Game Of Thrones’un Küçük Adamından Öğrenmemiz Gereken 18 Şey

Westeros’un küçük dev adamı Tyrion Lannister

Bakmayın boyunun küçük olduğuna, kendisi en önemli karakterlerden biri. Ölse ölse kim ölmez? Tyrion reis. Eğer olan her şeyden biraz sıyırabilirsek kendimizi, Tyrion bize çok şeyler söylüyor aslında.

1. Hayatı önemseyecek ama çok ciddiye almayacaksın.

Hayatı önemseyecek ama çok ciddiye almayacaksın.

2. Bin düşünüp bir konuşacaksın.

Bin düşünüp bir konuşacaksın.

3. Nerede, kime nasıl davranman gerektiğini çok iyi bileceksin.

Nerede, kime nasıl davranman gerektiğini çok iyi bileceksin.

4. Eğlenceye ayıracak vaktin daima olacak.

Eğlenceye ayıracak vaktin daima olacak.

5. En kötü anlarda bile umudunu asla kaybetmeyeceksin.

En kötü anlarda bile umudunu asla kaybetmeyeceksin.

6. Ve neşeni de tabii…

Ve neşeni de...

7. Yaşamın her şeye gebe olduğunu bir an olsun aklından çıkarmayacaksın.

Yaşamın her şeye gebe olduğunu bir an olsun aklından çıkarmayacaksın.
Her an her şey olabilir!

8. Risk olmadan hayat olmaz, gerektiğinde risk almasını bileceksin.

Hemde ne risk, belki daha küçük riskler ha?

Risk olmadan hayat olmaz, gerektiğinde risk almasını bileceksin.

9. Hakkın olan şeyi son damlasına kadar alacaksın.

Hakkın olan şeyi son damlasına kadar alacaksın.

10. Kadınlara karşı daima nazik olacaksın.

Kadınlara karşı daima nazik olacaksın.

11. Bugün seni alkışlayanların, yarın düşmanın olabileceğini aklından hiç çıkarmayacaksın.

Bugün seni alkışlayanların, yarın düşmanın olabileceğini aklından hiç çıkarmayacaksın.

12. Yanında arkanı tereddüt etmeden dönebileceğin dostların olacak.

Yanında arkanı tereddüt etmeden dönebileceğin dostların olacak.

13. Ama, kimseye kendin kadar güvenemeyeceğini de unutmayacaksın.

Ama, kimseye kendin kadar güvenemeyeceğini de unutmayacaksın.

14. Kadının öfkesinden korksan iyi edersin!

Ya da kardeş öfkesinden

Kadının öfkesinden korksan iyi edersin!

15. Çıkarlar söz konusu olduğunda babana bile güvenemeyeceğini aklından çıkarmayacaksın.

Çıkarlar söz konusu olduğunda babana bile güvenemeyeceğini aklından çıkarmayacaksın.
Abov.

16. Sana değer veren insanları yakınında tutacaksın.

Sana değer veren insanları yakınında tutacaksın.
Jaime birader

17. Kimden iyilik göreceğini bilemezsin, insanlara iyi davranacaksın.

Varys reis

Kimden iyilik göreceğini bilemezsin, insanlara iyi davranacaksın.

18. Öfkene hakim olmayı bileceksin.

Son olarak öfkene hakim olmayı bileceksin.
Sen tut öfkeni, lazım olduğunda kullanırsın

19. Günü geldiğinde kendi bacağından asılacağını unutma, başkalarından bir şeyler ummayacaksın!

Bonus - Günü geldiğinde kendi bacağından asılacağını unutma, başkalarından medet ummayacaksın!
-Aleyna

Sınavların yaklaştığı, havaların iyice soğuduğu ve Aralık ayına girmemize çok az kala bende şimdiden yaz için hayaller kurma vakti geldi! Sitemizin takipçileri bilir, 2015 yazımın bir ayını Amerika’nın doğusunda geçirmiş; geçirdiğim günleri de an ve an sizlerle paylaşmıştım. Bunun yanısıra fotoblog tadındaki kısımlarla da o fotoğraflarla sizi de gitmiş kadar yapmıştım. Peki bu kişi neden siz olmayasınız?

EF’in de dediği gibi “Yabancı dilinde akıcılık kazanıp, başka bir şehirde oranın halkı gibi yaşarak 100’den fazla ülkeden gelen kişilerle arkadaşlıklar kurabilirsin. Kişiye özel programlarımızla kursuna her Pazartesi başlayabilir ve 2 haftadan 52 haftaya kadar dilediğin sürede eğitim alabilirsin.” Üstelik ortaokul seviyesinden başayıp yetişkinler için kadar uzanan bir yaş aralığına da sahip !

Onlarca farklı ülkede, neredeyse her kıtada yer alan eğitim merkezlerini araştırıp yazınızı faydalı şekilde geçirebilirsiniz.

EF’le seyahat etmiş ve eğitim almış biri olarak hepinize EF’i bir kez daha tavsiye ediyor, kaliteleri için de bir kez de buradan teşekkür ediyorum 🙂

Her türlü bilgi ve yardım için bana ulaşmaktan çekinmeyin, Dünya vatandaşı olmaya ilk adımı evinize katalog isteyerek buradan atın :

EF-50years-GOLD-21http://my.ef.com/Serra.Ozsoy

-Serra

Bir Kahvaltı Ismarladıktan Sonra Hayatı Değişen Kız

Bu gördüğüm haber “Dünya’da hala iyi insanlar da var.” dememe yetti de arttı bile, son zamanlarda gördüğüm en güzel şey.

Tim ve Paul, New Jersey’de çalışan iki itfaiyecidir. 12 saatlik yorucu bir yangın mesaisinin ardından, bitik ve yorgun bir şekilde saat sabahın 6’sında kendilerini bir kafeye atarlar. Söyledikleri ilk cümle de “En güçlü kahveyi getirin lütfen” olur. Zaten ne kadar yorgun oldukları yüzlerinden belli oluyordur.

Liz, Tim ve Paul’un geldiği kafede, garson olarak çalışmaktadır. Liz, onlara servis açarken, konuştuklarına (12 saatlik yangın söndürme mesaisi) kulak misafiri olur. Elinden geldiğince en iyi hizmeti sunmaya çalışır ve hesabı istediklerinde, hesap yerine şirin mi şirin bir not tutuşturur ellerine…

hefty.cohefty.co

Kahvaltılarınız bugün benden. Bütün yaptıklarınız, insanların yardımına koştuğunuz, herkesin kaçtığı bir yere cesurca girebildiğiniz için teşekkür ederim. Rolünüz her ne olursa olsun, siz cesur ve güçlüsünüz. Her gün bu kadar dik ve sağlam durduğunuz için teşekkürler. Şimdi gidin biraz dinlenin

Tim ve Paul gördükleri karşısında, onca yorgunluğun ve adrenalinin üstüne göz yaşlarını tutamazlar. Bir teşekkürden daha fazlasını yapmaları gerektiğini düşünürler ve Facebook’da bütün itfaiyeci arkadaşlarını kattıkları bir etkinlik açarlar. Amaçları Liz’e kuvvetli bir bahşiş bırakmaktır. Ancak yardım edebilecekleri çok daha elzem bir konu olduğunu öğrenirler…

Evet, daha acı ama daha faydalı olabilecekleri bir durum vardır. Liz’in babası felçlidir ve yaklaşık 17.000 dolar değerinde bir tekerlekli sandalyeye ihtiyacı vardır (17.000 dolar gibi yüksek bir fiyat çünkü hem elleri hem de ayaklarını kullanamıyordur). Liz, çok önceden internette bir bağış sayfası hazırlamıştır. Ancak yeterli parayı bulmak bir yana, neredeyse hiç bağış toplayamamıştır…

hefty.cohefty.co

Tim ve Paul bu durumu fark ettikten sonra, hem kendi etraflarını hem de bağış sayfasındaki insanları, yaşadıkları hikayeyi anlatarak örgütlerler. Ellerine birazcık bahşiş bırakmaktan çok daha iyisini yapma fırsatı geçmiştir. Hiçbir zaman 17.000 doları bulacaklarını düşünmeseler de ellerinden geleni ardına koymayacaklardır…

Fakat mucize gerçekleşir, Tim ve Paul’un internet ve gerçek hayatta yaptığı örgütlenme işe yarar. Liz’in ne kadar iyi bir insan olduğunu görenler, yardıma koşar. 17.000 dolar toplanır, bununla da kalınmaz toplam bağış 70.000 doları bulur. Liz’in babası istediği tekerlekli sandalyeye kavuşur. Dünyanın aslında çok güzel bir yer olduğu hatırlanır…

Ve bütün bunların özeti, Liz’in tek bir cümlesinde saklıdır “Bütün yaptığım onların kahvaltılarını ısmarlamaktı, bir gülücük ve bir teşekkürden daha fazlasını beklemiyordum”.

Kaynak : http://yemek.com/garson-kizin-hikayesi/#.VeRJ6rztmkq

Serra

3. Köprüye Gizlice Tırmanan Gençlerin Muhteşem Videosu

Pavel Smirnov ve Özcan İpar, yapımı devam eden İstanbul’un 3. köprüsüne çıkarak 350 metre yukarıdan görüntü aldı.
Gökdelenler veya yüksek yapılar üzerine tırmanmak aksiyon tutkunları için biçilmiş kaftan. Benim de çok istediğim ama çok üzülerek maalesef küçük tırsmalarımın olduğu bir alan. Yurtdışında On the Roofs gibi ikililerin Avrupa ve Çin’deki yüksek binalara tırmanma maceralarına her zaman oluyor zaten. Bu kez ise Türkiye’den bir tırmanma hikayesi var. Pavel Smirnov ve Özcan İpar, İstanbul’un kuzeyine inşa edilen 350 metre yüksekliğindeki 3. köprüye tırmandı ve en uç noktasından bir selfie ile bu macerayı tamamladı. (Hadi çıktın sıfır güvenlik sıfır eldiven, nasıl inicen? O noktada atarım ben kendimi aşağı nereye gelirsem heralde…)

İstanbul’un kuzey ormanlarını, doğal yaşamı ve dolayısıyla İstanbul ile çevresinde kalan tüm bölgedeki ekosistemi değiştirip bozacak olan 3. köprü; tüm olumsuz görüşlere rağmen inşa edildi ve hayatımızın bir başka acıklı manzarasına dönüştü. Köprü henüz trafiğe açılmamış olsa da bölgeye erişim alternatif yollarla gerçekleşebiliyor. Pavel Smirnov ve Özcan İpar da Türkiye’nin en yüksek köprüsü gibi “en”lerle süslenmiş bir unvanına sahip olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne kendi yöntemleriyle giriş yaptı ve başlarına yerleştirdikleri -tabii ki- GoPro’larla filmleştirdi.

Yurt dışındaki örnekleriyle görmeye alıştığımız bu sahneleri yaşadığımız bölgedeki bir yapıyla görünce çevre, doğa, betonlaşma ve toplumsal boyutları gibi hususlarda da aklımızda beliren önermelerle baş başa bulabiliyoruz kendimizi.

Pop Müziğin Etkileri ve Kaybettirdikleri

Müzik zevki, kişiden kişiye en çok farklılık gösteren başlıklardan biridir. Kimse ne bir diğeriyle eş duyguları paylaşır müzik dinlerken, ne de aynı düşüncelere kapilir. Müzik bir kısmına göre anlık keyif verici iken, diğerlerine göre ise bir yol gösterici, bir kılavuz, hatta ve hatta yasam bicimidir. Müzik seçimlerinin bu kadar değişkenlik göstermesi, işte bundandır.

 

Fakat her başlıkta olduğu gibi müzikte de tür gözetmeksizin kalite aranmalıdır. Maalesef günümüz Türkiyesi’nde şarkıların kaliteden uzak olduğu gerçeği Polyanna’cılık oynamayan her gerçek müzikseverin -benim gibiyseniz müzikkolik olarak da adlandırabilirsiniz- ortak kanısıdır. Sadece piyasada üç hafta, en fazla bir yaz sezonu dinletilmek için yaratılan ve incelendiğinde aynı olan bu şarkıları sanat kategorisine almak rahatsız edici bir tablo oluşturur. Paragrafın en başında Türkiye’den bahsettim, fakat dünyanin her yerinde durumun boyle olduğu aşikar. Tek kullanımlık kalitesiz işler anlık zirvelerle radyoları doldurduğu için listeler sanattan mahrum, dinleyici de kör kalıyor. Günümüzün pop müzik dünyasında sanatçı olarak gösterebileceğimiz isim sayısı da, hal böyle olunca bir elin parmaklarını geçmiyor. Böyle bir müziğe tahammül edebilen insan kitlesi ise gözünü kırpmadan farklı yönlere yönelerek klasik müzik, rock, alternatif, elektronik veya rap dinleyen insanlara zevksiz sıfatını uygun görebiliyor. Devrimin ve değişimin başkaldırıdan geçtiğini henüz anlayamamış olan bu kitle içinde bulundukları hipnoz durumundan çıkmadığı sürece ise, müzik piyasasının evrimi kolay gözükmüyor.

Şimdi rap müzik dinleyen biri olarak yazmaya devam ediyorum. Türkiye’de, yine farkındalık sahibi olmayan bu kitle tarafından, kalitesiz ve ucuz olarak tanımlanıyor rap müzik. Aslında müzik değeri olarak piyasa müziklerinden oldukça üstündür rap muzik türü. Kaliteli işlere baktığımızda ritim, parmak izi gibidir. ‘Beat’ diye tabir edilen vuruşların melodi üzerinde düştükleri yerler hiçbir şarkıda tamamen aynı değildir. Ayrıca çoğu pop şarkısı gibi temelsiz ritimlerden oluşmaz rap şarkıları. Burası işin teknik kısmı. Halkı asıl ilgilendiren ise şarkıdaki anlam. ‘Piyasa’ tabir edilen ve listelerde görmeye alışkın olduğumuz şarkılardan birini ele alalım :

Simge -Miş Miş

Nedir bu haller hadi açıl yeter

Ne kaçak, ne göçek, ne tuzak,

Aman of, slalom hep, hep,

Hep zikzak
Zaten böyle başlayan bir şarkıyı yorumlamak bile manasız iken asıl sorun buna dayanabilen bir kitlenin varlığıdır. Sonucta şarkıcı para kazanmak icin yazar şarkısını. Yukarıdaki sözler ise 4 yaşında bir çocuğun akıl ettiği sozler olmaktan ileri gidemeyecek seviyededir. Gerçek rap müzikte ise (gerçek rap müzikten kastım ise internetteki saçmalıklar dışında kalan ‘gerçek’ sanatçıların icra ettiği tür) sözlerde bir anlam mevcuttur. Tepki olarak doğan bu türde sözler hem notalara uyar hem de ritimlerle eşleşir.

 

Uyanmak zor, uykunu bölmedikçe kurtuluş,

Çıkışı bulamadığın yol üzeri, gözün kapalı yıpranış,

Yıprandığını bir tek senin bilmen kıvranış,

Ağladığını kendin görmen, ruhen yikilis.

 

Ahmak Islatan şarkısından aldığım bu bölümde ise sözlerin farkı açıkça gözüküyor. Bir açıklama yapmaya dahi gerek olmadığı ortada.

 

Müziği kendisiyle eşleştirmek ve şiddetli düşünceleri dizginlemek için dinleyen insanlar -ki bence müzik bunun için var- kaliteye dikkat ederler. Rap dışında bir çok türde kalite bulunabilir ve bu eleştiriyi ne gerçekten kaliteli pop şarkılarını yermek ne de rapi övmek icin yazdım. Herkesin zevki farklı olabilir fakat kalite gorüşünde ortak bir tat vardır. İnsanlara aşılanması gereken ise gerçek müziğin tadına nasıl varılacağıdır. Sanat bana göre öznel olduğu kadar nesnel bir bütün üzerine kurulmuştur ve sanatın sınırsızlığı sanatsızlık olarak algılanmamalıdır. Müzik doğuştan gelen bir ihtiyaçtır ve onun hayatımızdaki yerini biz yaratırız.

 

“Müzik buradaydı yani içimde. Müziğin güzelliği budur, onu sizden alamazlar. Hiç müzik için böyle şeyler hissetmemiş miydiniz? Unutmamak için ona ihtiyacımız var. Unutmamak için, senin olan bir şeyi… Umudu…”    (Esaretin Bedeli filminden alıntıdır)

 

 

-Can Rodoslu (Konuk Yazar)