Stockholm’da 48 Saat

Stockholm’de geçirdiğimiz 2 günde öyle bir gezdik ki gezmedik yer bırakmadık, hatta ikinci günün sonuna doğru o kadar yapacak işimiz gezecek yerimiz yoktu ki asla gitmeyiz dediğimiz Abba Museum’a bile gittik o derece. Yani biz görülmesi gereken tarihi yapıların çoğunu (belki de hepsini), ünlü metrolarını, yerel halkın takıldığı Stockholm’ün kuzey kısmını, eski şehir bölgesini hatta feribotla gidilen yarım adamsı bölümünü bile gördük. Planlı bir rotayla Stockholm’ün belli başlı yerlerini 2 gün gibi bir sürede siz de görebilirsiniz. Şimdi bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar çok yer gördük ve hepsiyle ilgili bilgi aldık bunu anlatacağım.

29342629_10208846219992590_5074039196302180352_n

Hayat kurtarıcı : Free Walking Tour Stockholm. Evet işte Stockholm’de bu kadar güzel ve verimli vakit geçirmemizin bir numaralı sebebi bu ücretsiz Stockholm turları oldu. İnternette gezinirken karşıma çıkınca bir gidip denenebilir diye düşünmüştük ki çok da memnun kaldık. Günün farklı saatlerinde farklı turlar hep aynı yerden Gamla Stan metrosunun önünden kalkıyor. Biz toplam 3 tura katıldık : Gamla Stan turu, Stockholm turu, Stockholm metroları turu. Bunlar 20-25 yaşlarındaki gönüllü öğrencilerin rehber olarak sizi gezdirdiği ve tur sonunda da gönlünüzden koparsa 1-2 euro bahşiş verdiğiniz yaklaşık 1.5 saat civarı süren turlar. Yağmur kar kış demeden her zaman oluyor. Yine de internetten girip hangi gün hangi saat hangi turlar var bakmakta fayda var.

29340215_10208846219112568_6634159094179561472_n

Biz bu turlar sayesinde tüm Stockholm’ü gezmiş tanımış olduk. İlk turumuz 10’da, ikincisi 1’de, sonuncusu da saat 4’teydi. Her turun arasında yaklaşık 1.5 saatlik zamanımız olduğu için girip bir yerlerde ısınıp bir şeyler içip ya da atıştırıp sonra tekrardan Gamla Stan metrosunun önüne gidiyorduk. İlk günümüz bu yüzden çok verimli geçti.

Stockholm İskandinavya’nın baş kenti, şehrin nüfusunun %35’i İsveç’in dışında doğmuş. Şehrin eski şehri olarak adlandırılan Gamla Stan isimli turistik bir bölgesi var ve bu bölge üç adadan oluşuyor. Çoğu yerine yürüyerek gitmek mümkün ama toplu taşıma da bir o kadar pratik.

Tur sırasında hızlıca not aldığım birkaç bilgiyi sizlere aktarıyorum :

Stockholm’deki saray zamanında inşa edildiğinde diğer binaların daha güzel olması yasaklanmış. Bu yüzden özellikle saray çevresindeki binalar ve dönemin binaları çok gösterişli değil. Bunun yanı sıra Opera Binası 3.Gustav tarafından yaptırılmış. Kendisi sanata, tiyatroya, operaya çok düşkün bir kralmış ve bu bahsettiğimiz opera binasındaki bir maskeli baloya giderken kral olduğu için insanların onu yine de tanımasını istemiş ve büyük bir yıldız broşu takmış. Haliyle bu, onu hedef tahtası haline getirmiş ve sanata bu kadar para harcayan krallarından memnun olmayan birçok kişiden biri krala suikast düzenlemiş ve öldürmüş. Sonra oğlu bu opera binasında 20 yıl boyunca hiçbir aktivite yaptırmamış tabii. Bu hikaye Maskeli Balo operasının da esin kaynağı olmuş.

29314147_10208846219192570_4335674682498875392_n

Bunun dışında birkaç kez Kungsträdgården’den yani Kralın Bahçesinden geçtik. Burası ilk başta kralın kendi için yaptırdığı bir bahçeymiş sonradan halka açılmış. Bahçede 12.Carl’ın heykeli var, yukarıda bahsettiğim kralın aksine kendisi savaşçı ve özellikle de Ruslarla savaşan bir kral. Bu heykele baktığınızda elini bir yöne doğru uzattığını görüyorsunuz. Evet doğru tahmin. Elini Rusya’ya uzatıyor, aklım – gözüm hala sizde, kendinize dikkat edin dercesine.

Vasa Müzesi şehrin en önemli müzesiymiş ama bizi pek açmadığı için gitmedik. Bu müzede 1620’li yıllarda yapılmış olan gemiyi görmek mümkün. Bu gemi büyük heveslerle yapılmış ancak bir deniz mili bile gidemeden batmış ve büyük bir fiyasko olmuş. Hatta kral bunun üstüne bu konu hakkında konuşan, dalga geçenlere idam cezası uygulanması için bir yasa çıkarıyor. Bir de gemiyle alakalı, varlığıyla alakalı çoğu belgeyi kanıtı yaktırıyor ve tarihten silmeye çalışıyor. Tabii aradan yıllar geçmiş ve bu gemi bulunduğu yerden 5 milyon kron harcanarak çıkarılmış.

Bunlar dışında Dramatical Royal Theatre’ı da gördük. Kraliyet Tiyatrosu olarak geçen bu bina hem iç hem dış mimarisinde birçok altın, mermer figür-kaplama barındırıyor. Kraliyet Tiyatrosu diyorsun, tabii barındıracak diye düşünmeyin aslında hikayesi apayrı. Burası inşa edilirken yarısına geldiklerinde para bitiyor ve halktan inşanın devamı için para istiyorlar. İnsanlar da az biraz para veriyorlar tabii ve inşaat bu şekilde devam ediyor. Bina bittiğinde bir bakıyorlar ki ellerinde inanılmaz fazla miktarda para artıyor, halk sorgulamasın şüphelenmesin ayaklanmasın diye parayı harcamaya çalışıyorlar ve gidip gereksiz bir sürü şey alıyorlar. Müzik aletlerinin en pahalılarını seçiyorlar, gerekli sayıdan fazla müzik aleti alıyorlar, pahalı mermerler kullanıp altın heykeller yapıyorlar ve bu sayede tüm parayı bitirip ortaya bu Tiyatro Binasını çıkarıyorlar.

İşte böyle.

Bir sonraki yazıda da gezdiğim müzelerden ve size önerebileceğim müzelerden bahsedeceğim. Görüşmek üzere!

Serra.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s