Son Zamanlarda İzlediğim Filmler

13836-jupiter_ascending_2015_movie-wide.1200w.tn Kolay kolay film beğenmem ya da ilk izleyenlerden değilsem popüler filmlere kesinlikle katlanamam hatta genelde izlemem de. Bu konuda biraz seçici olduğumun farkındayım zaten bu yüzden de izlediğim filmleri bir daha izlemek hoşuma gider. Ama yaz olduğu zaman istemeden de olsa bu özelliğim yok oluyor. Mersin’in sıcağından mıdır sıkıldığımdan mı bilmiyorum ama internete yeni düşen ve genellikle de boş filmler en çok izlediklerim arasında oluyor. Bu kısa yazımda son zamanlarda izlediğim -hepsi boş değil- filmleri paylaşacağım.

1663911- I Origins : Şuana kadar izlediğim en etkileyici ve en güzel filmlerden birisi oldu. Nasıl daha önce izlememişim dedim ve Amerika’da kaldığım evdeki kıza zorla izletirken ben de onunla bir daha izledim. Filmde beni en çok çeken şey senaryoydu. Filmlerde beni en çok etkileyen şey -yakışıklı oyuncular dışında- zaten senaryo oluyor, bu benim aklıma gelir miydi, böyle bir şey yazabilir miydim diye çok düşünüyorum.

2- Insurgent : Divergent’ın devam filmi, bir devam filmi olarak zaten konusu da belliydi. Los Angeles’tan dönerken uçakta izlemiştim, kesinlikle önerilir.

3- Cinderella : Disney’in hem “Alice in Wonderland” , “the Great and Powerful Oz” , “Maleficent” gibi yorumları hem de bu tür filmleri çok sevmemle birlikte Cinderella’yı Los Angeles’a giderken uçakta izledim. Yani tamam güzel çok hoş ama saydığım filmlerdeki gibi fantastik bir final ya da extreme öğeler yok, bildiğimiz Cinderella. Uçakta 14 saatiniz varsa buyrunuz izleyiniz.11190642_ori

4- American Sniper : Bradley Cooper’ı böyle bir role uygun görmeleri çok yerinde olmuş. Hem gerçek karaktere çok benziyor hem de role çok yakışmış. Oscar alıp alamamasıyla ilgili fazla dalga geçilmişti ve beğenmeyen daha doğrusu uzunluğu yüzünden sıkılan kitle çoktu ama ben çok beğendim, zamanınız varken açın izleyin derim. Amerika’nın en iyi sniperının gerçek hayat hikayesi.

5- Jupiter Ascending : Hala düşündükçe algılayamıyorum yani sen git Channing Tatum’u Mila Kunis’i koy filme, sonra filmi değişik ve kesinlikle saçma bir uzay/dünya filmine çevir. Sırf bu ikili için izledim ama senaryo ciddi anlamda bayıktı. Arkadaşlarlayken dalga geçmek için izlenebilecek film.

5-Unfinished Business : Dave Franco aşkına, Vince Vaughn yeteneğine İZLEYİN. Nasıwere-the-millersl desem filmin bir kısmı Hangover ve Project X’e bağlıyor ama konunun hiç alakası yok, çok keyifli ve komik. Son zamanlarda güldüğüm güzel komedi filmlerinden.

6-We’re the Millers : Nasıl daha önce izlememişim bilmiyorum ama izlerken sesli şekilde sık sık güldüğüm nadir filmlerden. Harika!

7- 21 and Over : Hangover ve Project X filmlerinin temel fikriyle oluşuyor. Miles Teller ve Skylar Astin var.

Serra

Lomochrome Purple Film San Francisco’da

79730002xSan Francisco’ya giderken makinemde Fuji Superia 200 takılıydı ve yanıma hangi filmi alsam diye düşünürken yeni bir şey denemeye karar verdim; Lomochrome Purple Film!79730037x

Geçtiğimiz yıl mayıs ayı gibi Lomography FishEye no2’de kullandığım lomochrome purple filme bir türlü ısınamamıştım bunun sebebi de çektiklerimin çoğunun 79730019xportre olması ve ISO ayarıyla alakalıydı sanırım. Lomography’79730028xnin sitesindeki lomochrome purple ile çekilmiş fotoğraflar beni öyle etkiliyordu ki bir daha denemeye karar verdim ve sonuçlar bu sefer MÜKEMMEL !

100 ISO değerine ayarladım ve renkler tam da istediğim gibi çıktı.

Çok güzel altın, mor ve 79730036xmavi tonları yakaladım.

Lomochrome purple film bence denenmesi gereken bir film ve tamamen 79730013xsürprizlerle dolu, filmimi banyodan almayı beklerken normal bir filme göre çok daha heyecanlabekledim.

Tungsten filmlere olan ilgim ve yavaş yavaş stoktan kalkmalarına karşı birebir çözüm benim için bu film oldu.79730015x

Serra

Doğa Harikası : Grand Canyon

Amaç yeniIMG_5131 yerler görmek ve fotoğraf çekmek olunca tam bir Kristof Kolomb’a dönüşüyorum. Tabi durum böyle olunca ve hazır Las Vegas’a gitmişken, yaklaşık 5 saatlik otobüs y48720010colculuğu uzaklıktaki (küçüklüğümden beri filmlerde gördüğüm ve en çok görmek istediğim) bu doğa harikasını görmeden geri dönmek tabi ki de olmazdı.

Grand Canyon, Kolorado Nehri’nin kanalı “milyonlarca” yıl oymasıyla oluşmuş. 466 km uzunluğunda, 29 km genişliğinde ve 1,800 metreye varan bir derinliğe sahip. Bu kesiklerde Dünya’nın iki milyar yıllık tarihi bulunuyor.

Las Vegas çıkışlı bir 48720035csürü tur şirketi var ama aslında çoğunun fiyatları aynı çünkü tur seçenekleri ve yaptırdıkları sınırlı. Güney Yakası (South Rim, yaklaşık48720016c 5 saat uzaklıkta) ve Kuzey Yakası (North Rim, yaklaşık 2.5-3 saat uzaklıkta)  olarak iki alternatif var. Kuzeyde belgesellerde gördüğümüz cam tabanlı köprülerde (skywalk) yürüme seçeneği ve kuzey daha yakın ama bölgenin yönetimi Kızılderililere ait olduğ48720015cu için turlar daha pahalı, kuzey kısmını birçok sebep yüzünden “Grand Canyon” olarak görmüyorlar da. Güneyse resmi olarak “milli park” diye anılan bölge ve kuzeye kıyasla fiyatlar daha uygun.48720024c Bu otobüs turları dışında uçak veya helikopter turları da var.

Biz otobüsle Güney Yakası’na gitmeye karar verdik, tur otobüsü saat 5.55’te bizi Las Vegas’ın merkezindeki otelimizden aldı ve otele dönüşümüz de gece 11’e doğruydu. Çok keyifli ama bir o kadar da yorucu bir gündü. Otobüsü park ettikten sonra biraz 48720021cyürüyünce karşına bir anda kanyon çıkıyor, gerçekten de büyüleyici bir an. İnsan ne kadar küçük olduğunu ve Dünya’nın da bir o kadar büyük ve yaşlı olduğunu fark ediyor. Tüm bunlarla birlikte batı yakasında en etkilendiğim yer Grand Canyon oldu.

Serra48720027c

 DOĞRU CEVAP

1997 yılında dönemin Rizeli Başbakanı Mesut Yılmaz tarafından yapımına başlanılanKaradeniz Sahil Yolu Projesi 2007 yılında dönemin Rizeli Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tamamlanmıştır.800 milyon dolar bütçe belirlenen proje resmi kaynaklara göre en az 2.5 milyar dolara mal olmuştur.İddialara göre bu miktarın çoğubazıları”nın cebine gitmiş ve bunun üzerine de yolsuzluk davaları açılmıştır.Bu proje yüzünden birçok canlının doğal alanı yok edilmiş, Karadeniz sahil şeridi katledilmiş,yeşille mavinin arasına gri girmiştir.Proje başlandığı andan itibaren gerek yerel halkın, gerek Türk halkının tepkisiyle karşılaşmış ancak halkına kulaklarını kapayan devlet büyükleri projeyi tamamlamakta çekinmemişlerdir.Bu süre zarfı boyunca birçok insan ve bir avukat öldürülmüştür.Daha sonra,kimi bakanlar ve devlet adamları tarafından pişmanlık edebiyatı yapılsa da bu açıklamaları ceplerini doldurduktan sonra yapmışlardır.Olan olmuştur,yol yapılmıştır.Projeden en çok yöre halkı mağdur olmuştur.(Aslında projenin yapımına 1987 yılında başlanılsa da yetersiz bütçe yüzünden çalışmalar durmuştur.Projenin tam olarak başlaması 1997 yılını bulmuştur.)

1997 yılında yapımına başlanan Karadeniz Sahil Yolu Projesi kapsamındaki yol yapım çalışmalarına dolgu malzemesi sağlamak amacıyla Doğu Karadeniz’deki başta Senoz,Fırtına,İkizdere vadilerinde 200’e yakın taş ocağı açıldı.Normalde ormanlık alanlardan ve yerleşim yerlerinden uzak bulunması gereken bu ocaklar dere kenarlarına ve insanların yaşadığı bölgelere kuruldu.Yaptıkları çalışmalarda dinamit kullanıldığı için bölgede heyelan,taş savrulması ve yer sarsıntısı gerçekleşti,en büyük zararı yöre halkı gördü. Projenin tamamlanmasından sonra terk edilen bu ocakların çoğunun rehabilitasyonları yapılmadı.Bölgedeki ormanların yapısı bozuldu,yeşillik ortalığı toza,dumana,griye bıraktı,dereler kirlendi.Bu konu ile ilgili protestolar yapıldı ancak olan oldu.Projeden en çok halk zarar gördü.


Özellikle 2007 yılından itibaren Doğu Karadeniz Bölgesine yüzlerce HES kuruldu.Kimileri yargı tarafından onay alamasa da ülkemizde inşaat yargıdan hızlı işlediği için santrallerin inşaatına engel olunamadı ve birçok protestoya rağmen bu santraller faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.Bu projeler yüzünden bölgenin doğası katledildi,bir dereye 30 santral kurularak dereler kurutuldu.Olan oldu,projeden en çok yöre halkı zarar gördü;yeni santraller de yolda.

Son 20 senedir Karadeniz’de özellikle Artvin’de büyük protestolara rağmen maden ocakları kuruldu.Bunun sonucunda dağlar delik deşik edildi,ormanlar katledildi,doğal yapı bozuldu.Olan oldu,projeden yine en çok yöre halkı mağdur oldu.Şimdilerde, yöre halkı Cerrattepe’de direnişe geçmiş durumda,daha fazla olan olmasın diye.

2010 yılında Rize’de bir otelde 10 bakanın ve50 milletvekilinin bulunduğu bir toplantıda Yeşil Yol adı altında bir yaylaları birleştirme projesi başlatıldı.Bu projeyle birlikte, birçokdoğal alan tahrip edilmeye başlandı.Eğer Yeşil Yol projesi tamamlanırsa bu sefer yaylalar kesin olarak doğal güzelliğinden temizlenecek ve bundan yine en çok halk mağdur olacak.Şimdilerde ise mavinin kaderini yeşil de yaşamasın diye yani olan oldu olmasın diye Karadeniz halkı yaylalarındanöbette,jandarmaya karşı, ve hala direniyor…


Bildiğiniz üzere şu aralar gündemde daha çok sosyal medyayı meşgul eden bir yeşil yol projesi var.Daha doğrusu Karadenizdeki yerel halkın projeye karşı bir protestosu ve jandarmaya karşı direnişi var.
Bu direnişler yer yer değişse de genel olarak Rize’de ve Artvin’de devam ediyor.Peki amanedir tam olarak bu yeşil yol projesi?
Yeşil yol bundan beş sene önce Rize’de bir otelde toplanan 50 milletvekili ve 10 bakanın da katımı ile başlatılan bir yaylaları birleştirme projesidir.Projede planlanan yaklaşık 2500 km yol ile Samsundan Artvine kadar bulunan yaylaları birbirine bağlamak ve bunları turizme açmak.Tabi ”baksanıza kardeşim adamlar ne güzel yol(!) yapıyorlar,ne güzel turizm gelişiyor,siz hala neye karşı çıkıyorsunuz,niye her şeye muhalif oluyorsunuz” diye sorabilirsiniz.Ancak bu proje kulağa ne kadar hoş gözükse de -özellikle Yeşil Yol ismi o kadar masum ki- ne yazık ki işin aslı öyle değil.Nasıl mı?
Şöyle anlatıyım,ismini doların yeşilinden alan bu proje turizm kisvesi altında ”bazı”larına rant sağlamak için başlatılmış bir projedir.Projeyi yönetenlerin amaçları hem daha önceden başlatılan HES ve benzeri projelere asfalt yollar ile lojistik destek sağlamak,hem de doğayla içi içe bulunan,her tarafı boş arazi ve rant kaynayan bu bölgeleri tek bir güzergah üzerinde toplayıp,şehir hayatına ve turizme açmak.Tabi ki hepimiz biliyoruz böyle bakir bölgelere kapitalizmin kolları olan asfalt yollar ulaştıktan sonra neler olduğunu.(Bknz: Uzungöl,Ayder…)Ayrıca,zaten oraya gelen insan şehir hayatından kaçmak,doğayla iç içe olmak için çıkıyor yaylaya ama bizim akıllı yöneticilerimiz aksine bu bölgeleri kokuşmuş şehir hayatına dönüştürmeye çalışıyorlar.Peki ama neden?
Sorunun cevabını ilk başlarda ben de bulamıyordum,daha doğrusu karşımdaki bana verilen cevapları anlamıyordum.Anlamak istemiyordum.Bir insanın siyasi görüşü ne olursa olsun biraz daha fazla para için böyle güzellikleri yıkmaya,yok etmeye vicdanının el vereceğini düşünemiyordum.Ama daha sonra,kısmen de olsa sistemi öğrendim,bazıkuralları tanıdım.Aklımın yettiğince Türkiyenin siyasi sistemini anlamaya çalıştım.Ve karşıma çıkan cevap basitti;para,güç…adına ne derseniz deyin.Siyasiler hem ceplerinidoldurmak için hem de oy almak için bu bölgeleri iş adamlarına peşkeş çektiler ve hala çekiyorlar.(Gerçi artık elimizde pek bir şey kalmadı ama neyse.)Ve Türkiyede siyaset ne yazık ki böyle işliyor,zaman geçiyor,roller değişiyor,”kemalistim” diyerek çalan yerini ”müslümanım” diyene bırakıyor ama ezilen hiç değişmiyor.

Ve işte bu ezilenler Rizede,Artvin’de Karadeniz’de takdir edilesi bir direniş sergiliyorlar,Havva Ana‘nın simgeselönderliğinde.Ve bu insanlar şimdiden terörist,örgüt üyesi,paralel,nankör,çapulcu ilan edildiler kimileri tarafından her zamanki gibi.Oysa,yaptıkları sadece kendi topraklarını,güzelliklerini kapitalizmin o kirli ellerinden korumak;hepimizin en doğal hakkı ve en büyük sorumluluğu.Bununla birlikte,griye karşı yeşilin savaşı verilirken siyasi renginin ne olduğunu bilmediğimiz bu insanlardan Havva Ana herkesin bildiği ancak hatırlamadığı ve hatırlanmasının istenmediği o gerçeği bize hatırlattı.Devlet birey içindir”gerçeğini.”Devlet kimdir?Devlet benim sayemde devlettir.Ben halkım!” dedi Havva Ana.Elindeki sopasıyla ”Uyan!” diye bağırdı ekrandan onu izleyen koyunlara.Söylediklerinin ne kadarı anlaşıldı bilinmez, belki de teyzemiz dilini değil de elindeki sopayı kullansa idi daha iyi anlaşılabilirdi, güdülmeye alışmış bu Türk halkı tarafından.Ayrıca,ortam bulsa devrim bile yapabilecek potansiyelde olan buteyzemizin milliyetçiliği ve dinciliği ile tanınan ve son zamanlarda AKP’in kalesi olarakgörülen Karadeniz Bölgesinden çıkması da işin ironik kısmı olsa gerek.
Özetlemek gerekirse,anlatmak istediğim şu;Küçüklüğümden beri her sene en az bir kere Karadeniz’e uğrayan ve sık sık dağlara,yaylalara çıkan birisi olarak yayla hayatını kısmen deneyimlemiş birisiyim.Yeşilin elli tonunu görmüş,koskocaman dağları bile yutan sis havuzunda yüzmüş,ormanda akşam yemeği için Mario misali mantar toplamış birisiyim.Çok şey değil,oranın yerlisinin her gün yaşadığı şeyler.Ve ben bu doğayı,bu doğadan türeyen bu kültürü sevdim,seviyorum.Bu kültürün kaybolmasını istemiyorum.Yukarıdakilerin,siyasilerin,devlet adamlarının ne dedikleri umrumda bile değil.Hayatında asla bu topraklara ayağını basmamış,bahsettiğim hazları yaşamamış veya doğma büyüme Karadenizli olsa da kendisine paradan başka memleket belirlememiş bu insanların bu topraklarda karar verme yetkisi yoktur,ve bu insanların senelerdir bu topraklar üzerinde yaptıkları cerrahi operasyonlar benim gözümde bir işgaldir.O halde işgale karşı bir şey yapılmalıdır,ama ne?
İki gün önce İstanbul’da yazmaya başladığım bu yazıyı şu an güzel bir temmuz gecesinde Trabzonda bir evde bilgisayar başında kendime bu soruyu sorarken tamamlayacağım aklıma gelmezdi.Oysa Karadeniz halkı bu soruyu 20 senedir soruyor.Aynı soruyu Türk halkı da başka konularda fakat aynı zihniyete karşı soruyor.Şu ana kadar birçok cevap buldular ancak anladığım kadarıyla henüz doğru cevabı bulamadılar.Ben de sorumu daha yüksek bir sesle yineliyorum;bu topraklarda yaşayan bütün yurtsever vatandaşlara soruyorum.”Bir şey yapmalı! ama ne?Ne yapmalı?”.Umarım bu toprakların gerçek sahipleri geç olmadan doğru cevabı bulurlar,benim Moğollar’ın şu dizelerinde bulduğum doğru cevabı

Kimisi oy peşinde.
Öteki rant işinde.
Kıyamet değilse bile,
Bir şey kopmalı.

Kıyamet değilse bile,bir şey kopmalı…

Destek için: Buraya tıklayın!

-Mertcan Kadayıfçı (Konuk Yazar)

Amerikan Riviera’sı : Santa Barbara

Uzun süren programlaIMG_4369r ve “yazın nereye gitsem”lerin sonucunda nisan ayına doğru yaz için rotamı Santa Barbara olarak belirlemiştim. Şuan üçüncü haftamdayım, bir haftam daha var ve kabul etmem gerekir ki burası gördüğüm en yaşanılası yer ve aynı zamanda lakabı olan “American Riviera”ı da hak ediyor.

Santa Barbara, California 78980020xeyaletinde yer alıyor ve Los Angeles’a arabayla 2.5 saat mesafede, aynı zamanda San Francisco ve San Diego’ya da yaklaşık 5.5 saat mesafede.

Santa Barbara halk arasında “kasaba” adını almış ama asla kasaba denilmeyecek bir yer, istediğiniz her türlü markayı, restoranı, kafeyi, ilgi alanınıza göre müzeyi bulabilirsiniz. Buradaki arkadaşlarımız ve gelen turistlerIMG_4868 her ne kadar plajlara bayılmış olsa da hem şezlong olmayışı hem de okyanusun soğukluğu yüzünden bizi pek açmadı ama yine de kumsalın ve güneşin tadını çıkarmak için birkaç plaja gidilmeli.

Yapılacak o kadar çok şey ve 78980014xgörülecek o kadar çok yer var ki üçüncü haftamda olmama rağmen hala görmediğim yeni yerler keşfediyorum.

Gitmeden önce yanıma fazla film aldığımı düşünüyordum ama hem Yashica’mı hem Sprocket’ımı kullandığım için filmlerim fazla gelmedi hatta lomography’nin sitesinden Türkiye’de çok daha yüksek fiyata bulduğum tungsten ve lomochrome purple film de alarak stoğumu daha da geliştirdim. State Street üzerinde bulduğum Samy’s Camera isimli mağaza sanki Sirkeci’den fırlamış gibi. Her türlü dijitalden analog fotoğraf makinesine, aparatlara, stüdyo çekimleri için gereken malzemelere, gopro aparatlarına ve tabi ki de filmler için banyo imkanına sahip.

78980007xMağazanın aynı zamanda lomography ile de anlaşması var, mağazadan hem lomography’nin tüm filmlerini bulabilirsiniz hem de kamera ellerinde yoksa bile sipariş ettirebilirsiniz. 8 dolar civarında bir fiyata filmin banyosunu, taramasını ve dijital ortama aktarımını yapıyorlar. Fiyat Türk lirasına çevrilince artsa da İstanbul’da denk geldiğim birçok yerden yine de daha uygun.“Gittiğin her yere fotoğraf IMG_5450makineni de götür.” altın kuralını Yashica Electro 35, Holga ve Sprocket Rocket’ımı da yanıma alarak galiba istemsizce abarttım ama pişman da olmadım.

Sahile ya da dağa giderken taşıması kolay olsun diye Holga’yı alırken güzel panoramalar yakalayacağım yerlere Sprocket’ımı, en kült mekanlar içinse Yashica’mı aldım. Sonuçların hepsi mükemmel!

78980006xState ve Chapala Street “downtown”un olduğu yer yani bir bakıma merkez gibi geçiyor; Santa Barbara’da hayatın en canlı olduğu caddeler. Birbirlerine paralel bu iki caddede hemen hemen tüm restoranları ve kafeleri görebilirsiniz. Caddelerin sonuysa West ve East Beach’e çıkıyor. State Street’ten shuttle’a binerek West Beach’e 50 cent gibi bir fiyata g78980002xidebilirsiniz, ama yürümek de uzun sürmüyor. Şehir içi ulaşımsa yine çok basit ve kolay. Chapala Street’te yer alan Transit Center’dan hemen hemen her yere otobüs kalkıyor. Santa Barbara’nın her yerine 1.75 dolara ulaşmak mümkün.

Doğasına gelecek olursak gerçekten de çok güzel, dağlar ve kanyonlarla çevirli; American Riviera isminiyse Akdeniz iklimine benzemesinden alıyor. Haziran temmuz arası gitmemize rağmen hiç beklediğimiz “California” hava durumuyla78980011x karşılaşmadık, hava ciddi ciddi 20-25 derece arasındaydı. Yerliler denize girse de tüm deniz hayallerimiz birkaç kez suyun soğukluğu ve havanın kapalı olması yüzünden suya düştü.Çok merkezi olduğu için haftasonlarında çevredeki şehirlerde ya da önemli yerlerdeydik; Six Flags, Universal Studios, Disneyland, San Francisco, Las Vegas. Çok güzel özellikleri olmasına rağmen sanırım en ama en iyi özelliği de merkezi olmasaydı.78980005x

Şuana kadar direkt olarak Santa Barbara’ya giden hiç tanıdığım yoktu, başlarda “Kasabaya mı gidiyoruz nereye düştük biz.” diye korksam da şehri gezmeye başladıkça çok doğru bir karar verdiğimizi anladık. Korna sesi78980013x hiç yok, nüfus az, trafik yok, her yere otobüsle ulaşım var, hava sıcak ve boğuk değil, yaşayan insanlarsa tüm bu huzur faktörleri sayesinde sakin ve anlayışlı.

Başka bir yerde yaşamak için ülkesini terk etmeyecek insanların en başında gelmeme rağmen, sanırım Santa Barbara’yı en yaşanılası yer seçiyorum. Büyük ihtimalle Amerika’ya gitme planlarınız varsa bu direkt olarak Santa Barbara’ya olmayacak ama California eyaletine gitmeyi düşünüyorsanız kesinlikle birkaç gününüzü de buraya ayırmalısınız!

Serra

UNIVERSAL STUDIOS

79740001x 79740002x 79740005x

       Gezimizin ikinci gününde Universal Studios’taydık,gerçekten büyük bir alan üzerine kurulmuş ve buradaki hediyelikler ve tem79740012xa da haliyle Universal Studios’a ait olan animasyonlar ya da filmlere ait, ride’lar kapalı alanda ve yine belli bir temaya sahip. Sabah 10 gibi girdik ve saat 7’ye yaklaşırken tüm parkı tamamlayamamıştık bile. Yine burada da önemli olan haritaya bakarak gitmek istediğiniz yerleri belirlemek. Ama burada kesinlikle gitmeniz gereken bir şey varsa o da Studios Tour, ki 79740008xbundan en son bahsedeceğim.

Onun dışında;

1- Revenge of the Mummy the Ride : Sırası biz oradeyken neredeyse 1 saatti ama bizden sonra 2 saat olduğunu da gördük. Kapalı ala79740011xnda geçiyor ve her ne kadar kısa sürse de -anlayacağınız üzere- Mumya filminin temasına sahip olduğu için kısa olsa da ilgi çekici. Ve yine Mummy’de de single rider seçeneği var ki bu sıra bile uzun sürüyor. Ama gerçekten eğlenceli ve oldukça hızlı.

2- Jurrasic Parc the 79740013xRide : Sulu ride’lardan bir tanesi yani ıslanmalı ama eğlenmeli diyebiliriz. Teması Jurrasic Parc olduğu için bol dinazorlu, su püskürtmeli ve değişik çeşitli hayvanların olduğu bir dağda geçiyor. Sonundaysa bir anda dağdan aşağıya suların içine düşüyorsunuz.

79740007x

3- Studio Tour : Universal Studios’un filmlerini nasıl yaptığını anlatmaktan çok “yaşattığı” bir tur bu. Stüdyoyu araçlarla geziyorsunuz, King Kong saldırısı, deprem, sel, yangın, Fast and Furious 7’nin oyuncularını hologram olarak görmeye hazır olun. 1 saatten biraz daha sürüyor ve etkisinden uzun süre çıkamıyorsunuz.Uzun süre California’daysanız 1 gününüzü ayırmaya kesinlikle değer.

Serra79740014x

79740003x

79740004x

Facebook Sizi Kendinizden Daha İyi Tanıyor

Yeni yapılan bir araştırma, pek çok insanın zaten şüphelendiği bir şeyi destekledi – ilişkileri ile ilgili devamlı olarak Facebook durumlarını güncelleyen insanların güvensiz, spor salonu ve sağlıklı yemekler hakkında bir şeyler yazanların ise bencil olduğunu gösteriyor.

Londra’daki Brunel Üniversitesi tarafından yapılan araştırma, güvensiz hisseden kişilerin düzenli olarak, dikkat çekmek ve beğenilmek, kendi güvensizlik duygularından uzaklaşmak için ilişki durumlarını güncellediklerini öne sürüyor.

Buna karşılık, bencil kişiler de hem beğeni hem de yorum almak ve kişilikleri ile ilgili hislerini sağlamlaştırmak için kendi başarılarını paylaşıyorlar. Bu anlamda, Facebook ekosistemi, kişilik özellikleri ve türleri hakkında bir çeşit geçerlilik oluşturabiliyor.

Etki Sahibi Bir İlişki

Daha önce yapılmış tartışmalı bir araştırmada, Facebook araştırmacıları, kullanıcıların İçerik Güncellemelerini yöneterek, kullanıcıların ruh hallerini etkileyebileceklerini buldular. Veri konusunda çalışan bilim adamları, bu eylemlerin, etkilenen tarafların yayınladıkları güncellemeleri nasıl etkilediğini görmek için, olumlu ya da olumsuz güncellemeleri akıştan çıkararak, 689,000’den fazla kullanıcıya gösterilen içeriği kısıtladılar.

Sonuç ne mi? Çalışmada insanların İçerik Güncellemesi yoluyla aldıkları girdilerin gerçekten de bu kişilerin ruh hallerini etkilediğini buldular.

İnsanlar, bu sonuçlar yayınlandığı zaman çok öfkelendiler ve pek çok kişi aktif olarak – duygusal durumlarını bilmelerinin mümkün olmadığı – kullanıcılarının duygusal durumlarını kendi çıkarları için kullandığı için Facebook’u eleştirdi. Ya zaten morali bozuk olan birinin ruh halini daha da kötü hale getirmişlerse, ne olacaktı?

Bu tür deneylerin potansiyel tehlikeleri oldukça korkutucu ancak daha geniş kapsamlı olarak düşünüldüğünde, bu çalışma Sosyal İletişim Ağının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Sosyal İletişim Ağı sadece her gün 936 milyon kişinin, arkadaşlarının ve ailelerinin en son güncellemelerini öğrenmek için bağlandığı bir yer olmakla kalmıyor, aynı zamanda nasıl düşündüğümüzü, gördüğümüzü ve hareket ettiğimizi de etkileyerek başlıca bilgi mecralarından biri haline geliyor.

Facebook’u dünyanın en büyük medya oyuncularından biri, tarihimizdeki en büyük kitle veri koleksiyonunun sahibi yapan da işte bu etki – ancak bu etki aynı zamanda iletişim ağını eşi benzeri görülmemiş ve suiistimal edilebilecek bir konuma da getiriyor.

Psikolojik Yorum

Kullanıcıların sosyal çevrelerini, nedenlerini, neden Facebook üzerinde belirli şeyleri yayınladıklarını bilmemizin bir önemi var mı? Elbette ki, arkadaşlarının olumlu ilişki güncellemeleri gibi olumlu yayınlar pek çok kişinin ilgi alanına giriyor ve devamlı olarak kendi yaşadıkları senaryoları, genellikle de olumsuz bir şekilde yayınlananla karşılaştırıyorlar.

Hepimiz bu deneyimi, insanların ne kadar iyi olduklarını, kendi durumumuzu ‘davulun sesi uzaktan hoş gelir’ türünde bir senaryoyla karşılaştırmayı yaşıyoruz. Bu en son araştırma ise, Facebook güncellemelerinin gerçek durumu %100 yansıtmak zorunda olmadığını vurguluyor.

İnsanlar bir tepki almak için bir şeyler yayınlıyor – sağlık için uyguladıkları rejimleri, ilişkileri ile ilgili gelişmeleri destek almak için yayınlıyorlar.

Sade bir gözlemci için bu insanlar her şeye sahip gibi görünse de, herkesin yayınladıkları şeyleri seçerek yayınladıkları gerçeğini değerlendirmek önemli. Gördüğünüz şeyler, aslında o kullanıcının hayatına dair her şeyi gösterdikleri anlamına gelmiyor.

Buradaki temel unsur ise, bunları fazla ciddiye almamak. Başka insanların Facebook’ta paylaştıkları aktivitelere dayanarak kendi hayatınızı onlarınkiyle karşılaştırmayın – bu sizin için adil olmaz ve onlar için de gerçekçi değildir. Bu tür güncellemelerin, genellikle sizin görünürde düşündüğünüzden daha fazla anlamı olduğunu bilin.

Şimdiye Kadar Yaratılmış En İyi Kitle Kavrama Aracı

Geniş kapsamda, en son yapılan araştırmalar bir kere daha, daha önce yapılmış Facebook araştırmalarının gösterdiklerini vurguluyor – yani, Sosyal İletişim Ağının, tarihimizde gelmiş geçmiş en iyi kitle kavrama ve analiz aracı olduğunu.

Görünürde ve bireysel seviyede bu tür karşılaştırmalar zararlı olabilse de, daha geniş ölçekte, tüm değişkenler hesaba katıldığında, Facebook verileri mümkün olduğunu tahmin bile edemeyeceğiniz şeyleri anlamamızı sağlıyor. İşte mecranın en büyük gücü de bu ölçek – tek bir kişinin bir şey söylemesinin hiç bir anlamı yok.

Ancak Facebook üzerindeki etkileşimlerin bütününü hesaba kattığınızda ve bununla kişilik özellikleri ve kullanıcı davranışları arasında ilişki kurduğumuzda, bu veriler gösterge haline geliyor. Buna kulak vermeyi, bu veriden istifade etmeyi ve hedef kitlenizi daha iyi anlayıp kavramayı başaramamak, genel olarak herhangi bir iş dalı için başarısızlık anlamına geliyor. Burada, kitleler hakkında edinebileceğiniz bilgiler ve öğrenme fırsatları görmezden gelinemeyecek kadar büyük.

Daha önce yapılan araştırmada da belirtildiği gibi, Facebook verilerinin kişisel eğilimlerinizi ortaya çıkarma kapasitesi arkadaşlarınızdan, meslektaşlarınızdan hatta eşinizden bile daha fazla. Bir anlamda, bu kavrama seviyesi insanları etkilemek için kullanılabilir – Facebook daha fazla insanın oy kullanmasını sağladığında, endişeler haklı olarak arttı.

Bu, kendi içinde bir endişe sebebi ancak aynı zamanda sosyal medyanın gücünü ve kapasitesini, markaları hedef kitleleri hakkında bilgilendirme ve eğitme yeteneğini de vurguluyor. En son yapılan araştırma da mecranın bu konudaki potansiyelinin altını çiziyor.

Sosyal medya verileri, müşteri ihtiyaç ve istekleri hakkında, daha önce yaratılmış olan herhangi bir araştırmadan daha fazla şey ortaya koyuyor. Sosyal dinleme ve veri analizi çok önemli ve gerekli bir uygulama – eğer bunun gibi araştırmalar bunun değerini vurgulamıyorsa, bunu ne başarabilir bilmiyorum.

-Aleyna

Kaynak: http://www.socialmediatoday.com/social-networks/adhutchinson/2015-05-23/new-facebook-study-reveals-psychological-motivation-behind