Mutluluk nedir, nasıl ulaşılır?

Mutluluk garip bir kavram, soyutların soyutu resmen. Tanımı olmadığı gibi, herkes için de değişir. Hatta ki gerçekten böyle bir şey var mı, tartışılır durur. Gerçekten var mıdır mutluluk? Bir durum mudur? Çoğu insan ulaşılacak bir yer olarak bahseder. “İstediğim arabayı alayım, evi alayım, şu kadar para kazanayım mutluyum!” yada “Doğru kişiyle karşılaşıp istediğim aileyi kurunca mutlu olacağım.” Öncelikle, para mutluluk getirmez. Şöyle ki, hiç parası olmayan, sokakta yaşayan birine 10000 tl elbet mutluluk getirir, ancak zaten ayda 70000tl kazanıyorsanız, o ekstra 10000 tl nin size pek bir katkısı olmayacaktır. X,y doğrusu gibi düşünün, arttıkça x’de, y’deki sayı artışı azalıyor, yani azalarak artıyor. Mutluluk denilen olay, size bir insanın, veya dıştan gelen herhangi bir şeyin getirebileceği bir olay değil. İçten ulaşılması gerekiyor, ki bu yüzden yalılarda oturup mutsuz olan, köyde yaşayıp mutlu olan insanlar var. Kendinize seçtiğiniz değerlere bağlı olarak gerçekleşir mutluluk. Metallica grubundan atılan Dave Mustaine’in eski grubundakilere inat (bir grup kuracağım ve onlardan daha başarılı olacak!) kurduğu grup Megadeth’di. Milyonlarca albüm satmasına ve çok ünlü olmasına rağmen kendi skalasında başarı standardı eski grubundan daha iyi olmak olduğu için, asla gerçekten mutlu olamadı, veya kendini başarılı hissedemedi. Ağladığı ve bunu söylediği röportajlar var. Bir de şöyle bir olay var: mutluluk tepeden gelen bir durum değil, yaptıklarınla hissettiğin haldir. Nasıl istediğin okula girdiğinde mutlu oluyorsan, ama bu mutluluk sonsuza kadar devam etmiyorsa, olay sürekli bir şeyler yapmak, kimi zaman başarısız kimi zaman başarılı olup, bunlardan mutlu olmak. Yani mutluluk eyleme bağlı. Mutluluk eylemden geliyor. 

Dün D&R’da kişisel gelişim bölümüne gidip bakındım. Kendimi eğitmek için çok kitap okumam lazım bu konuda. Yazmaya da başladığım için hissettiklerimi, senin için de öğrenmeye çalışıyorum. Hepsi vaga vigi gerçekten. Şu sürekli pozitif olup harika hissetme kitapları gerçekten saçmalık. Kötü hissediyorsan, kabullen ve evet, şu an kötü hissediyorum, bu da hayatın bir parçası, niye acaba diyip sorunların köküne gidip o şekilde çözmek gerekiyor. Kötü hissediyorum, olamaz, alarm alarm! Ben harikayım, akıllıyım, hadi gidip kendimin dikkatini dağıtayım ki kötü hissettiğimi unutayım demenin uyuşturucudan farkını açıklayabilir misiniz bana? İkisi de şu anki hali uyuşturup, unutup, kafanı dağıtma amacı taşıyor, ve en önemlisi hiç bir şey çözmüyor. Aynaya bakıp mutluyum diyen insan mutlu değil, kendi hakkında alçak gönüllüyüm diyen insan da alçak gönüllü değil.

Acı neden vardır? Acıyı hissetmemeyi sağlayan bir hastalıktan muzdarip bir kişi hakkında okumuştum. Dilini ısırıyor ve fark etmiyor, yutuyor. Elini yakıyor ama fark etmiyor, derisi yanıyor. Sonuç: Vücudumuz bak bunu yaptın ama iyi değil, dikkat et ve bir daha yapma diyor bize. Biz de dinliyoruz. Ne kadar nefret etsekte, iyi bir şey. (Ne kadar pozitifim aman allahım ben bile şok, ama pozitiflikten değil işte, kendime bakıp anlamaya çalışıyorum, farkındalık! Yoksa mutlu sanmayın beni.) Elini yakınca acıdığından bir daha ateşe elini daldırmıyorsan, -özellikle çocuklara iyi bir öğretim sağlar bu- psikolojik acı da aynı bok. Ayrıldın çok canın yanıyor, öldün bittin, bir sonrakinde kendini bu kadar kaptırma, bilinçli ol, aynı hatalara düşme diye. Sırf sevgili değil, arkadaşlar için de geçerli. Bu kadar keskin şeyler olmasına gerek yok, mesela kötü hissettiren şeylere bakalım. İçinde bir huzursuzluk var, böyle bir iğrenç his, beynin diyor ki sana, ilgilenmediğin, takmadığın bir sorunumuz var, ÇÖZ. Bir şey yap. Doğru, güzel bir şey yapınca da, olumlu duygular hissedersin, ödül gibisinden. 

Ama unutmayalım ki duygular da hayatımızın tek pusulası değil ve olmamalı. Çalışmayasım geldi sınavdan demek kalmak için iyi bir neden değil. Çünkü hayat öyle bir döngü ki, sürekli değiştiriyor ne istediğimizi. Hissettiğimiz ve amaçlarımız her allahın günü farklılaşıyor. Terfi istediğinde bu her şey gibi görünse de alınca yetmediğini anlıyorsun. Aç köpeğiz biraz. Hep daha fazla!!! Bu yüzden bir şey daha konseptimiz var. Asla istediğimiz şey tam yetmeyecek, her gün başka şeyi isteyeceğiz. Evdeyken keşke dışarıda olsam, dışarıdayken keşke evde olsam dediğini anımsarsın herhalde. Yada tatile gidince harika hissedicem diye tüm sene bekleyip, o kadar da hayalindeki gibi olmamasını belki yaşamışsındır. Her gün aynı şeyi yaparsan, sürekli gelişmezsen -özellikle etrafındaki herkes jet hızıyla ilerlerken ve biricik internet sayesinde hepsini her dakika izlerken- kendini yetersiz hissedersin. Bu yüzden akıl ve duygularımızı harmanlayıp, asla mutluluğa cuk diye ulaşıp orda tahta yerleşeceğimizi düşünmüyoruz arkadaşlar. Sürekli dönen bir çark bu. Dany Targaryen’in kırmak istediği çark gibi de değil, bunu kimse kıramaz. Sürekli daha iyiye koşuyoruz, çabalıyoruz ama hiç bir zaman çok farklı hissetmiyoruz. Çünkü açız! Tersine giden bir yürüyen merdiven gibi. Hiç bir şey yapmazsan geriye gidersin, yürürsen hep aynı hissediceksin çünkü o ekstra adımı atmıyacaksın mutluluk getiren, biraz koşunca iyi hissediceksin, ama o da sonra normal gelicek az durunca. Sonuç olarak evet, bir formül vermedim. Ama konsept bu, ve umarım anlam ifade edebilmişimdir, veya biraz olsun düşündürebilmişimdir. Yazı dilim hiç bir zaman çok iyi olmadı, ama yapıcak bir şeyim yok! Kendimi anlatmak istiyorum, yardımcı olmak istiyorum, sorunuz düşünceniz varsa bana söyleyebilirsiniz. Kalpkalp.

 

Aleyna

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s