Dostoyevski’nin İlk Büyük Aşk Romanı : Budala

Genelde kitaplarla ilgili görüşlerimi yazdığımda “Kesin siz de okuyun!”, “Umarım siz de okursunuz.” gibi yorumlar yaparım ama bu kitap için bunları yapmayacağım. Dürüst olmak gerekirse kendi çevremde bile bu kitabı okuyacak ya da okumuş insan sayısının oldukça sınırlı olduğunu düşünüyorum çünkü bu kitap 779 sayfa. Hadi kandırmayın beni okuyamazsınız bunu cidden. ( Burada okuyucuyu kışkırtarak kitabı okuması için şansımı deniyorum) Şaka bi yana istenince okunacak bir kitap ve temel sorunu da kitabın çok uzun olması değil. Gelelim kitabı okumaya zor kılan yönlerine :

1-Dostoyevski yazdığı için haliyle bir şaheser ama şaheserliğinin getirdiği bir de dili var ki bence biraz ağır. Yani cümleler çok uzun ve bir noktada cümlenin başını sonunu ne dediğini kaçırıyorsunuz.

2-Çok fazla Rusça isim var. Belki kitaptaki karakterlerin adı Ali, Ayşe, Yusuf falan olsaydı daha bir kolay okunabilirdi. Şimdi size kitaptan bazı karakterlerin adını tek tek ellerimle yazacağım : Prens Mişkin, Aglaya İyanovna, Gavrila Ardalionoviç, Nastasya Filopovna. Lizaveta Prokofevna, Afanasiy İvanoviç, Varvara Ardalionovna. HAHAHAHA nasıl ama?

3-Dostoyevski bu kitabı hapisteyken yazmış ve kitabın her bölümü gazetede yayımlanıyormuş, o da bölüm başına para alıyormuş. Bence bu çok önemli bir faktör çünkü gerçekten de 800 sayfada anlatılacak bir olay yok ortada. Dostoyevski abimiz ekmek parası için birazcık uzun uzun yazmış olabilir bence. Ama yani kitap sürükleyici o yüzden bir kaptırdınız mı gerisi gelir.

budala

Evet kitabı zor kılan yönleri bunlar ama onun dışında ilgi çekici bir roman. Ben aslında bu yazıyı kitabın zorluğuna, beni bile yıldırıp okumaya ara vermeme ithaf etmek istiyordum o yüzden de kitabın özetini yazmaya niyetim yoktu. Ki zaten bu kadar uzun bir eserin özetini bir paragrafta nasıl anlatırım onu da bilmiyorum. O yüzden ben de size bir edebiyat sitesinde bulduğum ve spoiler vermeyen bir özeti paylaşmaya karar verdim. (Aslında özet de değil de kitabın kabaca konusu diyelim) :

“Romanın kahramanı Prens Mışkin, saralıdır. Tedavi gördüğü İsviçre’den döndüğünde elindeki giysi çıkınından başka hiçbir şeyi yoktur. Yaşamı kendi iç dünyasını seyre dalmakla geçmektedir. İnsanlarla her türlü alışverişten arınmıştır. Budalalık derecesinde iyi olan Prens Mışkin, tam bir ermiş kişidir, sevmekten başka bir şey gelmez elinden. Müthiş bir zeka sahibidir. Çevresindekiler, onu her zaman yadırgarlar, ama onsuz da edemezler. Kendisi de saralı olan Dostoyevski, romanının kahramanına kendi kişiliğinden pek çok şey koymuştur. Prens Mışkin’in anıları, aslında Dostoyevski’nin anılarıdır. Prens Mıskin’in romanının bir yerinde anlattığı, siyasal görüşlerinden dolayı kurşuna dizilme cezası alan bir adamın öyküsü, aslında Dostoyevski’nin başından geçmiş bir olaydır. Bir tutku romanı olan Budala, Dostoyevski’nin yazdığı ilk büyük aşk romanıdır.”

Eğer kitap ilginizi çektiyse ya da 800 sayfa olmasından ötürü gaza geldiyseniz bu site üzerinden karakterlere, özetine, görüşlere de bakabilirsiniz 🙂

Serra

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s