Cam Kırıkları

Bir an için havanın soğuk olduğu bir günde, dışarıda, bir kafede olduğunuzu hayal edin. Sandalyenize oturmuş, sevdiğiniz biriyle birlikte, karşılıklı çay içiyorsunuz. Soğuk bir gün olmasına rağmen karşınızdaki kişinin size yaydığı enerji ve tabi elinizde tuttuğunuz sıcak çay içinizi ısıtmaya yetiyor. Keyfiniz yerinde, çayınızı içerken anlık bir sakarlıkla çay bardağınızı hızlıca masaya çarpıyorsunuz. Çarpmanın etkisiyle bardak, milyonlarca küçük parçaya ayrılıyor. Halen elinizde tutmaya devam ettiğiniz bardaktan geriye birkaç cam parçası kaldığını görüyorsunuz. Cam kırıkları elinize batıyor ve size büyük bir acı veriyor. Arkadaşınız olup bitenlerden şaşkın, sizi izliyor. Cam kırıkları orada kalırsa size acı vermeye devam edecek. Eğer onları çıkarmaya çalışırsanız da yaranızın daha beter kanamasından korkuyorsunuz. 

Aynı sahneyi bir kez daha hayal edelim. Yine aynı yerde, aynı sevdiğiniz kişiylesiniz. Arkadaşınızın tatlı muhabbeti içinizi ısıtıyor. Keyfiniz yerinde, çayınızı içerken bir anda telefonunuz çalıyor. O anda telefonda biriyle konuşmak istemiyorsanız bile telefonu açıyorsunuz. Telefonun diğer ucundaki kadın sakin bir ses tonuyla size bir durumu anlatmaya çalışıyor. Kadının söylemekte olduğu kelimeler arasından sadece bir tanesini duyuyorsunuz. Bu kelime beyninizde birkaç kere yankılanıyor. Büyük bir acı duyuyor sanki bir yerinize bir cam kırığı batmış gibi hissediyorsunuz. İçinizden bağırmak, bir şeyler söylemek geliyor. konuşamıyorsunuz.

 

‘Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler, ağzına dolar insanın. Sussan acıtır, konuşsan kanatır.’ demiş ünlü yazar Oğuz Atay. Bazı durumlar vardır, insanı en can alıcı yerinden vurur. Bu durumu yaratmak için ise bazen sadece bir kelime yeterli olur. Tıpkı fiziksel bir acı duymak gibidir bu. Canınız aynı oranda yanmaktadır aynı acıyı yaşamaktasınızdır fakat yapabileceğiniz tek şey biraz sabırlı olmaktır.

 

-Irmak İshakoğlu (Konuk Yazar)

Leave a Reply