DOĞRU CEVAP

1997 yılında dönemin Rizeli Başbakanı Mesut Yılmaz tarafından yapımına başlanılanKaradeniz Sahil Yolu Projesi 2007 yılında dönemin Rizeli Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tamamlanmıştır.800 milyon dolar bütçe belirlenen proje resmi kaynaklara göre en az 2.5 milyar dolara mal olmuştur.İddialara göre bu miktarın çoğubazıları”nın cebine gitmiş ve bunun üzerine de yolsuzluk davaları açılmıştır.Bu proje yüzünden birçok canlının doğal alanı yok edilmiş, Karadeniz sahil şeridi katledilmiş,yeşille mavinin arasına gri girmiştir.Proje başlandığı andan itibaren gerek yerel halkın, gerek Türk halkının tepkisiyle karşılaşmış ancak halkına kulaklarını kapayan devlet büyükleri projeyi tamamlamakta çekinmemişlerdir.Bu süre zarfı boyunca birçok insan ve bir avukat öldürülmüştür.Daha sonra,kimi bakanlar ve devlet adamları tarafından pişmanlık edebiyatı yapılsa da bu açıklamaları ceplerini doldurduktan sonra yapmışlardır.Olan olmuştur,yol yapılmıştır.Projeden en çok yöre halkı mağdur olmuştur.(Aslında projenin yapımına 1987 yılında başlanılsa da yetersiz bütçe yüzünden çalışmalar durmuştur.Projenin tam olarak başlaması 1997 yılını bulmuştur.)

1997 yılında yapımına başlanan Karadeniz Sahil Yolu Projesi kapsamındaki yol yapım çalışmalarına dolgu malzemesi sağlamak amacıyla Doğu Karadeniz’deki başta Senoz,Fırtına,İkizdere vadilerinde 200’e yakın taş ocağı açıldı.Normalde ormanlık alanlardan ve yerleşim yerlerinden uzak bulunması gereken bu ocaklar dere kenarlarına ve insanların yaşadığı bölgelere kuruldu.Yaptıkları çalışmalarda dinamit kullanıldığı için bölgede heyelan,taş savrulması ve yer sarsıntısı gerçekleşti,en büyük zararı yöre halkı gördü. Projenin tamamlanmasından sonra terk edilen bu ocakların çoğunun rehabilitasyonları yapılmadı.Bölgedeki ormanların yapısı bozuldu,yeşillik ortalığı toza,dumana,griye bıraktı,dereler kirlendi.Bu konu ile ilgili protestolar yapıldı ancak olan oldu.Projeden en çok halk zarar gördü.


Özellikle 2007 yılından itibaren Doğu Karadeniz Bölgesine yüzlerce HES kuruldu.Kimileri yargı tarafından onay alamasa da ülkemizde inşaat yargıdan hızlı işlediği için santrallerin inşaatına engel olunamadı ve birçok protestoya rağmen bu santraller faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.Bu projeler yüzünden bölgenin doğası katledildi,bir dereye 30 santral kurularak dereler kurutuldu.Olan oldu,projeden en çok yöre halkı zarar gördü;yeni santraller de yolda.

Son 20 senedir Karadeniz’de özellikle Artvin’de büyük protestolara rağmen maden ocakları kuruldu.Bunun sonucunda dağlar delik deşik edildi,ormanlar katledildi,doğal yapı bozuldu.Olan oldu,projeden yine en çok yöre halkı mağdur oldu.Şimdilerde, yöre halkı Cerrattepe’de direnişe geçmiş durumda,daha fazla olan olmasın diye.

2010 yılında Rize’de bir otelde 10 bakanın ve50 milletvekilinin bulunduğu bir toplantıda Yeşil Yol adı altında bir yaylaları birleştirme projesi başlatıldı.Bu projeyle birlikte, birçokdoğal alan tahrip edilmeye başlandı.Eğer Yeşil Yol projesi tamamlanırsa bu sefer yaylalar kesin olarak doğal güzelliğinden temizlenecek ve bundan yine en çok halk mağdur olacak.Şimdilerde ise mavinin kaderini yeşil de yaşamasın diye yani olan oldu olmasın diye Karadeniz halkı yaylalarındanöbette,jandarmaya karşı, ve hala direniyor…


Bildiğiniz üzere şu aralar gündemde daha çok sosyal medyayı meşgul eden bir yeşil yol projesi var.Daha doğrusu Karadenizdeki yerel halkın projeye karşı bir protestosu ve jandarmaya karşı direnişi var.
Bu direnişler yer yer değişse de genel olarak Rize’de ve Artvin’de devam ediyor.Peki amanedir tam olarak bu yeşil yol projesi?
Yeşil yol bundan beş sene önce Rize’de bir otelde toplanan 50 milletvekili ve 10 bakanın da katımı ile başlatılan bir yaylaları birleştirme projesidir.Projede planlanan yaklaşık 2500 km yol ile Samsundan Artvine kadar bulunan yaylaları birbirine bağlamak ve bunları turizme açmak.Tabi ”baksanıza kardeşim adamlar ne güzel yol(!) yapıyorlar,ne güzel turizm gelişiyor,siz hala neye karşı çıkıyorsunuz,niye her şeye muhalif oluyorsunuz” diye sorabilirsiniz.Ancak bu proje kulağa ne kadar hoş gözükse de -özellikle Yeşil Yol ismi o kadar masum ki- ne yazık ki işin aslı öyle değil.Nasıl mı?
Şöyle anlatıyım,ismini doların yeşilinden alan bu proje turizm kisvesi altında ”bazı”larına rant sağlamak için başlatılmış bir projedir.Projeyi yönetenlerin amaçları hem daha önceden başlatılan HES ve benzeri projelere asfalt yollar ile lojistik destek sağlamak,hem de doğayla içi içe bulunan,her tarafı boş arazi ve rant kaynayan bu bölgeleri tek bir güzergah üzerinde toplayıp,şehir hayatına ve turizme açmak.Tabi ki hepimiz biliyoruz böyle bakir bölgelere kapitalizmin kolları olan asfalt yollar ulaştıktan sonra neler olduğunu.(Bknz: Uzungöl,Ayder…)Ayrıca,zaten oraya gelen insan şehir hayatından kaçmak,doğayla iç içe olmak için çıkıyor yaylaya ama bizim akıllı yöneticilerimiz aksine bu bölgeleri kokuşmuş şehir hayatına dönüştürmeye çalışıyorlar.Peki ama neden?
Sorunun cevabını ilk başlarda ben de bulamıyordum,daha doğrusu karşımdaki bana verilen cevapları anlamıyordum.Anlamak istemiyordum.Bir insanın siyasi görüşü ne olursa olsun biraz daha fazla para için böyle güzellikleri yıkmaya,yok etmeye vicdanının el vereceğini düşünemiyordum.Ama daha sonra,kısmen de olsa sistemi öğrendim,bazıkuralları tanıdım.Aklımın yettiğince Türkiyenin siyasi sistemini anlamaya çalıştım.Ve karşıma çıkan cevap basitti;para,güç…adına ne derseniz deyin.Siyasiler hem ceplerinidoldurmak için hem de oy almak için bu bölgeleri iş adamlarına peşkeş çektiler ve hala çekiyorlar.(Gerçi artık elimizde pek bir şey kalmadı ama neyse.)Ve Türkiyede siyaset ne yazık ki böyle işliyor,zaman geçiyor,roller değişiyor,”kemalistim” diyerek çalan yerini ”müslümanım” diyene bırakıyor ama ezilen hiç değişmiyor.

Ve işte bu ezilenler Rizede,Artvin’de Karadeniz’de takdir edilesi bir direniş sergiliyorlar,Havva Ana‘nın simgeselönderliğinde.Ve bu insanlar şimdiden terörist,örgüt üyesi,paralel,nankör,çapulcu ilan edildiler kimileri tarafından her zamanki gibi.Oysa,yaptıkları sadece kendi topraklarını,güzelliklerini kapitalizmin o kirli ellerinden korumak;hepimizin en doğal hakkı ve en büyük sorumluluğu.Bununla birlikte,griye karşı yeşilin savaşı verilirken siyasi renginin ne olduğunu bilmediğimiz bu insanlardan Havva Ana herkesin bildiği ancak hatırlamadığı ve hatırlanmasının istenmediği o gerçeği bize hatırlattı.Devlet birey içindir”gerçeğini.”Devlet kimdir?Devlet benim sayemde devlettir.Ben halkım!” dedi Havva Ana.Elindeki sopasıyla ”Uyan!” diye bağırdı ekrandan onu izleyen koyunlara.Söylediklerinin ne kadarı anlaşıldı bilinmez, belki de teyzemiz dilini değil de elindeki sopayı kullansa idi daha iyi anlaşılabilirdi, güdülmeye alışmış bu Türk halkı tarafından.Ayrıca,ortam bulsa devrim bile yapabilecek potansiyelde olan buteyzemizin milliyetçiliği ve dinciliği ile tanınan ve son zamanlarda AKP’in kalesi olarakgörülen Karadeniz Bölgesinden çıkması da işin ironik kısmı olsa gerek.
Özetlemek gerekirse,anlatmak istediğim şu;Küçüklüğümden beri her sene en az bir kere Karadeniz’e uğrayan ve sık sık dağlara,yaylalara çıkan birisi olarak yayla hayatını kısmen deneyimlemiş birisiyim.Yeşilin elli tonunu görmüş,koskocaman dağları bile yutan sis havuzunda yüzmüş,ormanda akşam yemeği için Mario misali mantar toplamış birisiyim.Çok şey değil,oranın yerlisinin her gün yaşadığı şeyler.Ve ben bu doğayı,bu doğadan türeyen bu kültürü sevdim,seviyorum.Bu kültürün kaybolmasını istemiyorum.Yukarıdakilerin,siyasilerin,devlet adamlarının ne dedikleri umrumda bile değil.Hayatında asla bu topraklara ayağını basmamış,bahsettiğim hazları yaşamamış veya doğma büyüme Karadenizli olsa da kendisine paradan başka memleket belirlememiş bu insanların bu topraklarda karar verme yetkisi yoktur,ve bu insanların senelerdir bu topraklar üzerinde yaptıkları cerrahi operasyonlar benim gözümde bir işgaldir.O halde işgale karşı bir şey yapılmalıdır,ama ne?
İki gün önce İstanbul’da yazmaya başladığım bu yazıyı şu an güzel bir temmuz gecesinde Trabzonda bir evde bilgisayar başında kendime bu soruyu sorarken tamamlayacağım aklıma gelmezdi.Oysa Karadeniz halkı bu soruyu 20 senedir soruyor.Aynı soruyu Türk halkı da başka konularda fakat aynı zihniyete karşı soruyor.Şu ana kadar birçok cevap buldular ancak anladığım kadarıyla henüz doğru cevabı bulamadılar.Ben de sorumu daha yüksek bir sesle yineliyorum;bu topraklarda yaşayan bütün yurtsever vatandaşlara soruyorum.”Bir şey yapmalı! ama ne?Ne yapmalı?”.Umarım bu toprakların gerçek sahipleri geç olmadan doğru cevabı bulurlar,benim Moğollar’ın şu dizelerinde bulduğum doğru cevabı

Kimisi oy peşinde.
Öteki rant işinde.
Kıyamet değilse bile,
Bir şey kopmalı.

Kıyamet değilse bile,bir şey kopmalı…

Destek için: Buraya tıklayın!

-Mertcan Kadayıfçı (Konuk Yazar)

Leave a Reply