Çok Seyahat Edenler Neden Daha Başarılı Olurlar?

Hepimiz başarılı olmak isteriz ancak içimizden bazıları başarılı olurken, bazıları olamayacaklar. Ve başarıya giden yolu yaratanın ne olduğu konusunda da pek çok tartışma var.

Kuşkusuz ki azim, çok çalışkan olmak, odaklanmış ve motive olmuş bir şekilde çalışmak bunların arasında bulunuyor. Ancak başarıya ulaşmak ne zaman uzaklaşıp tatile çıkacağınızı bilmekten geçiyor olabilir mi? Daha sık seyahat eden insanların daha başarılı olma eğilimi gösterdiğine dair çok fazla kanıt var. İşte bunun nedenleri:

  1. Bilinmeze karşı duyulan korku hırsınızı harekete geçirir.

Seyahat etmek, karakterinizi geliştirirken, doğal olarak yeni beceriler elde etmenize yardımcı olur. “Sıklıkla seyahat etmek kendinizi rahat hissettiğiniz bölgeden dışarı çıkmanızı, yeni dünyalara ve deneyimlere açılmanızı sağlar. Yeni senaryolarla karşılaşıp, yeni insanlara rastladığınızda, bilinmeze karşı duyduğunuz korkuyu atlatmak ve bu korkunuzu yönetmek konusunda etkili stratejiler geliştirirsiniz,” diyor bir klinik psikolog ve ruh sağlığı uzmanı olan Dr. Ben Michaelis.

Seyahat ettiğiniz zaman, harekete geçmeyi ve zorlukları kabul etmeyi öğrenirsiniz. Aynı zamanda değişime uyum sağlamanın ve kaynaklarınızı akıllıca kullanmanın yaratıcı yollarını da öğrenirsiniz. Bu davranışların hepsi iş hayatında başarılı olmanın, inovasyon ve yaratıcılığı canlandırmanın tam merkezinde yatar.

  1. Yeni bir şeyler denemek ufkunuzu genişletebilir.

Çoğumuz her gün aynı ofisteki, aynı masaya oturuyor ve aynı bilgisayarda çalışıyoruz. Bu, rahat bir şey. Ancak bazen alışkın olduğumuz ortamlardan çıkıp yeni şeyler gördüğümüzde, çok daha fazla şey öğrenebilir ve çok daha fazla düşünebiliriz.

Gittiğimiz yerden yeni fikirlerle ayrılabiliriz. Değişimi kucaklamak hepimize hayatımızın her alanında yardımcı olabilir.

  1. Her zaman büyük resmi görürsünüz.

İşten izin alıp tatile çıkmadığımız zamanlarda, günlük baskılara kapılmak kolaydır. Sadece uzunca bir hafta sonu için bile olsa, biraz işten uzakta vakit geçirmek, gerçekten neyin önemli olduğunu görmenizi sağlayacak şekilde bir psikolojik mesafe yaratır.

“Biraz uzaklaşıp uzaktan baktığımızda, büyük resmi görmek, sadece önümüzde olana değil gerçekten istediğimiz şeye odaklanmak ve istediğimize ulaşmak için risk almaya daha açık olmak kolaylaşır. Tatile çıkıp kendimizi işten tamamen uzaklaştırmak güzel bir şey olsa da, ben size işinizde neyin önemli olduğunu düşünmek için sadece on beş dakikanızı ayırmanızı tavsiye ediyorum çünkü psikolojik bir mesafede olduğunda bunu çok daha başarılı bir şekilde yapabilirsiniz,” diyor sinir bilim koçu Profesör Doktor Josh Davis.

İşinizde gerçekten önemli olan şeylerle yeniden bağlantı içine girmek, önceliklendirme konusunda çok daha başarılı olmanızı sağlar.

  1. Tatiller genel anlamda sağlığımızın düzelmesini sağlar.

Stresin birikmesi, neredeyse her hastalığa yakalanma riskimizi artırır. Hastalıklar ve sağlıksız olmak ise kişisel ve profesyonel hedeflerinizi istikrarlı bir şekilde sürdürme yeteneğinizi etkiler.

“Tatiller kaygı seviyenizi düşürüp, metabolizmanızı güçlendirebilirler. Tatiller sağlığımızı etkilemekle kalmaz, aynı zamanda yaratıcılığı yükseltir, bize enerji depolamak için zaman verir ve uzun dönemde verimliliği artırarak pozitifliği yükseltir,” diyor Jessie Gill.

Dışarıda keşfedilmeyi bekleyen güzel bir dünya var.

  1. İletişim ağı kurmak, etki ve saygı yaratmanıza yardımcı olur.

Sharon Schweitzer, bir danışmanlık şirketinin, birden fazla yıl sürecek başlıca bir görev için Myanmar’a gönderilen CEO’sunun hikayesini anlatıyor. Myanmar, 1962 ile 2011 yılları arasında askeri diktatörlük tarafından yönetilen bir ulustu. Bu da söz konusu CEO’nun, ülkenin kültürünün süreçleri insanların önüne koyduğunu düşünmesine neden oldu. Ancak kısa süre içinde bunun tam tersinin doğru olduğunu öğrendi.

Zaman içinde bu CEO, hükümet ve iş camialarında son derece güçlü bir çevre geliştirdi. Taylandlı bir şeker ihracatçısı ile tanışmasının ardından, bu ihracatçıyı ülke çapındaki devlet bakanlıklarındaki üst düzey yöneticilerle tanıştırdı.

Bu iletişim ağı, herkes için başarıyla sonuçlandı. Bahsettiğimiz bu CEO, rüşveti ve yolsuzluğu bir yana bırakın, kurallara uygun, haksız kazanca bile tenezzül etmeden değerli ilişkiler kurabileceğinizin bir örneği.

Bir zamanlar bir başka CEO’nun ona söylediği gibi; “Herhangi bir şeyin imzalanmasını, mühürlenmesini ya da teslim edilmesini beklemeden önce bir kaç yıl boyunca ilişkilere yatırım yapmak gerekir.”

  1. Gelişmiş seviyede planlama yapmak, projelerin düzgün bir şekilde tamamlanmasını garantiler.

Schweitzer ile yaptığı röportajda, Japonya’nın Houston’daki konsolos yardımcısı Bay Yuki Ochiai, Japon yönetim kurullarında neden neredeyse hiç anlaşmazlık yaşanmadığını açıkladı: gelişmiş seviyede planlama ve fikir birliği, ya da bir başka deyişle Japonların nemawashi kavramı.

Esas itibarıyla nemawashi, bahçe işlerinde kullanılan ve ağaçların şok durumuna gelmesini engellemek için budamanın ve fide dikiminin önemini vurgulayan bir ifadedir.

Bay Ochiai, nemawashi’nin iş dünyasına uyarlandığında, son toplantıya ya da son görüşmelere katılacak kişilerle, bir projenin ya da fikrin açıklanması için daha önceden yapılan bir dizi toplantı düzenlemek anlamına geldiğini söylüyor.

Bu da, olabilecek herhangi bir zorluğun yüzeye çıkmasına olanak sağlıyor. Ancak o zaman sorunlar tartışılabiliyor, düzeltilebiliyor ve ortadan kaldırılabiliyor. Ve bu da, toplantılarda kesintileri, anlaşmazlıkları ve itibar kaybını engellemekle kalmıyor aynı zamanda grup satışlarını da kolaylaştırıyor.

Schweitzer, Tokyo’ya yaptığı son ziyarette, Japon iş adamlarının benzer şekilde giyindiklerini fark etmiş. Schweitzer, koyu renk takım elbiseleri, beyaz gömlekleri, yumuşak kravatları, siyah ayakkabıları ve deri omuz çantalarıyla bu iş adamlarının “Japonya’daki grup uyumunun klasik bir örneği” olduğunu söylüyor.

  1. Seyahat etmek daha yüksek seviyede bir bakış açısı geliştirmenizi sağlar.

“Ne zaman bir seyahatten dönsem, kendimi yeni bir şeyler öğrendiğimi ve dünyanın gerçek anlamda nasıl çalıştığı hakkındaki bilgimin ve bakış açımın geliştiğini hissederim. Dünya, katkı sağlama ve öğrenme imkanları açısından dev gibiyken, fiziksel ulaşım açısından ise hiç de büyük olmayan bir yer,” diyor CEO’lara ve üst düzey yöneticilere başarılı olmak konusunda tavsiyelerde bulunan bir şirket olan ThreeEQ’nun baş danışmanı Jason Ma.

Ma sözlerine şu şekilde devam ediyor; “Benim ilk önceliğim ailemdir ancak sadece kendimle kaldığım seyahatlere çıkmanın, bana düşünüp taşınmak, zihnimi temizlemek ve yenilenmek için alan yarattığını itiraf etmek zorundayım. Bu seyahatleri birbirimizi özlemek için bir fırsat olarak değerlendirmenin, ilişkilerimize gerçekten iyi geldiğini gördüm.”

İngilizce Aslı: http://www.huffingtonpost.com/yourtango/benefits-of-traveling_b_7840728.html

-Aleyna

How Horses Think

Horses are more mild-mannered, accustomed to humans and are more sensitive than we think. They acquire habits very quickly and maintain them. They trust their own ‘guts’ to protect themselves. They sense danger in the face of novelties. In dangerous situations, they find solutions in an easy fashion and quickly escape.

 

You can understand what your horse thinks and feels from how his ears look, how it uses its feet, how he holds its tail, the width of his nostrils, what he does with his teeth and mouth, not to mention the length and the intensity of his neighing.

 

Horses have strong memories: they remember every move a rider makes, so you can be your horse’s best friend or worst enemy. Younger ones have the urge to imitate older ones. Horses are easily influenced by each other. If a horse is scared, yours will be influenced by it too, even if he can’t see what it is that scares him. If the rider maintains his or her calmness, a horse can feel safe again.

 

Every rider should know the reasons, the symptoms and the solutions of the horse’s fear. A horse’s attention is often like that of a child at school. The distraction of a horse that has been trained for an hour continuously is very natural. You should rest him for a couple of minutes every 15 to 20 minutes. As long as he is not treated badly or scared, horses are gentle, sweet-natured and strong at all times. They understand whether the rider is a novice or knows what he or she is doing. Horses also look at how the rider responds to their disobeying. Now, you can communicate with a horse!

 

-Aleyna

Akıllı İnsanların Asla Kullanmadıkları 9 İfade

Hepimiz, insanların bizim düşündüğümüzden çok daha farklı yorumladığı şeyler söylemişizdir. Görünüşte iyi niyetli olan bu yorumlar, çok büyük bir pot kırdığınızda hissettiğiniz o berbat hissi duymanıza neden olur.

Sözlü hatalar genellikle, bazı kelimeleri taşıdıkları ince imaları bilmeden kullandığımız için gerçekleşir. Bu imaları anlamak için sosyal farkındalığa – yani, diğer insanların duygularını ve deneyimlerini hızlı bir şekilde anlama yeteneğine – sahip olmamız gerekir.

TalentSmart, bir milyondan fazla insanın duygusal zekasını (EQ) test etti ve sosyal farkındalığın pek çoğumuzun sahip olmadığı bir yetenek olduğunu buldu.

Sosyal farkındalığa sahip değiliz çünkü bundan sonra ne söyleyeceğimize – ve diğer insanların söylediklerinin bizi nasıl etkileyeceğine – o kadar odaklanıyoruz ki, diğer insanları tamamen unutuyoruz.

Bu bir problem çünkü insanlar karmaşık varlıklardır. Tüm dikkatinizi bir kişiye yönlendirmediğiniz sürece, o kişiyi anlamayı umut edemezsiniz.

Sosyal farkındalığın güzelliği ise şu; söylediğiniz şeylerde sadece bir kaç küçük düzeltme yaparak, diğer insanlarla olan ilişkilerinizi fazlasıyla geliştirebilirsiniz.

Bu amaca istinaden, duygusal zekaları yüksek insanların günlük sohbetlerinde kullanmaktan kaçındığı bazı ifadeler bulunuyor. Aşağıda göreceğiniz ifadeler, insanları gücendirecek en kötü ifadelerden dokuzu. Ne olursa olsun bunları kullanmaktan kaçınmalısınız.

  1. “Yorgun görünüyorsun.”

Yorgun insanlar inanılmaz derecede sevimsizdir – halsiz bakan gözleri ve karmakarışık saçları vardır, konsantre olmakta zorlanırlar ve geldikleri gibi mızmızlanmaya başlarlar. Birine yorgun göründüğünü söylemek, onlara yukarıdakilerin hepsi ve başka kötü özellikleri de taşıdıklarını ima etmek anlamına gelir.

Bunun yerine şunu söyleyin: “Her şey yolunda mı?” Pek çok insan birine, yardımcı olmak istedikleri için yorgun olup olmadıklarını sorar (karşılarındaki kişinin iyi olup olmadığını bilmek isterler). Birinin durumu hakkında varsayımda bulunmak yerine sadece sorun. Bu şekilde karşınızdaki kişi size açılıp, derdini paylaşabilir. Daha da önemlisi, sizi kaba biri olarak değil, kendisi için endişelenen biri olarak görür.

  1. “Vay, tonlarca kilo kaybetmişsin.”

Yine, iyi niyetle yapılmış bir yorum – hatta bu durumda bir iltifat – sizi eleştiriyormuş gibi gösteren bir etki yaratır. Birine çok fazla kilo kaybettiğini söylemek, eskiden şişman ya da çirkin göründüğünü söylüyorsunuz gibi anlaşılabilir.

Bunun yerine şunu söyleyin: “Harika görünüyorsun.” Bu düzeltilmesi kolay bir ifade. Karşınızdaki kişinin eski görüntüsüyle şimdiki görüntüsünü karşılaştırmak yerine, sadece harika göründüğünü söyleyerek iltifat edin. Böylece geçmişi resimden çıkarmış olursunuz.

  1. “Zaten sen onun için fazla iyiydin.”

Birinin, ister kişisel ister profesyonel olsun, herhangi bir ilişkisindeki bağları zedelendiğinde, bu yorum karşınızdakinin kötü bir zevki olduğunu ve en başta yanlış bir seçim yaptığını ima eder.

Bunun yerine şunu söyleyin: “Onun kaybı!” Bu, eleştiriye dair herhangi bir şey ima etmeden, karşınızdakine destek olmak istediğinizi ve iyimserliğinizi yansıtır.

  1. “Sen her zaman…” ya da “Sen asla…”

Hiç kimse bir şeyi her zaman ya da asla yapmaz. İnsanlar kendilerini tek boyutlu görmezler, bu nedenle de onları bu şekilde tanımlama girişiminde bulunmamanız gerekir. Bu ifadeler insanların savunmaya geçmelerine ve kendilerini sizin mesajınıza kapatmalarına neden olur, ki bu da gerçekten kötü bir şeydir çünkü bu tür ifadeleri genellikle önemli bir şey konuşmak istediğiniz zaman kullanırsınız.

Bunun yerine şunu söyleyin: Sadece karşınızdakinin yaptığının sizin için sorun yarattığını belirtin. Gerçeklere bağlı kalın. Eğer sorun, karşınızdakinin yaptığı şeyin sıklığıysa, her zaman için; “Bunu çok sık yapıyorsun gibi görünüyor,” ya da “Bunu fark edeceğim kadar sık yapıyorsun,” diyebilirsiniz.

  1. “Yaşına göre harika görünüyorsun.”

Niteleyici olarak “yaşına göre” ifadesini kullanmak, her zaman küçümseyici ve kaba bir izlenim yaratır. Hiç kimse bir atlete göre akıllı olmak ya da ölmek üzere olan birine göre iyi durumda olmak istemez. İnsanlar sadece akıllı ve zinde olmak isterler.

Bunun yerine şunu söyleyin: “Harika görünüyorsun.” Bu da düzeltilmesi kolay bir ifade. Samimi iltifatlar için niteleyici bir şey kullanmanıza gerek yoktur.

  1. “Daha önce de söylediğim gibi…”

Hepimiz zaman zaman bir şeyleri unuturuz. Bu ifade, kulağa kendinizi tekrar etmek zorunda kaldığınız için hakarete uğramış gibi hissettiğiniz gibi gelebilir, ki bu da karşınızdaki (içten bir şekilde sizin bakış açınızı duymakla ilgilenen biri) için zor olabilir. Kendinizi tekrar etmek zorunda kaldığınız için hakarete uğradığınızı düşünmek için ya kendinizi güvensiz hissettiğinizi ya da herkesten daha iyi olduğunuzu düşündüğünüzü (ya da her ikisini birden!) ima eder. Bu ifadeyi kullanan kişilerden çok azı gerçekten bu şekilde hisseder.

Bunun yerine şunu söyleyin: Daha önce söylediğiniz bir şeyi yeniden söylediğinizde, mesajınızı daha net ve ilgi çekici bir şekilde aktarmak için ne yapabileceğinize bakın. Bu şekilde söylediklerinizi hatırlayacaklardır.

  1. “Bol şans.”

Bu, biraz incelikli bir ifade. Birine şans dilediğinizde kesinlikle bu dünyanın sonunun geldiği anlamına gelmez ancak daha iyisini yapabilirsiniz çünkü bu ifade karşınızdakinin başarılı olmak için şansa ihtiyacı olduğunu ima eder.

Bunun yerine şunu söyleyin: “Bunu yapmak için gereken özelliklere sahip olduğunu biliyorum.” Bu karşınızdakine şans dilemekten daha iyidir çünkü onun başarılı olmak için gerekli olan yeteneklere sahip olduğunu ima etmek, onun kendine güvenini fazlasıyla güçlendirir. Böylece ona şans dileyen herkesin içinde öne çıkacaksınız.

  1. “Sana kalmış.” ya da “Nasıl istersen.”

Siz bu soruyla ilgilenmiyor olsanız bile, görüşünüz bu soruyu sorun için önemlidir (yoksa zaten en başında size bunu sormazdı).

Bunun yerine şunu söyleyin: “Benim de bu konuda kesin bir fikrim yok ama burada değerlendirebileceğin bir kaç şey var…” Fikrinizi ilettiğiniz zaman (bunu bir taraf tutmadan yapsanız bile), bu soruyu soran insana önem verdiğinizi gösterir.

  1. “Şey, ben en azından asla…”

Bu ifade, dikkati sizin yaptığınız hatadan, karşınızdaki insanın eskiden, muhtemelen alakasız bir konuda yaptığı hataya (ki muhtemelen o ana kadar onu çoktan affetmeniz gerekiyordur) çevirmenin agresif bir yoludur.

Bunun yerine şunu söyleyin: “Üzgünüm.” Hatanızı kabul etmek tartışmayı çok daha mantıklı, sakin bir noktaya taşımanın en iyi yoludur, böylece sorunları hallederek yoluna koyabilirsiniz. Suçunuzu kabul etmek, gerilimi önlemenin harika bir yoludur.

Her şeyi bir araya toplayacak olursak

Her gün yaptığımız sohbetler sırasında, fark yaratan bu küçük şeylerdir. Bu önerileri deneyin ve ne kadar pozitif cevaplar alacağınıza şaşıracaksınız.

 

KAYNAK

 

-Aleyna

25 Yaşından Sonra Beyninizi Değiştirmek İçin Ne Yapmanız Gerekiyor?

Beyninizin düzeninin çoğunluğu yirmili yaşlarımızın ortalarında pekişerek katılaşır. Ancak aşağıdaki yöntemleri uygulayarak beyninizin işlediği yolları ve düzenini değiştirebilirsiniz.

“Pek çoğumuzun karakteri otuz yaşında aynı bir alçı gibi sertleşir ve bir daha asla yumuşamaz.”

Bu alıntı, Harvard’lı psikolog William James’in 1890 yılında yazdığı The Principles of Psychology (Psikolojinin İlkeleri) kitabı ile herkes tarafından tanınır hale geldi. Aynı zamanda modern psikoloji tarafından, insanların kişiliklerinin belirli bir yaştan sonra değişmeyeceği fikrinin ilk defa belirtilmesinin de bu alıntı ile gerçekleştiği düşünülüyor.

James’in bu etki yaratan metnini yazmasının ardından yüz yıldan fazla bir süre geçtiğinde artık, maalesef ki beyinlerimizin 25 yaşından sonra katılaşmaya başladığını biliyoruz. Ancak neyse ki, bu yaştan sonra bile değişimin gerçekleşmesi mümkün. Bunun çözümü ise, beynimizdeki değişmeyen sinirsel düzenleri parçalamak için devamlı olarak yeni yollar ve bağlantılar yaratmaktan geçiyor.

Basitçe belirtmek gerekirse, diyor MIT yönetim ve organizasyonel çalışmalar profesörü Deborah Ancona, beyin genç ve henüz tam olarak şekil almamışken, esnekliği ve şekil alma kapasitesi çok yüksek oluyor, ki bu da çocukların öğrenme hızlarının yüksek olmasının sebebini açıklıyor.

“Sonuç olarak insanlar olarak biz, sinirsel yollar geliştiriyoruz ve yıllar içinde bu sinirsel yolları daha fazla kullandıkça bunlar, beynimizin daha derin bölgelerine gidiyor ve katılaşıp, yerleşiyorlar,” diyor Ancona Fast Company’ye. 25 yaşına geldiğimizde, beynimizin bağlı olduğu o kadar fazla sinirsel yol oluyor ki, bunlardan kurtulmak zorlaşıyor.

MIT’nin kıdemli öğretim görevlilerinden Tara Swart, Neuroscience for Leadership (Liderlik için Sinirbilim) kitabında, bunun nedenlerinden birinin, beynimizin “doğası gereği tembel” olması ve izin verdiğimiz sürece her zaman “az enerji harcayacağı yolu” seçmesi olduğunu yazıyor.

Hiç bir zaman eskiden yapabildiğiniz kadar hızlı bir şeyler öğrenip, değiştiremeyecek olsanız bile, çocukluğunuzda geliştirdiğiniz düşünce düzenlerine mahkum değilsiniz. Kısa süre önce üst düzey yöneticilere verilen bir eğitim sırasında Ancona ve Swart, beynin kıvrak çalışmaya devam etmesinin – ve daha iyi bir lider olmanın – yollarından bahsettiler. Nöronlar arasında yeni bağlantılar kurmak için gerekli olan adımları aşağıda sizinle paylaşıyoruz.

Odaklanmış Dikkat

Swart, beyninizin kıvrak bir şekilde çalışmaya devam etmesini istiyorsanız, beyninizin daha az kullanılan bölgelerine odaklanmanızın gerekli olduğunu söylüyor. Ve bu yeni göreviniz, bu konuda yaptığınız pratiğin ardından kendinizi zihinsel ve fiziksel olarak tükenmiş hissedeceğiniz kadar zor olmak zorunda, çünkü beyninizi alışkın olmadığı şekillerde çalışmaya zorluyor olacaksınız. Yeni nöronların, var olan nöronlarla bağlantıya geçecek ve yeni yollar yaratacak kadar güçlenebilmesinin tek yolu bu.

Swart, beynini canlandırmak isteyenlere yeni bir dil ya da yeni bir müzik aleti çalmayı öğrenmeyi tavsiye ediyor. Ya da “bilgileri bilinçli bir şekilde işlemeyi, bilinçli karar vermeyi, karmaşık problem çözümünü, karmaşık kavramları ezberlemeyi, plan yapmayı, strateji kurmayı, öz yansıtmayı, duygularımızı düzenlemeyi ve duygularımızdan enerji almayı, öz kontrol ve irade kullanmayı” gerektiren herhangi bir “enerji yoğunlaştırıcı” zorluk olabileceğini söylüyor Swart.

Kasıtlı Olarak Bir Şeyleri Tekrar Etmek ve Pratik Yapmak

Yeni bir dili ya da yeni bir müzik aleti çalmayı öğrenip, sonra bu dili ya da müzik aletini bir daha düşünmemeniz söz konusu olamaz; öğrendiklerinizi unutursunuz. Swart, yeni bağlantıların ve yolların kırılgan olduğunu ve bu bağlantıların sadece tekrar ve pratik yapmak kanalıyla alışkanlık ya da olağan davranışlar haline getirilebileceğini söylüyor.

Swart, Neuroscience’da şunları yazıyor: “Beynin motor korteksinde, eskiden var olanla eşdeğer bir beyin haritası yaratılması için [deneyimlerin gerektirdiği] aktivitenin karmaşıklığına bağlı olarak dört buçuk ay, 144 gün ya da hatta üç ay bile geçmesi gerekebilir.”

Bu süreç boyunca hedefinize ulaşmak için motivasyon, irade ve öz kontrol da gereklidir.

Doğru Ortam

Değişime olanak sağlayacak doğru ortam olmadan beyniniz yeni nöronlar yaratmak için gerekli olan şeylere odaklanamaz. Bunun yerine beyniniz hayatta kalma moduna bağlı kalır ve bu da riski azaltmak için tanıdık olan yolları izleyeceği anlamına gelir.

“Beyin hayatta kalmak için dikkatini tehlike kaynaklarına ve tehdidin nereden gelebileceğini tahmin etmeye, inovatif ve yaratıcı çözümler yerine kaçış ya da tüm gücüyle savaşmaya, yeni ürünler, pazarlar ya da iş modellerine giden yolda riski yönetmek yerine riskten kaçınmaya verir,” yazıyor Swart. “Ve elbette ki, ortamımızın en önemli kısmı da diğer insanlar ve onlarla olan ilişkilerimizdir.”

Ancona ve Swart, beyninizi esnek ve “biçim verilebilir” tutacak olan gerekli enerjiye sahip olmak için ve özellikle de beyniniz vücudunuzdaki besinlerin büyük bir kısmını tükettiğinden dolayı, fiziksel sağlığınızın iyi olması gerektiğini söylüyor. Beyniniz çeşitli davranış düzenlerini öğrenirken, unuturken ve yeniden öğrenirken, su, besin ve dinlenme ihtiyacınız daha da önemli bir hale gelir.

“Beyniniz kaynakları, kan yoluyla sizin dikkatinizi yönlendirdiğiniz, konsantre olduğunuz ya da daha fazla enerji harcamak istediğiniz alanlara gönderir,” diyor Swart, Fast Company’ye.

İngilizce Aslı İçin Tıklayın!

-Aleyna

Yepyeni Bir Mekan : Café Sista

Yeldeğirmeni’ne yeni açılan Café Sista’nın Gezginnerede.com’da okuduğum yazısını sizlerle paylaşmak istedim. Dürüst olmam gerekirse yepyeni ve tatlı mı tatlı bir mekan!

Cafe Sista , Kadıköy de Yeldeğirmeni semtinde bulunan şirin bir kafe , açılalı daha bir ay olan Cafe Sista da neler tadabileceğinizi anlatmaya çalışacağım. Burası üç kardeşin el birliği ile oluşturdukları samimi bir ortamı olan bir mekan. Mekanın menüsünde güne enerjik başlamak için gelen misafirleri için menüsünde vejetaryen,vegan,simit tabağı,klasik kahvaltı tabakları mevcut. Kahvaltıya eşlik edebilecek sebzeli vegan omlet, menemen bulunuyor.

Atıştırmalıklar da günün çorbası ve börek tabağı sıcak sıcak çıkan fırından çayla iyi gider bence. Öğle ve akşam içinse Vegan sandviçler,burger ,etli sandviçler , Vejetaryen Sandviçler seçenekler arasında bulunuyor.  Vegan Burger de ev yapımı vegan köfte baharatlardan oluşuyor yanında patates kızartması ve salata sunuluyor. Vegan Burrito de ise özel baharatlandırılmış mantar ve sebzelerden oluşuyor kokoreç havasında bir lezzet sunuyor.

-Serra

Bir Girişimci Olmadan Önce “Evet” Cevabı Vermeniz Gereken 6 Soru

Girişimcilik, kısa süre önce seksi ve moda olan bir konu haline geldi. Basın, hızlı çıkış yapan yeni kurulmuş işletmelerin tek boynuzlu atlarını ilahlaştırıyor ve Shark Tank gibi TV programları bütün dünyaya girişimcileri tanıtırken insanların kendilerine, “Ben de onlardan biri olabilir miyim?” diye sormalarına neden oluyor.

Girişimcilik pek çok düzeyde ümit verici olsa da, bu kişi ister doğruca okuldan yeni mezun olmuş olsun, ister 9-5 işinden ayrılıp girişimci olmak istiyor olsun, başarılı olmak için belirli bir tür karakterde olması gerekiyor. Böyle bir eyleme geçmeden önce kendinize sormanız gereken pek çok soru var – ve bu soruların pek çoğu belirli koşullarla ilgili. Ancak bu kesinlikle “evet” cevabı vermeniz gereken altı soruyu sizinle paylaşıyoruz.

  1. Finansal olarak riske girme lüksünüz var mı?

Okuldan yeni mezun olmuş, finansal yükümlülükleri olmayan bir girişimcinin, bir ailesi, bir ev kredisi, bir kaç araba kredisi ve ailelerin ödemek zorunda olduğu faturaları olan bir girişimciye göre daha az finansal riski vardır.

Yeni bir iş kurmakla ilişkili bu büyük finansal riski anlamanız gerekiyor. Fikriniz başarısız olabilir, uzun bir zaman boyunca geçinmenizi sağlayacak kadar para kazanamayabilirsiniz ve her zaman için her şeyinizi kaybetme olasılığı da mevcuttur.

Eğer hali hazırda pek çok finansal yükümlülüğünüz varsa, işinizi kurmaya bir ek iş olarak başlayın. Bu senaryo ideal olmayabilir ancak bu şekilde de başarıyı bulmanız mümkündür. Eğer bu tür finansal yükümlülükleriniz yoksa ve fikrinize tamamen inanıyorsanız, o zaman her şeyinizi yeni bir iş kurmaya verebilirsiniz.

  1. Hali hazırda güçlü bir destek sisteminiz var mı?

Eğer bir iş kurmaya karar verdiyseniz, önünüzdeki yol her birinde birden fazla seçeneğin bulunacağı tümsekler ve kavşaklarla dolu olacaktır; aklınızda sorular olacaktır, hem de pek çok soru. Problemleri çözmek, cevaplar aramak konusunda size yardım edecek ve sadece içinizdekileri dökmek istediğinizde orada olacak bir destek sisteminizin olması önemlidir.

İhtiyacınız olduğunda dönebileceğiniz bir aileye, arkadaşlara, akıl hocalarına ve sektör bağlantılarına sahip olmak, işinizin başarılı olma ihtimalini fazlasıyla artıracaktır. Sadece moral desteği bile paha biçilemezdir. Şüpheci kişileri kendinizden uzak tutun. Bu insanlar zehirlidir ve eğer başarılı olmak istiyorsanız onlardan uzak durmanız gerekir.

  1. Eğer devamlı yere seriliyorsanız (ki serileceksiniz), ayağa kalkıp daha fazlası için uğraşmaya devam edecek misiniz?

Yere serileceksiniz – muhtemelen bir kaç kere. Aynı zamanda, şu da ihtimal dahilinde ki, yere kapaklanmanıza neden olan sizin verdiğiniz yanlış kararlar da olabilir. Eğer ilk vuruşta hedefi vurmayı bekliyorsanız, bu oyuna hiç girmeseniz daha iyi olur. Başarısız olacaksınız. Siniriniz bozulacak.

Pes eden girişimcilerle, devam edip başarıyı yaşayan girişimcileri ayıran, ikinci olarak bahsettiğimiz girişimcilerin kararlılıklarıdır – onların yıkıcı yumrukları yemeye devam etmeye ve daha fazlasını yemek için ayağa kalkmaya devam etmeye istekli olmalarıdır.

Benim en sevdiğim örnek, fazlasıyla başarılı olan elektrik süpürgesinin kurucusu ve tasarımcısı olan James Dyson’dur. Dyson’un yaptığı ilk 5,126 prototip başarısız oldu ve 5,127. prototip ise Birleşik Devletlerde en çok satılan elektrikli süpürge oldu. Eğer 5,000 sefer yere serildikten sonra ayağa kalkmaktan vazgeçseydi, şu anki değeri 4.5 milyar $ olmazdı.

  1. Kişisel lüks eşyalar ve tüketim malları olmadan da motivasyonunuzu koruyabiliyor musunuz?

Mark Cuban genellikle, bu işe gönül verdiği ve hardal ve ketçaplı sandviçler yediği, beş arkadaşıyla paylaştığı üç odalı evde yerde uyuduğu eski günlerden bahseder. O durumda olduğunuzu düşünün. Yerde uyurken ve peynirli makarna ya da Japon eriştesi yerken, yüzde 100 motive halde kalabilir miydiniz?

Eğer kalamayacağınızı düşünüyorsanız, belki de girişimcilik size göre değildir. Genellikle en büyük farkı yaratan bu kişisel fedakarlıklardır. Eğer bu işinize daha fazla para yatırımı yapmak anlamına gelseydi, arabanızı satıp ofisinize otobüsle gider miydiniz? Eğer bu işinizi daha hızlı büyütmek anlamına gelseydi, evinizi satıp daha küçük bir daireye taşınır mıydınız?

Eğer bu işi bu kadar çok istiyorsanız, fazlasıyla odaklanmış ve motive kalmaya devam ederken, ne gerekiyorsa onu yapmanız gerekir.

  1. İlk başlarda iş/özel hayat dengenizin son derece dengesiz olacağını biliyor musunuz?

Başlangıçta, zamanınızın çoğunu işinize ayırmanız gerekecek. Arkadaşlarınızı ve ailenizi daha az göreceksiniz ve – Cuma akşamı iş çıkışı bir kaç bira içmek için arkadaşlarınızla buluşmak ya da hafta sonları bir yerlere gitmek gibi – eskiden yaptığınız küçük şeylerin çoğunu kaçıracaksınız. Bunun yerine, ofiste uzun geceler ve iş ile dolu hafta sonları geçireceksiniz.

Başlangıçta, işiniz için zaman harcamak ve çaba göstermek için istekli olmak zorundasınız. Yeni bir iş kurduğunuzda, her şeyin yükü sizin omuzlarınızda olur. Bu, bazı kişilerin baş edemeyeceği derecede muazzam bir baskıdır. Zaman içinde, daha sağlıklı bir iş/özel hayat dengesi yaratmayı başaracaksınız ancak ilk yıllarda hayatınızın çok dengesiz olacağını bilin. Ben de ancak kısa süre önce, hafta sonlarımın yüzde yüzünü pazarlama ajansımda geçirmek yerine kendime, aileme ve arkadaşlarıma zaman ayırmaya başlayabildim.

  1. Başarınızı gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz?

İnanırsanız, yolun yarısını aşmış olursunuz. – Theodore Roosevelt

Bu, başarının göz önüne getirilmesi ile ilgili en sevdiğim alıntılardan biridir. Eğer başarıyı gözünüzün önüne getiremiyorsanız, o zaman hazır değilsiniz demektir. Bunu gözünüzün önüne getirmeniz ve gözünüzde canlı bir şekilde canlandırmanız gerekir. Sabahları, başarıyı gözünüzde canlandırarak uyanmanız gerekir. Bu görüntüyü zihninize kazımanız gerekir. Uykuya daldığınızda, rüyanızda başarınızı görmeniz gerekir.

Peki, siz henüz “evet” cevabını verdiniz mi?

 

 

-Aleyna