Çürümeye ramak kalan hayat.

Yine yazmaktan gözlerimin karardığı beynimin dünyada çalışmadığı başka bir boyuta girmiştim, sırtım masanı başında günlerce kalmaktan kambur haline dönüşmüş, ellerim ağrıdan titrer olmuştu her iki baş parmağımda ise nasırlar oluşmuştu bunu yeni fark ediyordum, gece yine karanlık, hiçbir zaman turuncuya dönüşmeyecek galiba, kafamı sol tarafa doğru çevirdim pencereye doğru baktım aylarca açılmayan pencereye ve onun önünde aylarca çekilmeye muhtaç beyaz renginden gri renge dönüşmüş perde vardı “ben sizi bu halinizle de seviyorum çocuklar” dedikten sonra önüme bakmıştım. Masam da  3 tane kupa bardak 2’si yarım kalmış çay 1’i ise su dolu ve hala içilmemişti muhtemelen çaylar 2 haftalık sudan hiç haberim yoktu, yazmaya devam etmiştim konu çoğunlukla olduğu gibi yine edebi tarzda varoluşsal insan psikolojisi ve birazda parçalanmış yeraltı edebiyatı, insanların hoşuna gitmeyecek tarzda yazılar yazdığımı biliyordum daha çok gerçekler üzerine yazılar yazdığımı da biliyordum ve yazmaya devam ediyordum; zaten 50 60 kişiden oluşan okuyucum varken ve onların hayatı da benim hayatıma benzer enkaz altı yaşam üzerine savaş verir iken bunlara dikkat etmem gereksiz olurdu çoğunluğun sevdiği liseli aşıklar konu başlıklı yazılar benim hayatın lügatına uyacak bir durum değildi ben ruhu merdümgiriz bir hal almış, yapacak onca şey varken hiç bir şey yapamayacak olan bir bireydim, fakat bu benim suçum değildi. Aylarca dışarı çıkmamış gün ışığından yoksun penceresini açmamış çürümeye ramak kalan bir odanın için de yaşamımı yazarak geçiren ve bunların en gereksiz kısımlarını yayınlayan işe yaramaz boş insanın tekiydim… Birden Samatya’nın sesi belirmişti kulağımda “ev çok havasız ben kesinlikle böyle duramazdım” demişti geçen aylardan birinde eve geldiği vakit. Kendimden gayet emin bir tavırla ayağa kalkıp ve hiç düşünmeden perdeyi hızla açmıştım gün ışığı karşıladı beni ardından pencerenin her iki panjurlarını iterek pencereyi açmıştım rüzgar sanki bu günü beklercesine odama saldırmaya başlamıştı düzenimi bozduğum için biraz rahatsız olmuş fakat Samatyam’ın verdiği cesaret aklıma geldiğinde hafif tebessüm almıştı yüzümü, ve evet asıl korktuğum şey başıma gelmişti, sandalyeme oturmuştum fakat sandalyeden kalkarak girdiğim boyuttan çıktığım için haliyle benimin fişi çekilmişti yazacaklarımı unutmuştum sandalyeden kalkarken aklıma getirmeliydim bu yaşta ağır unutkanlık çektiğim için kalkmamalıydım fakat onu bile unutmuştum. Evet bu durum da 1319. Sayfam yarım kalacaktı aslında konunun başını okusam belki gelebilirdi aklıma fakat üzerime ağır bir üşengeçlik çökmüştü (sanırım Samatyadan kaptım bu üşengeçliği) ve kendime büyük bir ödül vererek artık organım haline gelen üzerimdekileri çıkartıp yeni bir şeyler giyecektim ve her zamanki banka gidip bir şeyler içecektim.

-Onur Güneş (Konuk Yazar)

Reklamlar

2 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s