-us-about-our-culture-884-body-image-1434374296 (1)

Cersei’nin esrarengiz savaşçısının apaçık Gregor Clegane, yani The Mountain olduğu belli. Üstat Qyburn, karabüyü iddialarıyla Citadel’dan (Türkçesini bilmediğim için yazamıyorum, burası Westeros’un güneyinde tüm üstatların yetiştirildiği yer) atılmıştı. Oysa gerçekte üstatları rahatsız eden şey, Qyburn’un canlı insanların vücutlarından kanlarını çekmeleri ve onlara kendi hazırladığı kanı geri vermesi idi. Büyük ihtimalle Gregor Clegane’i de bu şekilde zombi varimsi bir canlıya dönüştürdü. 6.kitap ve sezon için teorilerden biri “Cersei kesin kazanır o zaman” şeklindeki yorumlarınızı bir daha düşünmenize neden olabilir: 5.kitapta bize verilen ipuçları sayesinde Sandor Clegane’in, The Hound, aldığı ölümcül yaralar ve Arya tarafından ölüme terk edilmesinden sonra nehir kenarına kadar yürüyüp nehire düştükten sonra bir manastıra kadar sürüklendiği, ardından da keşişler tarafından iyileştirilip inzivaya çekildiği fikrine sahip olabiliyoruz. Teori ise sözde hayatta olan ve rahipler tarafından iyileştirildiği için ilahi bir borcu olan Sandor Clegane’in başkente gelip Din adına abisi ile savaşacağı.  Sonuç ne olursa olsun Cersei’nin yıkılmayacağını düşünüyorum, ne de olsa o “the lionesse”. Bu sırada Tyrellerin bu işten bir şekilde sıyrılacağını düşünüyorum, Peter Baelish Olenna Tyrell ikilisinde nasıl olsa daha oynayacak çok kart var!

FiYJVaRtumblr_mnkpbnAyQT1rxtiv8o1_r5_500tumblr_npz21k3KlU1ruwssto1_500

Bu sezon Dorne benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Mekan seçimi, kıyafetler ve dekorları oldukça beğendim fakat hikaye örgüsü ve olaylar hiç ama hiç tatmin edici değildi kitaptakilere kıyasla. Dorne’un kitapta çok daha büyük yer tuttuğunu ve de büyük bir iş peşinde olduğunu belirteyim. Kitapta takdir ettiğim Sand Snakelere, yaptıklarından sonra sempati beslemem bile mümkün değil! Bir anlık boşluğuma geldiğinden ve 4 sezondan beri ilk defa tam anlamıyla mutlu bir sahne yaşandığını düşünürken, Jamie’nin en sonunda kızını kazandığı gerçeğiyle duygulanmışken Myrcella’nın Elia Martell’in verdiği kolye yüzünden öldüğünü görmek oldukça acı verici oldu ve bana izlediğim dizinin Game of Thrones olduğunu bir daha hatırlattı. Kitapta yer almayan ölümlerdendi bu. 6.sezon dizi çekim mekanları arasında İspanya tekrar olduğu için daha fazla Dorne görüceğimizi ve geçen sezon atlanan hikaye kurgusunu bu sezon görüceğimizi umuyorum! (Yapımcılar, geçmiş kitaplarda olan ve atladıkları hikaye unsurlarını bu sezon kullanabileceklerini söyledi!)tumblr_nolgfuEOqD1sq0qieo4_540Jaime-and-Myrcella-S05E10

Game of Thrones “Kesinlik” ve “Denge” unsurlarına oldukça yüklenen bir seri. Kitapta ve dizide ne zaman bir şey kesin gözükse, okuyucu ve izleyici karşısına hiçbir şeyin kesin olmadığını kafamıza kakarcasına beklenmedik bir olay çıkartılıyor. Ne zaman bir şeyler yerli yerine otursa, olaylar bir dengeye varsa her şey bir anda çığırından çıkıyor. Stannis’i örnek alın : 2 sezon önce dizinin en sevilen ve “harbi adam” karakterlerindendi. Herkes Boltonların canına okuması için dua ediyordu ve umulan buydu, fakat hırsı gözünü kör eden Stannis kızını yakınca her şey tersine döndü. Aynı şekilde hepimizin kurtulmak istediği, illet, yıkılmaz karakter Cersei şu an serinin en zayıf karakterlerinden biri haline geldi. Demek istediğim o ki Game of Thrones’ta her şey her an değişiyor ve izleyici/okuyucuya su götürmez gözüken şeyler genellikle kasten beklenmedik gelişmeler doğuruyor.

george-r-r-martin-meme-generator-have-a-favorite-character-not-anymore-cce918

Hakkında en çok teori okuduğum ve en ilgimi çeken karakter, Daenerys Targaryen için de bu durum biraz geçerli gibi duruyor. Daenerys’in bu sezon yaşadığı ikilemlere ve karakterindeki değişime, bir yol göstericiye duyduğu ihtiyacı ve elindekileri gün geçtikçe kaybetmesine şahit olduk. Daenerys Meereen ve Slavers Bay’de kalıcı ve barışçıl bir düzen kurmaya çalışıyor. Bunu yaparken kendi bildiğinden pek de ödün vermemeye çalışıyor fakat kurmaya çalıştığı düzenin çatladığını, aslında kendini kandırmaktan ibaret olduğunu acı tecrübelerle öğreniyor ve en sonunda bir suikast girişimi ve katliam patlak veriyor. Daenerys sadece halkının doğasına değil, kendine de karşı geliyor aslında. Ejderhalarını zincirleyen ve adalet ile barış sayesinde sorunların çözüleceğine inanan Daenerys’in Targaryen mottosundan uzaklaştığını görüyoruz: “Fire and blood”. Kendi içinde bir uzlaşma arayışı içinde olan Daenerys’in başına ne geleceği ise meçhul

.55776c16320a56cf4240d208_drogon

En son bıraktığımızda Daenerys, Khal Drogo öldüğünde Daenerys’ten ayrılan ve Khal Jhaqo’yu izleyen, sayıları 10 bin atlıyı bulan Dorthrakilerle karşılaşmıştı. Yine 6.sezon ve kitap için teorilerden biri Daenerys’in tekrardan khalasarına kavuşacağı. Bildiğiniz gibi Dorthrakiler güçlü olanı izleyen ve kehanetlerine göre Dünya’nın en büyük atına binen vadedilmiş kahramanın bekleyişinde olan bir halk. Teknik olarak sırtına binilen en büyük hayvan yeryüzünde Drogon ve arkasında Drogon olan Daenerys’in at üzerindeki Khal Jhaqoyla “Hangimiz daha güçlü?” tartışmasına girme gereği duyacağını düşünmüyorum (Khal Jhaqo’nun ejderha yemeği olma olasılığı hayli yüksek). Bu şekilde Khaleesi, 10 bin atlının kontrolünü tekrar ele geçirecek diye düşünüyorum. Qarth’taki esrarengiz kadın Quaithe’in kehanetini unutmayın: “Kuzeye çıkmak için güneye, batıya varmak için doğuya, ileri gitmek için geriye gitmelisin; ışığa ulaşabilmek için gölgenin içinden geçmelisin.” Daenerys’in ileri (İlerisinin neresi olduğu belirsiz, belki Meereen, belki Duvar, belki Essosta başka şehirler, belki de başkent) gitmesi için geriye gittiğini, yani Khalasarına tekrar sahip olduğunu görüyoruz ki belki bu özüne, ilk Daenerys’e dönmesi demek olabilir: Ejderhalarıyla ortalığı kasıp kavurarak Demir Taht’ı ele geçirmek isteyen Daenerys’e. Hırsın insanı kör ettiğini, Game of Thrones’ta kesin gözüken şeylerde sürprizler beklemek gerektiğini unutmayın. Daenerys’in herkesin korktuğu gibi babası Deli Kral Aerys’e benzemesi ve Westeroslu ailelere nefretinin mantığını gölgelemesi onu aslında sanılanın aksine serinin kötü kahramanı bile yapabilir demeye çalışıyorum; Demir Taht’ı ele geçirmesi kesin gözüken Daenerys’in belki de başka amaçlara hizmet etmesi, dolayısıyla da belki başkente hiç gitmemesi bile gerekir de demeye çalışıyorum. Bu olası amaçtan Jon Snow’a gelince bahsedeceğim fakat şimdilik Daenerys’in yanında Tyrion gibi bir akıl hocası olduğu için rahatlamalıyız bence. Eğer Demir Taht Daenerys’in olucaksa bu yolda kendini kaybetmesine engel olacak kişinin de, eğer olmayacaksa da Daenerys’in daha yüksek bir amaca hizmet etmesi konusunda onu ikna edecek kişinin de Tyrion olduğuna inanmalıyız bence. Daenerys’in yokluğunda Varys-Tyrion ikilisinin şehri en iyi şekilde yöneticeğine inandığım gibi.

Quaithe_profile   0beAIZT

6.sezonla ilgili yeni gelen bir bilgiye göre Tyrion ve Varysle görüşmek ve Daenerys’e “yol göstermek” için Meereen’e bir Rhllor rahibesi gelecek, adı da Kinvara olacak. Bu bilgi Daenerys’in Rhllor dini ile sonunda tanışacağı ve de kitaptaki Victarion Greyjoy bölümünün (tıpkı Quentyn Martellinki gibi) (Victarion bölümü dizide olacak olsaydı gemideki Rhllor rahibi nedeniyle başka bir rahibeye ihtiyaç olmazdı)  dizide yer almayacağını işaret ediyor.

-Sinan Onukar (Konuk Yazar)

tumblr_npz8zyjEJj1s5m21go2_500

TED 2

Klişe bir baş1415320317115_wps_18_ted_2___poster__2_by_gbmplangıç olacak ama herkese merhaba! Santa Barbara’daki ilk hdirty-poster-for-ted-2aftamızın bitmesine birkaç gün kala, anlatacak şeyler artarken, dün akşam uzun süredir beklediğim boş ama komik filmlerden biri olan “TED”in ikinci filmine gittik. Kabul etmem gerekir ki benim için hayal kırıklığıydı çünkü daha iyisini bekliyordum. Haliyle Ted2’de de neredeyse her filmin kaderi olan devam serisi başarısızlığını gördüğümü söyleyebilirim.

Senaryo çok sıradan, olaylar çok basit ve buna rağmen kadro her ne kadar iyi olsa da oyunculuk beklenilenden kötüydü. Bilmiyorum, belki de beklentilerimin yüksek olması bu şekilde yorumlamama sebep oldu.

518902288_11_oAmanda Seyfried, Mila Kunis’i aratmadı. Morgan Freeman’ı böyle bir filmde beklemesem de role tam uymuş.
Film hakkında kötü eleştiri yapmış maxresdefault-1olabilirim ama bazı espriler ve sahneler tam yerinde hatta oldukça komikti aslında.
Seth Macfarlane’in; yazarlığını, Ted’in seslendirmesini ve filmin yönetmenliğini yaptığı Ted serisinde ilgimi çeken kısım Ted 2‘nin -her ne kadar beğenmemiş olsam da- ilk filme göre imdb puanının daha yüksek olması oldu.

morgan-freeman-ted-2İlk filmi izlediyseniz ikinciyi de izleyip kendi fikirlerinizi edinmekte fayda var ama bu sıcak yaz günlerindemaxresdefault yapacak  bir şeyiniz de yoksa Ted 2 uygun film, iyi seyirler!

Serra

Lezzet Durakları

Geçen yazımda Kadıköy ve Moda civarından mekanlar paylaşmıştım. Açılan kafeler, eklenen yeni menüler, keşfedilen yeni mekanlar durdurak bilmiyor bu yüzden Moda/Kadıköy  bölgesi hakkında daha yazacak çok yazı varmış gibime geliyor. Bu seferki lezzet duraklarım Magnum Store, OD46, Ben Coffee Roasters ve Kev Cafe oldu.

Kev Cafe Moda İlkokulu’ndan dümdüz aşağı inince, Walters Coffee’nin tam karşısında yer alıyor. Moda bildiğiniz gibi kafeler ve kahveciler tarafından istila edilmiş durumda, restoran tarzında yerler bulmak o kadar kolay değil. Kev Cafe sandviççilerin, kahvecilerin, krepçilerin arasında sıyrılıp kendine bir yemek menüsü de oluşturmuş. Menüsünde çok değişik tatlar bulunduğunu düşünmüyorum, hatta açıkça söylemek gerekirse yemeklerinin lezzeti de oldukça sıradan fakat hizmet kalitesini ve de ortamını oldukça başarılı buldum. Sokağı izleyebileceğiniz, ferah ve şık bir mekan yaratmışlar. Fıstıklı muzlu nutellalı pizza gibi tatlı ve farklı kahve/çay çeşitlerine sahipler. Özellikle de buzlu çayını ve buzlu lattelerini çoğu mekana göre çok çok daha lezzetli buldum, kahvelerinin de Avusturyalı ünlü Julius Meinl marka olduğunu es geçmeyeyim. Dediğim gibi her ne kadar yediğim otlu omlet, sezar salata, apple pie gibi ürünlerinden yola çıkarak yemeklerinin lezzetini sıradan bulsam da acıktığınızda gitmek için iyi bir alternatif olduğunu düşünüyorum.
c360db3ec51efb2449fee494e35fcc5e_200_thumbkev-2-540x405
Ben Coffee Roasters ise moda’nın en yeni kahvecisi! Hemen Kev Cafe’nin yanındaki bu yepyeni kahve dükkanı çevresindeki kahve dükkanlarına kıyasla çok daha fazla demleme seçeneği sunuyor ve küçük, sevimli bir ortama sahip olmasıyla da insanı kendine çekiyor.  Filtre kahveleri ve limonatası bence burada tadılması gerekenler. Bulunduğu sokağın özellikle yazın oldukça serin olup püfür püfür esmesi, buranın dışarısında oturup kahve içmeyi oldukça cazip kılıyor!
18087407165_db6168bde9_mben-1
Magnum Store’un Türkiye’de ilk mağazasını Bağdat Caddesi’nde açtığını duymayan az kişi kalmıştır herhalde. Geçen haftalarda sosyal medya ağlarında ve bloglarda Magnum Store’u görmekten oldukça bıkmıştım. Bilmeyenler vara eğer, Magnum Store dünyada sayılı şehirlerde kendi magnumunuzu yaratabildiğiniz dükkanlar. Bu kadar popülerliğin ardında aslında ününe değmeyecek bir lezzetin, yüksek bir fiyatın ve uzun bir kuyruğun karşımıza çıkmasından çekinerek gittim Magnum Store’a. Bakkaldan Algida dondurma al daha iyi, o parayı verdiğine yazık vs.. gibi duyumlar aldığım için tadından da oldukça şüphe ediyordum. İyi ki de gitmişim! Ne kuyruk vardı, ne yüksek fiyatlar (7.5 tl). Çalışanlar çok ilgili, çok eğlenceli ve de 3 malzeme limiti olmasına rağmen “Sen iste biz koyalım!” diyecek kadar da rahatlardı. Pişmaniyeden tutun gül kurusuna, altın çikolata toplarından patlayan şekere kadar bir çok malzeme var. Her ne kadar “Genel akım” a kendini kaptırmamak gerekse de eğer çok istiyorsanız bir yere gitmek oraya gidin derim ben!
1434701274491 (1) OD46 ise son zamanlarda gittiğim en iyi yerlerden bir tanesi, hatta gittiğim açık ara en iyi krepçi! Anadolu yakasındaki krep/pancake mekanlarının büyük bir çoğunluğu genellikle maalesef birbirlerini taklit etmenin bir adım ötesine geçemiyorlar, kendilerine özgü yeni lezzetler ve farklı bir ortam yaratmayı bana kalırsa pek beceremiyorlar. OD46 ise bu ikisini de başarıyla yapmış, hem kendine ait çok değişik lezzetler koymuş menüsüne hem de oldukça hoş ve rahat bir ortam yaratmış. Zeplin Pub’ı geçtikten sonraki ara sokakta, hemen solda. Dışarıda kırmızı-siyah sandalyeler, tabelanın üzerinde kocaman bir bisiklet.  Duvarda kocaman bir Frida Kahlo resmi, altındaysa seramik ve çiniler… OD46’da daha çok krep yapılıyor, tatlı-tuzlu olarak ayrılıyor. Tatlılarda Crêpe Suzette, Katmer Krep gibi iddialı lezzetler var; tuzlularda ise ıspanaklı, avokadolu, bacon ve yumurtalı gibi harika lezzetler var! Krepler oldukça büyük ve doyurucular, malzeme kıtlığı kesinlikle yok ve şu ana kadar yediğim açık ara en iyi kreplerdi bacon ve avokadolu olanlar. Mekanın sahipleri ise oldukça ilgili ve yardımseverler ; mekanda oldukça hoş bir uygulama var: su istediğinizde içtiğiniz suya para almıyorlar ve hiçbir zaman da almadıklarını söylüyorlar. Krep fiyatları 13-1 8 arasında değişiyor, aman dikkat edin pazartesileri kapalılar!
-Sinan Onukar  (Konuk Yazar)
   B6Xcu38IAAA1ZBy  IMG_20150621_210532naif-tasarım-od46-moda-kadıköy-aydınlatma-sarkıt-avize-aplik-lamba-dekor-tasarım-modern-endüstriyel-mudo-03

27 Milyon Dolarlık Gönül Adamı NEVZAT AYDIN İle İlk Röportaj

Ülkenin gelmiş geçmiş en büyük internet şirketi satışı. Kendi kurduğu ve CEO’luğunu yaptığı şirketi Yemeksepeti’ni Alman şirket Delivery Hero’ya 589 milyon dolara satmasıyla yakın zamanda gündemdeydi.

Yemeksepeti.com’un CEO’su ve kurucu ortağı Nevzat Aydın, Yemeksepeti’nin geçmişi ve macerasını, girişimciliğin püf noktalarını ve gelecek planlarını tek tek anlattı… Fikri olan gençlere samimi tavsiyelerini verdi…

Röportaj: Aleyna Doğan

nevzat_aydin_acilis-Bize kendinizden bahseder misiniz?

-Yemeksepeti’nin CEO’su ve kurucu ortağıyım. 39 yaşındayım. Aynı zamanda, Endeavor Yönetim Kurulu Üyesi, TOBB Genç Girişimciler Yüksek Kurulu üyesi ve Galata Business Angels kurucu üyesiyim. Yemek yemeyi, çizgi romanları, müzik dinlemeyi, özellikle de U2’yu seviyorum.

-Eğitiminizi nerede tamamladınız? Size katkılarının neler olduğunu düşünüyorsunuz?

-Boğaziçi Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği bölümünü bitirdikten sonra San Francisco Üniversitesi’nden MBA derecemi almak üzere Silikon Vadisi’ne gittim. Burada e-ticaret ile ilgili gelişmeleri yakından inceleme fırsatım oldu. Zaten ABD’ye gitmekteki asıl amacım internet projelerinin doğduğu Silikon Vadisi’nde vizyon ve teknoloji anlamında kendimi geliştirmekti. O dönemde, paket servis ve internet bazlı bir projeyi Türkiye’de hayata geçirmek düşüncesi aklımda şekillenmeye başladı. 2000 yılının Haziran ayında yemeksepeti.com fikriyle Türkiye’ye döndüm. Bu anlamda önemli katkısı olduğunu söyleyebilirim.

-Yemeksepeti fikri nasıl oluştu? İşinizi kuracağınız yere nasıl karar verdiniz?

-Amerika’da olduğum dönemde birkaç farklı online yemek sipariş modeli olduğunu gördüm. Bir kısmını kendim de kullanıyordum. Ancak yemeksepeti.com’la birebir örtüşen bir model henüz yoktu. Ya online kredi kartı zorunlu tutuluyordu, ya kullanıcıdan ve restorandan verdikleri servis için para alıyorlardı, ya da siparişi restorandan alıp kullanıcıya ulaştırmayı kendi yapan modeller vardı. Bu fikirlerden yola çıkarak, ama Türkiye kullanıcısının ve yemek sektörünün ihtiyaçları düşünerek özgün bir model kurguladık. Kurucu ortaklarımız Melih Ödemiş, Gökhan Akan ve Cem Nüfusi ile Türkiye pazarında hem restoran hem de kullanıcı bazında bu tarz bir ihtiyaca yönelik talep olup olmadığını araştırdık. Araştırmalarımızın ardından İstanbul’da 40 metrekarelik bir ofiste Yemeksepeti’ni kurduk.

-Kuruluşunuzun fonu / sermayesi nereden geldi ve bunu nasıl buldunuz?

-Herhangi bir fon kullanmadık. Sıfırdan kendi birikimlerimiz ve ailelerimizin yardımı ile oluşturulan bir sermayeydi.

-İyi çalışanlarınızın olması işinizin başarısı için ne kadar önemli olmuştur?

-Sizinle birlikte çalışan insanlardan çevrelerinden farklılaşan, şahsına münhasır kişilikler olması sizi başarıya taşıyan, diğerlerinden ayıran, karakter sahibi bir şirket yapıyor. Çalışanlarınızın tutkulu, öğrenmeye ve yeni fikirlere açık insanlar olmaları sizin de başarınızı bir adım öteye götürüyor.

-Ne gibi başarısızlıklarınız olmuştur ve bunlardan neler öğrendiniz?

-Yemeksepeti olarak yurtdışına açılma kararı aldığımızda hem MENA Bölgesi hem de Rusya olarak iki farklı coğrafyaya yöneldik. MENA Bölgesi’nde başarılıyız ve büyüme devam edeceğiz. Ancak İş ve insan kaynağımızı MENA’da büyümeye kanalize etmenin daha doğru bir karar olduğunu düşünerek Rusya’dan 1.5 yıl içerisinde çıkma kararı aldık. Ancak Rusya pazarından da çok şey öğrendik ve nihayetinde 10 ülkeye yayılan dev bir operasyon haline geldik.

nevzat-aydin2-300x336

*

“Beni insanların hayatlarını değiştirmek motive eder.”

*

-Bir fikirden vazgeçmeden önce bir fikir üzerine ne kadar gidersiniz?

-Bir fikrim varsa ve onun gerçekten işe yarayacağını, insanların hayatlarında fark yaratacağını düşünüyorsam sonuna kadar sabır ve kararlılıkla giderim. Yemeksepeti’nin hikayesi de böyledir.

-Günde ortalama kaç saat çalışıyorsunuz?

-7/24 online bir iş yapıyoruz. İlla masa başında bilgisayarınızın açık olmasına gerek yok. İşi günün her saati, her an her yerde takip ediyoruz.

-Sizi ne motive eder?

Beni insanların hayatlarını değiştirmek motive eder.

-Nasıl yeni fikirler üretirsiniz?

Sürekli çevremi gözlemlerim. Yeni insanlarla görüşür, farklı düşünceleri anlamaya çalışır ve bol bol fikir alışverişinde bulunurum. Kendimi güncel tutarım.

-Başarıyı nasıl tanımlarsınız?

-İnsanların, “Hayatımızda bu yokken biz ne yapıyormuşuz?” demesini sağlayacak bir işi hayata geçirmek. Yemeksepeti’ni buna örnek olarak görüyoruz.

 “Hayatımızda bu yokken biz ne yapıyormuşuz?” 

-Uzun vadeli başarı elde etmenin size göre en iyi yolu nedir?

-Uzun vadeli başarıya giden yok, bir işi tutkuyla yapmak, sevdiğin işi yapmak, onu sahiplenmek ve asla vazgeçmemekten geçer. Kafanızdaki ideali hayata geçirmek için pek çok şeyden vazgeçmeniz gerekebilir. Hırsınızı ve tutkunuzu kaybetmeden fikrinize tutunmanız ve sabırlı olmanız gerekiyor. Önünüze elbette ki engeller gelecektir. Ancak eğer vazgeçmez ve çözüm ararsanız çıkış yolu mutlaka olacaktır.

 Uzun vadeli başarıya giden yol, bir işi tutkuyla yapmak, sevdiğin işi yapmak, onu sahiplenmek ve asla vazgeçmemekten geçer

-Size göre başarılı bir işin beş en önemli unsuru nedir?

-Benim yatırım yapmayı seçtiğim, başarılı olacağına inandığım fikirlerde aradığım 3 önemli kriter var. Bunlardan ilki girişimcinin profili. İnsan inandığı şeyin peşinden gidebiliyor olmalı. İkincisi, ölçeklenebilir bir iş modeli geliştirmiş olmalı. Ne kadar sürede ne kadar büyüyecek, iş büyüdükçe ne kadar yatırım gerekecek gibi parametreleri öngörebilmeli. Üçüncüsü ise rekabetin ne zaman ve hangi oranda gelebileceğinin kestirilebilmesi. Rekabet başarı için önemli bir motivasyon. Bu anlamda faydalı görüyorum. Ancak başarı ne kadar olası görünürse görünsün, hiç beklenmedik birtakım gelişmeler olabilir ve rekabet etmeye çalışırken daha pazarı doğmadan öldürmek durumunda kalabiliriz. Bunun çok örneği var dünyada. Biz de Yemeksepeti’ni 2001’de değil de 2007 yılında kursaydık büyük ihtimalle aynı şeyi online paket servis pazarı için söylüyor olacaktık.

-Nasıl hataları önlersiniz veya hasar kontrolü yaparsınız?

-Her şirketin stratejisinin, hedeflerini ve risk iştahının önceden analiz edilmesi gerekir. Risk yönetimi anlamında olası olumsuz senaryoları önceden çalışıp hazırlıklı olmak lazım. Bizim işimiz direk kullanıcıya dokunan bir iş olduğu için hatalı durumlarda dahi doğru bir iletişim stratejisi çok önemli. Mevcut hasar tespiti ve düzeltme sürecinde çalışanları, organizasyonu ve iç süreci de doğru yönetmek oldukça kritik.

-Silicon Valley’de bulunduğunuzu okuduk, nasıl bir yer? Orayı nasıl tanımlarsınız?

-Silikon Vadisi’nde gerçekten de dünyanın teknoloji merkezinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Dünyadaki en yeni teknoloji fikirleri burada geliştiriliyor ve burada hayata geçiyor. Yemeksepeti fikri de buradaki gözlemlerimin sonucunda ortaya çıkmıştı.

-Eğer geçmişten bir kişi ile konuşmak şansınız olsaydı kim olurdu ve neden olurdu?

-Nikola Tesla ile konuşmak ve hakkını Edison’a kaptırırken nerede yanlış yaptığını sormak isterdim.

yemeksepetini-kuran-adam-nevzat-aydin-kimdir

“Nikola Tesla ile konuşmak ve hakkını Edison’a kaptırırken nerede yanlış yaptığını sormak isterdim.”

-Yemeksepeti’yle alakalı… Restoranları nasıl bünyenize katıyordunuz? Onlar mı size geldi yoksa siz mi onlara gittiniz?Nasıl başarılı bir müşteri tabanı oluşturdunuz?

-Yemeksepeti.com projesini hayata geçirmeye karar verdiğimiz yıl olan 1999’da Türkiye’de telefonla yemek siparişi kültürü oldukça yaygındı. Ancak insanların hayatında internetin olmadığı, bilgisayar sahipliğinin düşük olduğu bu dönemde birçok restoran, online yemek siparişinin yaygınlaşabileceğini öngöremiyordu. Dolayısıyla yeni bir girişim olarak Yemeksepeti için ilk basamak, restoranların bu işin potansiyelini anlamalarıydı. Bir marka olarak sevilen ve güvenilen restoranları Yemeksepeti üyesi yaptığımızda, kendi sunduğumuz hizmet sayesinde kullanıcıların sipariş vereceğine inancımız tamdı. Yani yaratacağımız artı değere hem restoranları hem de kullanıcıları inandırmak, başka bir deyişle fikrimizi iki tarafa da farklı şekillerde satmak gerekiyordu.

-Kullanıcıları bir kez Yemeksepeti’ni denemeye ikna ettiğimizde vazgeçmeden yeniden geldiklerini gördük. Günde sadece onlarca sipariş aldığımız zamanlarda bile kullanıcıların tekrar sipariş oranı çok yüksekti. Restoranlara söylediğimiz en önemli nokta ise, Yemeksepeti’nin yalnızca iletilen sipariş üzerinden yüzdelik bir hizmet bedeli alacağıydı. Bu restoranların online yemek siparişini yeni bir satış kanalı olarak görmelerinin önünü açtı ve restoranlar yeni müşteri edinme amacıyla sitemizi internetteki şubeleri gibi kullanmaya başladılar. Yemeksepeti böylece hem iş ortağı restoranlarda, hem de kullanıcılarında yeni alışkanlıklar yaratan bir marka olmaya başladı.

-Peki nasıl Yemeksepeti’ni satmaya karar verdiniz? Satma süreci nasıldı?

-15 yıllık geçmişimizde yerli ve global birçok farklı yatırımcı tarafından teklifler aldık, fakat hep doğru zamanı ve doğru partneri bekledik. Global hedefleri, iş yapış tarzı ve kurumsal kültürü bizimle oldukça örtüşen Delivery Hero’nun bu vizyonu hayata geçirmemizdeki en önemli adımı atarken bizim için doğru iş ortağı olacağına kanaat getirdik. Sonuç olarak Yemeksepeti’nin 589 milyon dolar üzerinden değerlenen hisselerinin tamamı Delivery Hero tarafından satın alındı. Bu satın alma Türkiye tarihinin en büyük internet şirketi satın alması. Buna ek olarak global online yemek siparişi sektöründeki en büyük işlem olma özelliğini de taşıyor. Böylesi bir başarıya imza attığımız için çok mutlu ve gururluyuz. Bugün deneyim, teknik bilgi ve bize has inovatif iş yaklaşımımızı, Delivery Hero ile birlikte daha geniş coğrafyalara yaymak için çalışıyoruz.

862838755715

-Girişimcilikle alakalı.. Başarılı bir girişimci olma yolu veya bir çeşit formülü olduğuna inanıyor musunuz?

-Girişimcilik, sahip olduğunuz tutkuyu alıp, insanların hayatını değiştirecek iş fikirlerine dönüştürmektir. İçinizdeki tutkuyu, insanların hayatını ve yaşayış şekillerini “Bu olmadan önce ne yapıyormuşuz?” dedirtecek şekilde değiştirebildiğiniz bir iş fikrine dönüştürebilmek; bireyin ve toplumun sorunlarını çözerken fikrinizi sahiplenerek o sihirli dokunuşu yapabilmek benim için girişimciliğin anahtarıdır.

-Bir girişimci olmanın en sevdiğiniz yönü nedir?

-İnsanların yaşamında gerçekten bir fark yaratmış olmak.

-Girişimci olmak isteyen gençlere üç tavsiye verecek olsaydınız ne olurdu?

Hayallerinizin peşinden koşun.

Kendinize büyük hedefler koyun.

Engellerin çözümü, ararsan mutlaka var.

-Girişimciler ve başkası için çalışanlar arasındaki en önemli fark sizce nedir?

-En önemli farkın ‘aksiyon alabilmek’ olduğunu düşünüyorum. Bizlerin Yemeksepeti’ni kurduğu yıllarda iyi bir fikrinizin olması yeterliydi. Bugün ise, herkesin bir fikri var ve onu hayata geçirmek için adım atabiliyor olmak her şeyden daha önemli. Cesaret, bu anlamda önemli bir etmen.

-Tek kelimeyle, bir girişimci olarak hayatınızı tanımlasanız ne derdiniz?

-Tutku

-Başarılı bir girişimci olmak için ne gibi fedakarlıklar yapmanız gerekti?

-Yemeksepeti’ni kurduğumuz ilk 5 yıl kurucu ortaklar olarak bir gelir elde ettik diyemeyiz. 7/24 projenin içinde olduğumuz, gerektiğinde restoranlara siparişi kendimiz ilettiğimiz, her şeyiyle ilgilendiğimiz, çok hareketli ve yorucu bir 5 yıldı. Bu süre zarfında Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olmuş bir mühendis olarak iyi bir şirkette, iyi bir pozisyonda iş bulabilir ve kariyer adımlarını bir bir tırmanıyor olabilirdim. Ancak bunu bir fedakarlık olarak görmüyorum. Fikrimizin başarılı olacağını biliyorduk ve emin adımlarla yolumuza devam ettik.

-Başarılı bir girişimci olmak için gerekli en önemli üç beceri olarak ne söylersiniz?

-Tutku, yenilikçilik, sabır

-Eğer tekrar kariyerinizi başlatma şansınız olsaydı, neyi farklı yapardınız?

-Her şey tam da bugün gittiği gibi olsun isterdim.

-Yeni projelerle devam edecek misiniz?

-Girişimcilik gelip geçici bir ruh hali değil, bir karakter meselesi. Bu nedenle elbette ki her zaman yeni projelerimi hayata geçirmeye devam ediyor olacağım.

“Coming Out?”

Belki şuan sizi başlık yanılttı bu benim özel bir açıklamam ya da başka ilginç yeni bir haber olmayacak, şimdiden açıklamakta fayda var. Sadece dikkatimi çeken bir durumu sizinle paylaşmak istiyorum. Toplum baskısı, stereotip, ayrımcılık,… adını okuduktan somra siz verin çünkü ben hala çözemedim en azımdan kendi kafamda belki de gereğinden fazla düşünmeme rağmen.

Bir süredir takip ettiğim, severek izlediğim YouTune yıldızlarının oldukça fazla bir sayısının, uzun hatta nerdeyse yarım saatlik videolar paylaşarak cinsel tercihlerinin insanların kabul etmek istediğinin tersi olduğunu açıkladıklarına şahitlik ettim. Joey Graceffa, Ingrid Nilsen, Connor Franta… Özellikle birden fazla kez izlediğim Connor ve Ingrid’in videosunda ortak olarak vurgulanan noktalar, ikisinin de kendilerini bir süre boyunca belli kalıplara sokmak için çok uğraşmaları, mutlu gibi davranıp içlerinden gelen mutsuzluğun sebebini aramaları, bunların hepsinin aslında çocukluktan yaşadıkları ve hissettikleriyle belli olması. İtiraf etmek zorundayım ki ikisi de ağladıkça ben de ağladım ve o acıyı ben de içimde hissettim. Ben de benzer bir durumla karşı karşıya kalsam ne yapardım diye düşündüm. Büyük ihtimalle onlar gibi bu hissi yok etmeye çalışır kendimi herkesin yaptığı seçimleri yapmaya zorlardım. Kabul görmek için. Peki nerden çıkıyor bu tek doğru inancı? İnsanlar niye özel bir videoyla farklı bir seçim yaptıklarını açıklamak zorunda kalıyorlar? Hatta en basitinden biz niye bu seçimi “farklı” diye yorumluyoruz?


Bu kadar yargılamama ve yanlış bulmama rağmen ben de çoğu zaman kendimi bu kısır döngünün içinde buluyorum. İçimize işlenmiş bir “doğru-yanlış”, “uygun-uygunsuz” tablosu var. Her davranışı belli bir görüşe göre sınıflandırıyoruz. Bunun sonucunda da daha büyük sıkıntılar çıkıyor. Bu kalıplara sığmak istemeyen insanların (Caitlyn Jenner) veya kendilerini farklı bir kalıpta hisseden insanların yaşadıkları gerçekten çok acı. Bence artık bu modern dünyada hala tekdüze düşüncelerle devam ederek “farklı” veya “normal olmayan” kişilikler biziz. Biziz o “uygunsuzluk”. Kabul etmeyenler ve yargılayanlar olarak.

-Defne Anlaş (Konuk Yazar)

Sinema Kültürü #4

Önceki yazı: Sinema Kültürü #3

Bu yazı da sinemada İdeoloji konusu üzerinde duracağım. İlk söylendiğinde hepimizin kafasında belirli bir şey oluşturmayan ideoloji kelimesini sinemada da anlamak ve anlatmak oldukça zordur. Ama temel anlamıyla belirtmek istersek ideoloji anlatılmak istenendir. Tarihte farklı dönemlerde devletlerin farklı ideolojileri olmuştur. Devletler kendi düşüncelerini yaymak için farklı yollar kullanmıştır ve sinema bunların en etkililerinden biridir. Çünkü bu işi neredeyse hiç farkettirmeden yapar örneğin siz bir komedi filmine eğlenmek için gidersiniz ve onun sizin bilinç altınızda oluşturduğu şeyler üzerinde düşünmezsiniz. Bu da sinemayı en etkili kılan özelliktir.

Devamında örnekler üzerinden gideceğim. Bazı yönetmenlerin ideolojisi gerçekliği kırmaktır. Bunun daha iyi anlaşılabilmesi için önce filmin içinde ki gerçekliği tanımlamalıyız. Gerçeklik gerçek hayatta olabilecek olayların filmde anlatılması değildir. Filmde anlatılan olayların bir biri ile çelişmemesi ve filmin kendi içinde ayrı bir dünya bile yaratıyor olsa inandırıcı olmasıdır. Örneğin Harry Potter bir fantastik filmdir ama gerçekliği yoktur diyemeyiz çünkü HP evreninde anlamlıdır. Bir örnek üzerinden gidelim: Jean-Luc Godard bu tarz yönetmenlere örnek verilebilir. Kendisi bir Fransız Yeni Dalga yönetmenidir. Gorin ile beraber çektiği Tout Va Bien filmi bu ikilinin ve yeni dalganın ideolojisini yansıtmaktadır. Çünkü onlar insanların bu izledikleri filmi sorgulamadan izlemelerinden ve onu sanki gerçekmiş gibi kabul etmelerinden rahatsızdırlar. Bu yüzden de buldukları her fırsatta seyirciye bunun bir film olduğunu hatırlatırlar. Daha filmin ilk başında bunu şöyle belli ederler: iki kişi konuşmaktadır bunlardan biri film çekmek istediğini söylediğinde aldığı yanıt paraya ihtiyacın olucak olur. Bu sözden sonra yaklaşık 2 dakika imzalanan banka çeklerini görürüz. Seyirci filmin içinde filmin kendisiyle ilgili konuşulmasına alışık olmadığı için bu gerçekliği kırar. Film devam ederken bazı oyuncular söze başlayıp sadece kameraya bakarak 5 dakikalık tiratlar atarlar bu da yine sanki onlar oyuncu değilde haber spikeriymiş gibi bir his uyandırır.

Film bunun gibi bir çok örneklerle doludur. Hatta bazı yerlerde rahatsız edici bir hal bile alır çünkü kullanılan taktiklerden bazıları sesleri üst üste bindirme vb…dir. Ya da ses vardır fakat görüntü yoktur. Bu gibi taktikler Fransız yeni dalgacı yönetmenler tarafından geliştirilmişlerin bazılarıdır. Ve bu akımın gerçekliği kırma ve insanlara film izlediklerini hissettirme istedi onların amacıdır dolayısıylada onların ideolojisidir.

-Pınar Binay (Konuk Yazar)