Kategori arşivi: Toplum

Her Gün Kendinizi Motive Etmek İçin 10 Basit Yöntem

İşlerinizi yaparken bizi motive edecek şeyler hakkında binlerce psikoloji modeli ve teorisi bulunuyor: teşviklere, başarı teorilerine ve buna benzer şeylere nasıl tepki göstermemiz gerektiğini öğütlüyorlar bize.

Ben motivasyonu, bir heyecan olarak görüyorum. Peki, her gün motive bir halde kalmanızı sağlamanın basit bir yolu var mı? İşte size bunu başarmanın 10 yolu.

  1. Mola verin – bunu hak ediyorsunuz.

En ideal şekilde performans gösterebilmenin tek yolu, dinlenmek için zaman yaratabilmektir. Hiç mola veremeyeceğinizi düşündüğünüz zamanlar ise, genellikle dinlenmeye en çok ihtiyacınız olan zamanlardır.

Bu nedenle de, uzun zamandır ertelediğiniz o tatile çıkın ve işinize yenilenmiş bir hevesle dönün.

  1. Kapalı oynayın, planlarınızı kendinize saklayın.

En sonunda o maratonu mu koşuyorsunuz? Yeni diyetiniz konusunda heyecanlı mısınız? Yeni projeniz için içiniz kıpır kıpır mı? Güzel. Bunu kendinize saklayın.

Bu işleri yapacağınızı duyurmak, istenmeyen sonuçlar verecektir. Facebook beğeni yağmurunu ve coşkulu yorumları toplama isteğinize karşı direnin. İletişim ağınızdan aldığınız olumlu geri bildirimler, beyninizi kandırarak amacınıza zaten başarıyla ulaştığınızı inanmasına neden olarak, bir zamanlar başarıya ulaşmak konusunda motive halde olan zihninizi sabote eder.

Bu nedenle de, bu planlarınızı kendinize saklayın ve ancak gerçekleştirdiğiniz başarılarınızla ilgili iyi haberleri başkalarıyla paylaşın.

  1. Ölümle yüzleşin ve mirasınızı tanımlayın.

Ölüm, güçlü bir motive edici unsurdur. Düşünmeden yaptığımız eylemlerin içinde, çıkmaza gireriz. Aslında boşa uğraşırken, bu eylemler bizim bir şeyler başardığımızı hissetmemize neden olur.

Bu gezegende sınırlı bir vakte sahip olduğunuzu bilmek, odaklanmanızı keskinleştirmenize olanak sağlar. Yaptığımız her şey, aslında bizi mirasımızı tanımlamaya bir adım daha yaklaştırır. Bu sert bir duruş gibi görünebilir ancak bunların her ikisi de güçlü motivasyon kaynakları olabilir.

  1. Ne kadar küçük olursa olsun, küçük galibiyetlerinizi kutlayın.

Küçük galibiyetler gerçekten de kulağa geldiği gibi olabilir – yani küçük.

Bu galibiyetleri kutlamak ise olumlu alışkanlıklar geliştirmenize yardımcı olabilir. Etrafınızdaki herkese nasıl kazanacağınızı öğreterek, sıradanlığın durgunluğunu kırabilirsiniz. Böylece etrafınızdakiler de, bu duygudan zevk alma şansını elde etmiş olurlar.

Mindvalley[1] şirketinin CEO’su Vishen Lakhiani, “müthiş çan” ismini verdiği bir uygulamayı hayata geçirecek kadar ileri gitti. Bu uygulamada (evet, doğru tahmin ettiğiniz gibi) harika bir şey olduğunda bu çanı çalıyor.

  1. Yapılacaklar listenizi ikiye bölün.

Fazlasıyla sert olan yapılacaklar listenizi, başarıya yer bırakmak için ikiye bölün. Bu listenin, tamamlayabileceğiniz kadar gerçekçi olduğunu bilmeniz, sizi güçlü kılacaktır.

  1. Kendinize nazik davranın.

Hayatınızda başardığınız şeyleri, komşunuzunkiyle karşılaştırmayı bırakın. Zihninizde yarattığınız hikaye hiç bir zaman o kadar iyi olmazken, gerçekler de hiç bir zaman o kadar kötü olmayacaktır.

Sizden daha zeki olan pek çok insan var. Bu fikri benimsediğiniz anda özgürleşirsiniz. Keşfetmek için özgür olursunuz. Sizi heyecanlandıran şeylerin peşinden gitmek için özgür olursunuz. Onların yaptıkları şeyi ya da nasıl yaptıklarını göz ardı etmek ve kendinize odaklanmak için özgürleşirsiniz.

  1. Beyninizin, yeni alışkanlıklarınızı algılama şeklini ele geçirin.

Kısa süre önce, hafta içi günlerde normalde kalktığımdan iki saat erken kalkmaya başladım. Bunu iki saat az uyumak yerine, bana haftada fazladan bir iş günü verecek şekilde günüme iki saat eklemek olarak görüyorum.

  1. Zayıflıklarınızı benimseyin.

Instagram takipçilerinin ve Facebook beğenilerinin izdihamında olduğumuz bir kültürün içinde yaşıyoruz. Hayatımızın Facebook üzerinde görkemli ve gösterişli bir hale gelmesi, başarının tehlikeli bir yönünü oluşturabilir.

Yenilgilerimizi paylaşmak ve başarısızlıklarımızı kabullenmek, sizin geçmişte yaşadığınız başarısızlıkların üstesinden gelmenize olanak sağlayan, güçlü geliştiricilerden biridir. Hissettiğiniz duyguyu başkasından çıkarmak yerine, bu duygunuzu dikkatli bir şekilde ele alın. Sonra, daha yaratıcı bir şeylere doğru ilerleyin.

Bu zayıf olduğunuz anları paylaşmak, aynı zamanda, sizinle aynı düzeyde olan kişilerle daha derin bir bağlantı geliştirmenizi de sağlar.

  1. Sevdiğiniz şeyi yapın (yani, bir anlamda).

Severek yapacağınız şeyin ne olduğunu bulun ve bu konuda uzmanlaşın. Başarı, tutku ve mükemmeliyetin dayanak noktasında var olur.

Ancak dikkatli olun. Tutkunuz yoluyla hayatınızı devam ettirecek parayı kazanacağınızdan emin olun. Benim, yapmakta harika olmadığımı ve kesinlikle hayatımı devam ettirecek parayı kazanamayacağımı bilmeme rağmen tutku duyduğum pek çok alan var. Gitar çalmayı seviyorum. Ben Frozen isimli filmdeki şarkıları çaldığımda kızım buna bayılıyor. Bu, oldukça da eğlenceli. Ancak ben hiç bir zaman bir rock yıldızı olmayacağım.

  1. Odaklanın.

Bir akşam yemeği sırasında Warren Buffet, Bill Gates ve Gates’in babası hakkında duyduğum bir alıntı var. Bir misafir onlara, günümüzde başarının en önemli özelliğinin ne olduğunu sorduğunda, hepsi birden, hem de aynı anda “Odaklanma” diye cevap verdiler. Hepsi birbirlerine gülümseyip, kahkaha attı çünkü hiç biri bu cevabı hazırlayarak vermemişti.

Hepimiz, yazılı mesajlara ve e-postalara gömülmüş durumdayız. Artık bunlar sadece işimizi bölen şeyler olmaktan çıktı. Ceplerimizde taşıdığımız mini-bilgisayarlardan dolayı, bize gelen bilgi akışı 7 gün 24 saat, her nerede olursak olalım bizim dikkatimizi dağıtıyor.

Bu nedenle de, iPhone’nunuzu kapatın, eski sevgilinizin Facebook sayfasıyla dalga geçmeyi bırakın ve çalışmaya başlayın.

 

KAYNAK

 

-Aleyna

Yeni Yılda Bırakmanız Gereken 25 Şey

Bu yılı başarılı bir yıl haline getirebilmek için, şu kötü düşüncelerinizi ve alışkanlıklarınızı bırakın.

İleriye doğru bir sıçrama yapmadan önce, sizi geride tutan alışkanlıklarınıza, kapıları kapatmanız gerekiyor.

Eğer bir öncekinde takılıp kaldıysanız, bir sonraki aya, yeni girişiminize, bir sonraki bölüme başlayamazsınız.

Bir şeyleri bırakıp, gitmesine izin vermek, büyük bir güce giden bir eylem olabilir.

Bunu aklınızda bulundurarak, başarılı bir yeni yıl yaratmanız için bırakıp gitmesine izin verebileceğiniz 25 şeyi yapmaya başlayın!

 

  1. Hazır olmadığınızı düşünmek.

Hiç kimse, önüne çıkan fırsatlar için yüzde 100 hazır değildir. En iyi fırsatlar, uzanıp alabileceğimiz alanın ötesindedir.

  1. Geçmişe takılıp kalmak ve gelecek için endişelenmek.

Eğer başarıya ulaşmak istiyorsanız, geçmişe takılıp kalamazsınız ya da gelecekte başınıza ne geleceği hakkında endişelenip duramazsınız. Yapabileceğiniz tek şey, anı yaşamaktır.

  1. Verdiğiniz sözleri tutmamak.

Güvenilirliğinizi kaybetmenin en hızlı yolu, verdiğiniz sözleri tutmamaktır. Eğer bir şey yapacağınızı söylediyseniz, bunu yapın. Güvenilirliğinizi bozacak ya da sahip olmak için çok çalıştığınız itibarınızı kaybedecek bir şey yapmayın. Tutamayacağınız sözler vermeyin ve verdiğiniz sözü tutun.

  1. İnsanların beklentilerine göre yaşamaya çalışmak.

Kendiniz için yüksek standartlar belirlemek için her şeyi yapın ve sonra da bu standartlara ulaşmak için elinizden geleni yapın. Diğer insanların sizin ile ilgili beklentileri, sizi ilgilendirmez.

  1. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamak.

Bunu daha önce de duydunuz ve duymaya devam edeceksiniz: Kendinizi başkalarıyla kıyaslamak, zamanınızı boşa harcamak anlamına gelir. Rekabet içinde olmanız gereken tek kişi, kendinizsiniz.

  1. Devamlı şikayet etmek.

Eğer bir şeyler yolunda gitmiyorsa, bu konuda bir şeyler yapın.

  1. Fazlasıyla öz eleştiri yapmak.

Olduğunuz kişi olun ve ne hissettiğinizi söyleyin. Kendinize karşı nazik davranın.

  1. Bir şeyleri ertelemek.

Eğer bir şeyler başarmak istiyorsanız, beklemeyi bırakın ve bir şeyler yapmaya başlayın.

  1. Mükemmel olmaya çalışmak.

Mükemmel olmak konusunda ısrar edenler, pek fazla şey başaramazlar.

  1. Yeterince hazırlıklı olmamak.

Başarısızlığa giden kesin yol, bir planınızın olmamasıdır.

  1. Kin duymak.

Kin duymak ve intikam beslemek boşa zaman harcamak anlamına gelir ve mutluluğa giden yolda bir engeldir. Affetmeyi ne kadar çabuk öğrenirseniz, o kadar hızlı bir şekilde ilerlemeye başlarsınız.

  1. Hata yapmaktan kaçınmaya çalışmak.

Hayat, hata yapmaktan, riske girmekten ve riskin hayatınızda var olmasına izin vermekten ibarettir. Size gerçekten zarar verebilecek tek hata, hayatınızı yaşamaktan kaçınmanızdır.

  1. “Yapamam” demek.

İster yapabileceğinizi, ister yapamayacağınızı düşünün, eninde sonunda bu konuda haklı olacaksınız.

  1. Küçük hedefler belirlemek.

Eğer kendinize küçük hedefler belirlerseniz, küçük sonuçlar alırsınız. Kendinize büyük hedefler belirleyin ve sonra da bunları başarmak için gücünüz dahilindeki her şeyi yapın.

  1. Pireyi deve yapmak.

Olayları ne kadar fazla normal karşılarsanız, o kadar az endişelenirsiniz. Gereksiz şeylere kafanızı takmayın.

  1. İhtiyacınız olmayan şeyler satın almak.

Paranızı, başkalarını etkilemek için harcamayın ve maddi bir şeylere sahip olmanın başarınızın bir ölçütü olduğunu düşünmeyin.

  1. Kendi sorunlarınız için başkalarını suçlamak.

Başkalarını suçlamak, kendi hayatınızın sorumluluğunu inkar etmek anlamına gelir. Kişiliğinizin ve yaptığınız şeylerin sorumluluğunu alın.

  1. Her zaman ciddi olmak.

Öncelikle, hayat yeterince ciddi bir şey – o yüzden, hayatı biraz eğlenceyle tatlandırın.

  1. Kendinizi yukarıda görmek.

Hepimizin eşit olduğunu ne kadar erken anlarsak, o kadar hızlı bir şekilde birlikte başarılı olabiliriz.

  1. Risk almaktan kaçınmak.

Aldığınız risk ile gelen her şey, bu aldığınız riske değer.

  1. Her şeyi içinize atmak.

Eğer kimse ne düşündüğünüzü ya da ne hissettiğinizi bilmiyorsa, onların sesinizi duymasını ya da size yardım etmesini bekleyemezsiniz.

  1. Sizi aşağı çeken ilişkilere tutunmak.

Negatif insanlar her yerdedir, ancak çoğunlukla bu insanlar ile bir ilişki içinde olmak zorunda olmadığımızı unutmayın.

  1. Her şeyi tek başına yapmaya çalışmak.

Bir şeyleri beraberce yapmanın daha kolay ve eğlenceli olduğunu anladığımızda, her şeyi tek başına yapmak zorunda olmadığınızı anlayacaksınız.

  1. Her şeyi kontrol etmeye çalışmak.

Sahip olacağınız tek kontrol, kendi üzerinizdeki kontrolünüz olacaktır; gerisini herkes elde edebilir.

  1. Kendinizden şüphe etmek.

Tutkulu, kararlı insanlar dikkate değer şeyler yaparlar. Asla kendinize duyduğunuz şüphenin, bir şeyler başarmanızı engellemesine izin vermeyin.

Bizi bekleyen yeni hayata ulaşabilmek için, şu an elimizde olan hayatı bırakıp gitmek konusunda istekli olmalıyız.

 

 

KAYNAK

 

-Aleyna

 

Orta Doğu’nun Bilinmeyen Yüzünü Gösteren İşgal Altında Çekilmiş 12 Eşsiz Kare

Orta Doğu’yu sadece sürüp giden savaşlarla hatırlarken, aslında günlük hayatın nasıl sürüp gittiğini unutuyoruz. Ürdünlü fotoğrafçı Tanya Habjouqa ise esprili bakış açısıyla sürüp giden politik atmosfere bambaşka bir gözden bakıyor ve gördüklerini de fotoğraflıyor.

Absürdlüğü sanatla birleştiren bu yetenek, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te çektiği fotoğraflardan oluşan serisi “Occupied Pleasures” (İşgal Altındaki Zevkler) kendisine World Press ödüllerinden birini getirdi. Yoga yapan kadınlarından, arabasında koyunuyla bekleyen adama kadar en tuhaf ve gerçek halleriyle Orta Doğu karşınızda…

Kaynak: http://www.tanyahabjouqa.com/

1. Bayram öncesi getirdiği koyunuyla trafikte bekleyen adam

Bayram öncesi getirdiği koyunuyla trafikte bekleyen adam

2. Gazze sahil şerisinde oyuncak satan seyyar araba

Gazze sahil şerisinde oyuncak satan seyyar araba

3. Doğanın güzelliğinde serinleyen Filistinli çocuk

Doğanın güzelliğinde serinleyen Filistinli çocuk

4. Al-Quds Üniversitesi öğrencilerin cirit antremanları

Al-Quds Üniversitesi öğrencilerin cirit antremanları

5. İki mobilyacının ıssızlıkta sohbeti

İki mobilyacının ıssızlıkta sohbeti

6. Gazze’de kaykay pratiği yapan gençler

Gazze'de kaykay pratiği yapan gençler

7. Gazze’de hayvanat bahçesinde yavru aslan seven kadın

Gazze'de hayvanat bahçesinde yavru aslan seven kadın

8. Zeytin ağacının altında plastik havuzda serinleyen çocuklar

Zeytin ağacının altında plastik havuzda serinleyen çocuklar

9. Amerikalı yoga öğretmeninin ders sırasında öğrencileri

Amerikalı yoga öğretmeninin ders sırasında öğrencileri

10. Gelinlik alışverişine giden Gazzeli kadın

Gelinlik alışverişine giden Gazzeli kadın

11. Dans için hazırlanan lise öğrencisi kızlar

Dans için hazırlanan lise öğrencisi kızlar

12. Gazze’de gideceği yolda izin olmadığı için yer altını kullanan kadın

Gazze'de gideceği yolda izin olmadığı için yer altını kullanan kadın
Kaynak: ONEDIO

Facebook Sizi Kendinizden Daha İyi Tanıyor

Yeni yapılan bir araştırma, pek çok insanın zaten şüphelendiği bir şeyi destekledi – ilişkileri ile ilgili devamlı olarak Facebook durumlarını güncelleyen insanların güvensiz, spor salonu ve sağlıklı yemekler hakkında bir şeyler yazanların ise bencil olduğunu gösteriyor.

Londra’daki Brunel Üniversitesi tarafından yapılan araştırma, güvensiz hisseden kişilerin düzenli olarak, dikkat çekmek ve beğenilmek, kendi güvensizlik duygularından uzaklaşmak için ilişki durumlarını güncellediklerini öne sürüyor.

Buna karşılık, bencil kişiler de hem beğeni hem de yorum almak ve kişilikleri ile ilgili hislerini sağlamlaştırmak için kendi başarılarını paylaşıyorlar. Bu anlamda, Facebook ekosistemi, kişilik özellikleri ve türleri hakkında bir çeşit geçerlilik oluşturabiliyor.

Etki Sahibi Bir İlişki

Daha önce yapılmış tartışmalı bir araştırmada, Facebook araştırmacıları, kullanıcıların İçerik Güncellemelerini yöneterek, kullanıcıların ruh hallerini etkileyebileceklerini buldular. Veri konusunda çalışan bilim adamları, bu eylemlerin, etkilenen tarafların yayınladıkları güncellemeleri nasıl etkilediğini görmek için, olumlu ya da olumsuz güncellemeleri akıştan çıkararak, 689,000’den fazla kullanıcıya gösterilen içeriği kısıtladılar.

Sonuç ne mi? Çalışmada insanların İçerik Güncellemesi yoluyla aldıkları girdilerin gerçekten de bu kişilerin ruh hallerini etkilediğini buldular.

İnsanlar, bu sonuçlar yayınlandığı zaman çok öfkelendiler ve pek çok kişi aktif olarak – duygusal durumlarını bilmelerinin mümkün olmadığı – kullanıcılarının duygusal durumlarını kendi çıkarları için kullandığı için Facebook’u eleştirdi. Ya zaten morali bozuk olan birinin ruh halini daha da kötü hale getirmişlerse, ne olacaktı?

Bu tür deneylerin potansiyel tehlikeleri oldukça korkutucu ancak daha geniş kapsamlı olarak düşünüldüğünde, bu çalışma Sosyal İletişim Ağının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Sosyal İletişim Ağı sadece her gün 936 milyon kişinin, arkadaşlarının ve ailelerinin en son güncellemelerini öğrenmek için bağlandığı bir yer olmakla kalmıyor, aynı zamanda nasıl düşündüğümüzü, gördüğümüzü ve hareket ettiğimizi de etkileyerek başlıca bilgi mecralarından biri haline geliyor.

Facebook’u dünyanın en büyük medya oyuncularından biri, tarihimizdeki en büyük kitle veri koleksiyonunun sahibi yapan da işte bu etki – ancak bu etki aynı zamanda iletişim ağını eşi benzeri görülmemiş ve suiistimal edilebilecek bir konuma da getiriyor.

Psikolojik Yorum

Kullanıcıların sosyal çevrelerini, nedenlerini, neden Facebook üzerinde belirli şeyleri yayınladıklarını bilmemizin bir önemi var mı? Elbette ki, arkadaşlarının olumlu ilişki güncellemeleri gibi olumlu yayınlar pek çok kişinin ilgi alanına giriyor ve devamlı olarak kendi yaşadıkları senaryoları, genellikle de olumsuz bir şekilde yayınlananla karşılaştırıyorlar.

Hepimiz bu deneyimi, insanların ne kadar iyi olduklarını, kendi durumumuzu ‘davulun sesi uzaktan hoş gelir’ türünde bir senaryoyla karşılaştırmayı yaşıyoruz. Bu en son araştırma ise, Facebook güncellemelerinin gerçek durumu %100 yansıtmak zorunda olmadığını vurguluyor.

İnsanlar bir tepki almak için bir şeyler yayınlıyor – sağlık için uyguladıkları rejimleri, ilişkileri ile ilgili gelişmeleri destek almak için yayınlıyorlar.

Sade bir gözlemci için bu insanlar her şeye sahip gibi görünse de, herkesin yayınladıkları şeyleri seçerek yayınladıkları gerçeğini değerlendirmek önemli. Gördüğünüz şeyler, aslında o kullanıcının hayatına dair her şeyi gösterdikleri anlamına gelmiyor.

Buradaki temel unsur ise, bunları fazla ciddiye almamak. Başka insanların Facebook’ta paylaştıkları aktivitelere dayanarak kendi hayatınızı onlarınkiyle karşılaştırmayın – bu sizin için adil olmaz ve onlar için de gerçekçi değildir. Bu tür güncellemelerin, genellikle sizin görünürde düşündüğünüzden daha fazla anlamı olduğunu bilin.

Şimdiye Kadar Yaratılmış En İyi Kitle Kavrama Aracı

Geniş kapsamda, en son yapılan araştırmalar bir kere daha, daha önce yapılmış Facebook araştırmalarının gösterdiklerini vurguluyor – yani, Sosyal İletişim Ağının, tarihimizde gelmiş geçmiş en iyi kitle kavrama ve analiz aracı olduğunu.

Görünürde ve bireysel seviyede bu tür karşılaştırmalar zararlı olabilse de, daha geniş ölçekte, tüm değişkenler hesaba katıldığında, Facebook verileri mümkün olduğunu tahmin bile edemeyeceğiniz şeyleri anlamamızı sağlıyor. İşte mecranın en büyük gücü de bu ölçek – tek bir kişinin bir şey söylemesinin hiç bir anlamı yok.

Ancak Facebook üzerindeki etkileşimlerin bütününü hesaba kattığınızda ve bununla kişilik özellikleri ve kullanıcı davranışları arasında ilişki kurduğumuzda, bu veriler gösterge haline geliyor. Buna kulak vermeyi, bu veriden istifade etmeyi ve hedef kitlenizi daha iyi anlayıp kavramayı başaramamak, genel olarak herhangi bir iş dalı için başarısızlık anlamına geliyor. Burada, kitleler hakkında edinebileceğiniz bilgiler ve öğrenme fırsatları görmezden gelinemeyecek kadar büyük.

Daha önce yapılan araştırmada da belirtildiği gibi, Facebook verilerinin kişisel eğilimlerinizi ortaya çıkarma kapasitesi arkadaşlarınızdan, meslektaşlarınızdan hatta eşinizden bile daha fazla. Bir anlamda, bu kavrama seviyesi insanları etkilemek için kullanılabilir – Facebook daha fazla insanın oy kullanmasını sağladığında, endişeler haklı olarak arttı.

Bu, kendi içinde bir endişe sebebi ancak aynı zamanda sosyal medyanın gücünü ve kapasitesini, markaları hedef kitleleri hakkında bilgilendirme ve eğitme yeteneğini de vurguluyor. En son yapılan araştırma da mecranın bu konudaki potansiyelinin altını çiziyor.

Sosyal medya verileri, müşteri ihtiyaç ve istekleri hakkında, daha önce yaratılmış olan herhangi bir araştırmadan daha fazla şey ortaya koyuyor. Sosyal dinleme ve veri analizi çok önemli ve gerekli bir uygulama – eğer bunun gibi araştırmalar bunun değerini vurgulamıyorsa, bunu ne başarabilir bilmiyorum.

-Aleyna

Kaynak: http://www.socialmediatoday.com/social-networks/adhutchinson/2015-05-23/new-facebook-study-reveals-psychological-motivation-behind

Çok Sevilen İnsanların 13 Özelliği

Pek çok insan, herkes tarafından sevilen kişilerin bu durumunun doğuştan geldiği ve sadece şanslı bir kaç kişiye ait olan öğrenilemez özelliklerden kaynaklandığına dair yanlış inanca boyun eğer – bunlar, dış görünüşü hoş, fazlasıyla sosyal ve inanılmaz derecede yetenekli insanlar olarak düşünülürler. Bu yanlış fikre av olmak oldukça kolaydır.

UCLA’da yapılan bir çalışmada, deneydeki katılımcılar, sevilebilir olmaya verdikleri önem açısından 500 sıfat arasında sıralama yaptılar. En çok seçilen sıfatların girgin, zeki ya da çekici olmakla (yani içsel özellikler ile) hiç bir ilgisi yoktu. Bunun yerine, en çok seçilen sıfatlar samimiyet, şeffaflık ve (bir başka kişiyi) anlama kapasitesi idi.

Bu sıfatlar ve bunlar gibi diğerleri insanların, duygusal zekanın sosyal yönü yetenekli olan kişileri tanımlıyor. TalentSmart’ın bir milyondan fazla kişi hakkındaki araştırma verisi de bu yeteneklere sahip insanların sadece fazlasıyla sevilmekle kalmayıp aynı zamanda bu özelliklere sahip olmayanlara oranla performanslarının da büyük ölçüde daha iyi olduğunu gösteriyor.

Duygusal zekası yüksek insanların, sevilmelerine neden olan kilit davranışlarını ortaya çıkarmak için biraz araştırma yaptık. İşte size en iyi 13 özellik:

1. Soru sorarlar.

İnsanların söz konusu dinlemek olduğunda yaptığı en büyük hata şudur; bundan sonra ne söyleyeceklerine ya da karşılarındaki kişinin söylediğinin kendilerini nasıl etkileyeceğine o kadar odaklanırlar ki neler söylendiğini duyamazlar. Kelimeler yüksek ve net bir şekilde onlara ulaşır ancak anlam kaybolur.

Bundan kaçınmanın en basit yolu ise pek çok soru sormaktır. İnsanlar sizin kendilerini dinlediğinizi bilmekten hoşlanırlar ve açıklığa kavuşturmak adına soracağınız bir soru kadar basit bir şey bile sadece dinlediğinizi göstermekle kalmaz, aynı zamanda karşınızdakinin söylediğine önem verdiğinizi de gösterir. Sadece soru sorarak ne kadar saygı ve minnet kazanabileceğinize siz de şaşıracaksınız.

2. Telefonlarını kaldırırlar.

Hiç bir şey bir konuşma sırasında karşınızdakini, kısa mesaj atmanız ya da hatta telefonunuza bir göz atmanız kadar sizden soğutmaz. Kendinizi bir konuşmaya verdiğinizde, tüm enerjinizi bu konuşmaya yönlendirin. Kendinizi kaptırdığınız zaman konuşmaları çok daha eğlenceli ve etkileyici bulduğunuzu fark edeceksiniz.

3. Samimi ve içtendirler.

İçten ve dürüst olmak, insanların sizi sevmesinin asıl şartlarından biridir. Hiç kimse sahte birinden hoşlanmaz. İnsanlar içten olan kişilerin çekimine kapılırlar çünkü onlara güvenebileceklerini bilirler. Gerçek anlamda kim olduklarını ve ne hissettiklerini bilmediğiniz kişilerden hoşlanmak zordur.

Sevilen insanlar kim olduklarını bilirler. Kendilerine, rahatça kendileri gibi davranacak kadar güvenirler. Bir birey olarak sizi harekete geçiren ve mutlu eden şeylere odaklanarak, insanların sizden hoşlanmasını sağlayacağını düşündüğünüz şeyleri yaparak olduğundan çok daha ilgi çekici biri haline gelirsiniz.

4. Peşin hükümlü değildirler.

Eğer sevilen biri olmak istiyorsanız açık fikirli olmanız gerekir. Açık fikirli olmak sizi başkalarının gözünde ulaşılabilir ve ilgi çekici kılar. Hiç kimse daha önceden bir hüküm vermiş ve dinlemeye istekli olmayan biriyle konuşmak istemez.

Açık görüşlü olmak, ulaşılabilirliğin yeni fikirlere ve yardıma erişim anlamına geldiği iş yerlerinde de çok önemlidir. Yerleşmiş hükümleri ve ön yargıları yok etmek için dünyayı diğer insanların gözlerinden görmeniz gerekir. Bunun için onların inandığı şeylere inanmanız ya da davranışlarını uygun bulmanız gerekmez; gerçekten ne düşündüklerini anlayıncaya kadar peşin hükümlü olmamanız yeterlidir.

5. İlgi çekmeye çalışmazlar.

İnsanlar dikkat çekmek için her şeyi yapabilecek kişilerden hoşlanmazlar. Sevilen biri olmak için, karakterinizi fazlasıyla dışa dönük şekilde geliştirmeniz gerekmez. İnsanların kalbini kazanmak için sadece arkadaş canlısı ve düşünceli olmanız yeterlidir. Arkadaş canlısı, güvenli, kısa ama öz bir tutumla konuştuğunuzda, insanların onlara önemli olduğunuzu göstermeye çalıştığınızdan çok daha ilgili ve ikna edilebilir olduğunu göreceksiniz. İnsanlar tutumunuza hızla tutulacaklar ve doğru tutumla hangi insanları – ya da kaç kişiyi – tanıdığınızdan daha çok ilgilenecekler.

Dikkat sizin üzerinizde olduğunda, örneğin belirli bir başarı nedeniyle tanındığınızda, odak noktasını kendi üzerinizden, çok çalışarak buraya gelmenize yardım eden tüm insanlara kaydırın. Bu kulağa biraz klişe gelebilir ancak eğer bunu içten yaparsanız, başkalarına dikkatinizi verdiğiniz ve onların yardımlarını takdir ettiğiniz gerçeği sizin değer bilir ve mütevazı biri olduğunuzu gösterecektir – ve bu iki sıfat, sevilen biri olmakla yakından ilişkilidir.

6. Tutarlıdırlar.

Darmadağınık olmaktansa, hakkınızda bir kaç noktanın ön plana çıkması sizi daha sevilebilir kılacaktır. İnsanlar size yaklaştıklarında, kiminle karşı karşıya olduklarını ve ne tür bir karşılık beklemeleri gerektiğini bilmek isterler. Tutarlı olmak için güvenilir olmak ve iyi de olsa kötü de olsa karşınızdakine davranış şeklinizi değiştirmediğinden emin olmak zorundasınız.

El hareketlerinizin, yüz ifadenizin ve ses tonunuzun bilincinde olmak (ve bunların hepsinin olumlu bir etki yarattığından emin olmak) insanları, aynı bir piknik sepetinin karıncaları çektiği gibi size çekecektir. İstekli bir ses tonuyla konuşmak, kollarınızı kavuşturmamak, göz temasını korumak ve konuşan kişiye doğru eğilmek, duygusal zekası yüksek insanların insanları kendilerine çekmek için kullandığı olumlu beden dili örnekleridir. Beden dilini olumlu kullanmak, bir konuşma sırasında çok büyük fark yaratabilir.

Ne söylediğinizin değil, nasıl söylediğinizin daha önemli olabileceği doğrudur.

8. Diğerlerinin üzerinde güçlü bir ilk izlenim bırakırlar.

Araştırmalara göre pek çok insan, sizi sevip sevmeyeceklerine tanışmanızdan sonraki ilk yedi saniye içinde karar veriyor. Konuşmanın geri kalanını da, içlerinde ilk verdikleri bu kararı destekleyerek geçiriyorlar. Bu kulağa korkutucu gelebilir ancak bu gerçeğin farkında olarak, kendi lehinize çevirebilir ve sevilen biri olma şansınızı büyük ölçüde artırabilirsiniz.

İlk izlenimler, beden dilinin olumlu olmasına derinden bağlıdır. Güçlü bir tavır, sıkı bir tokalaşma, gülümsemek ve konuştuğunuz kişiye karşı omuzlarınızı açarak durmak verdiğiniz ilk izlenimin olumlu olduğundan emin olmanıza yardımcı olacaktır.

9. Konuştukları insanlara ilk isimleriyle seslenirler.

İsminiz, kişiliğinizin temel parçalarından biridir ve insanlar isimleri kullanıldığında kendilerini harika hissederler. Sevilen insanlar, bir kişiyi her gördüklerinde, mutlaka isimlerini kullanırlar. İnsanların ismini sadece onlarla karşılaştığınızda kullanmakla yetinmemelisiniz. Araştırmalara göre, insanlar kendileriyle konuşan insanın konuşma sırasında kendilerine isimleriyle seslendiği zaman onaylandıklarını hissediyorlar.

Eğer yüzleri tanımak konusunda iyiyseniz ancak isimleri hatırlamakta zorlanıyorsanız, bunu bir eğlence haline getirin ve insanların ismini hatırlamayı bir beyin jimnastiğine dönüştürün. Biriyle tanıştığınızda, ismini duyduktan hemen sonra unuttuysanız, ikinci kere sormaktan çekinmeyin. Onu bir daha gördüğünüzde bu ismi hatırlamak istiyorsanız, el altında bulundurmanız faydalı olacaktır.

10. Gülümserler.

İnsanlar doğal olarak (ve bilinçsizce) konuştukları kişinin beden dilini yansıtırlar. Eğer insanların sizden hoşlanmalarını istiyorsanız, konuşma sırasında onlara gülümseyin ve böylece onlar da bilinçsizce buna karşılık verecek ve sonuç olarak kendilerini iyi hissedeceklerdir.

11. Ne zaman açılacaklarını bilirler.

Kişisel sorunlarınızı ve itiraflarınızı fazla kısa süre içinde paylaşmaktan kaçınmak konusunda dikkatli olun, çünkü bunu yaparsanız insanlar sizi devamlı şikayet eden biri olarak etiketlerler. Sevilen insanlar, açılmak için doğru zamanı belirlemek için diğer kişinin kendilerini yönlendirmesine izin verirler.

12. Nasıl dokunulacağını bilirler (ve insanlara dokunurlar).

Bir konuşma sırasında birine dokunduğunuzda, beyinlerinin güven ve başka pek çok olumlu duygu ilişki kurmasını sağlayan sinir taşıyıcısı olan oksitoksin salgılamasını sağlarsınız. Basit bir şekilde omza dokunmak, bir kucaklaşma ya da cana yakın bir tokalaşma, oksitoksin salgılanması için yeterlidir. Elbette ki oksitoksin salgılanması için doğru insana doğru şekilde dokunmanız gerekir çünkü istenmeyen şekilde ya da uygunsuz bir dokunuş tam tersi etki yaratabilir. Unutmayın, ilişkiler sadece kelimeler üzerinden kurulmaz, insanların birbirleri hakkındaki genel duyguların da etkisi vardır. Birine uygun bir şekilde dokunmak, önem verdiğinizi göstermenin harika bir yoludur.

13. Tutku ve eğlenceyi dengelerler.

İnsanlar tutkulu olan kişilerin çekimine kapılırlar. Bununla beraber, tutkulu insanların fazla ciddi ya da ilgisiz olarak değerlendirilmeleri kolaydır çünkü kendilerini işlerine kaptırma eğilimi gösterirler. Sevilen insanlar tutkularını, eğlenebilme becerileriyle dengelerler. İş yerinde ciddi ancak cana yakın bir tutum sergilerler. Yine de işlerin tamamlanmasını sağlarlar çünkü kısa süreler içinde bile sosyal olarak etkilidirler ve değerli sosyal anlara yatırım yaparlar. Havadan sudan konuşmaları ve dedikoduyu minimuma indirir, bunun yerine iş arkadaşlarıyla anlamlı etkileşimlerde bulunmaya odaklanırlar. Bir gün önce ya da bir hafta önce onlara söylediğiniz şeyi hatırlarlar, ki bu da sizin de onlar için işleri kadar önemli olduğunuzu gösterir.

Hepsini bir araya getirin.

Sevilen insanlar çok değerli ve benzersizdir. Kolaylıkla iletişim ağı kurabilirler, iş yerinde uyumu artırırlar, etraflarındaki herkesin en iyi yönünü ortaya çıkarırlar ve genellikle en çok eğlenir gibi görünen onlar olur. Bu becerileri repertuarınıza ekleyin ve insanların hızla sizi daha fazla sevdiklerini göreceksiniz!

Kaynak: Entrepreneur

-Aleyna

27 Milyon Dolarlık Gönül Adamı NEVZAT AYDIN İle İlk Röportaj

Ülkenin gelmiş geçmiş en büyük internet şirketi satışı. Kendi kurduğu ve CEO’luğunu yaptığı şirketi Yemeksepeti’ni Alman şirket Delivery Hero’ya 589 milyon dolara satmasıyla yakın zamanda gündemdeydi.

Yemeksepeti.com’un CEO’su ve kurucu ortağı Nevzat Aydın, Yemeksepeti’nin geçmişi ve macerasını, girişimciliğin püf noktalarını ve gelecek planlarını tek tek anlattı… Fikri olan gençlere samimi tavsiyelerini verdi…

Röportaj: Aleyna Doğan

nevzat_aydin_acilis-Bize kendinizden bahseder misiniz?

-Yemeksepeti’nin CEO’su ve kurucu ortağıyım. 39 yaşındayım. Aynı zamanda, Endeavor Yönetim Kurulu Üyesi, TOBB Genç Girişimciler Yüksek Kurulu üyesi ve Galata Business Angels kurucu üyesiyim. Yemek yemeyi, çizgi romanları, müzik dinlemeyi, özellikle de U2’yu seviyorum.

-Eğitiminizi nerede tamamladınız? Size katkılarının neler olduğunu düşünüyorsunuz?

-Boğaziçi Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği bölümünü bitirdikten sonra San Francisco Üniversitesi’nden MBA derecemi almak üzere Silikon Vadisi’ne gittim. Burada e-ticaret ile ilgili gelişmeleri yakından inceleme fırsatım oldu. Zaten ABD’ye gitmekteki asıl amacım internet projelerinin doğduğu Silikon Vadisi’nde vizyon ve teknoloji anlamında kendimi geliştirmekti. O dönemde, paket servis ve internet bazlı bir projeyi Türkiye’de hayata geçirmek düşüncesi aklımda şekillenmeye başladı. 2000 yılının Haziran ayında yemeksepeti.com fikriyle Türkiye’ye döndüm. Bu anlamda önemli katkısı olduğunu söyleyebilirim.

-Yemeksepeti fikri nasıl oluştu? İşinizi kuracağınız yere nasıl karar verdiniz?

-Amerika’da olduğum dönemde birkaç farklı online yemek sipariş modeli olduğunu gördüm. Bir kısmını kendim de kullanıyordum. Ancak yemeksepeti.com’la birebir örtüşen bir model henüz yoktu. Ya online kredi kartı zorunlu tutuluyordu, ya kullanıcıdan ve restorandan verdikleri servis için para alıyorlardı, ya da siparişi restorandan alıp kullanıcıya ulaştırmayı kendi yapan modeller vardı. Bu fikirlerden yola çıkarak, ama Türkiye kullanıcısının ve yemek sektörünün ihtiyaçları düşünerek özgün bir model kurguladık. Kurucu ortaklarımız Melih Ödemiş, Gökhan Akan ve Cem Nüfusi ile Türkiye pazarında hem restoran hem de kullanıcı bazında bu tarz bir ihtiyaca yönelik talep olup olmadığını araştırdık. Araştırmalarımızın ardından İstanbul’da 40 metrekarelik bir ofiste Yemeksepeti’ni kurduk.

-Kuruluşunuzun fonu / sermayesi nereden geldi ve bunu nasıl buldunuz?

-Herhangi bir fon kullanmadık. Sıfırdan kendi birikimlerimiz ve ailelerimizin yardımı ile oluşturulan bir sermayeydi.

-İyi çalışanlarınızın olması işinizin başarısı için ne kadar önemli olmuştur?

-Sizinle birlikte çalışan insanlardan çevrelerinden farklılaşan, şahsına münhasır kişilikler olması sizi başarıya taşıyan, diğerlerinden ayıran, karakter sahibi bir şirket yapıyor. Çalışanlarınızın tutkulu, öğrenmeye ve yeni fikirlere açık insanlar olmaları sizin de başarınızı bir adım öteye götürüyor.

-Ne gibi başarısızlıklarınız olmuştur ve bunlardan neler öğrendiniz?

-Yemeksepeti olarak yurtdışına açılma kararı aldığımızda hem MENA Bölgesi hem de Rusya olarak iki farklı coğrafyaya yöneldik. MENA Bölgesi’nde başarılıyız ve büyüme devam edeceğiz. Ancak İş ve insan kaynağımızı MENA’da büyümeye kanalize etmenin daha doğru bir karar olduğunu düşünerek Rusya’dan 1.5 yıl içerisinde çıkma kararı aldık. Ancak Rusya pazarından da çok şey öğrendik ve nihayetinde 10 ülkeye yayılan dev bir operasyon haline geldik.

nevzat-aydin2-300x336

*

“Beni insanların hayatlarını değiştirmek motive eder.”

*

-Bir fikirden vazgeçmeden önce bir fikir üzerine ne kadar gidersiniz?

-Bir fikrim varsa ve onun gerçekten işe yarayacağını, insanların hayatlarında fark yaratacağını düşünüyorsam sonuna kadar sabır ve kararlılıkla giderim. Yemeksepeti’nin hikayesi de böyledir.

-Günde ortalama kaç saat çalışıyorsunuz?

-7/24 online bir iş yapıyoruz. İlla masa başında bilgisayarınızın açık olmasına gerek yok. İşi günün her saati, her an her yerde takip ediyoruz.

-Sizi ne motive eder?

Beni insanların hayatlarını değiştirmek motive eder.

-Nasıl yeni fikirler üretirsiniz?

Sürekli çevremi gözlemlerim. Yeni insanlarla görüşür, farklı düşünceleri anlamaya çalışır ve bol bol fikir alışverişinde bulunurum. Kendimi güncel tutarım.

-Başarıyı nasıl tanımlarsınız?

-İnsanların, “Hayatımızda bu yokken biz ne yapıyormuşuz?” demesini sağlayacak bir işi hayata geçirmek. Yemeksepeti’ni buna örnek olarak görüyoruz.

 “Hayatımızda bu yokken biz ne yapıyormuşuz?” 

-Uzun vadeli başarı elde etmenin size göre en iyi yolu nedir?

-Uzun vadeli başarıya giden yok, bir işi tutkuyla yapmak, sevdiğin işi yapmak, onu sahiplenmek ve asla vazgeçmemekten geçer. Kafanızdaki ideali hayata geçirmek için pek çok şeyden vazgeçmeniz gerekebilir. Hırsınızı ve tutkunuzu kaybetmeden fikrinize tutunmanız ve sabırlı olmanız gerekiyor. Önünüze elbette ki engeller gelecektir. Ancak eğer vazgeçmez ve çözüm ararsanız çıkış yolu mutlaka olacaktır.

 Uzun vadeli başarıya giden yol, bir işi tutkuyla yapmak, sevdiğin işi yapmak, onu sahiplenmek ve asla vazgeçmemekten geçer

-Size göre başarılı bir işin beş en önemli unsuru nedir?

-Benim yatırım yapmayı seçtiğim, başarılı olacağına inandığım fikirlerde aradığım 3 önemli kriter var. Bunlardan ilki girişimcinin profili. İnsan inandığı şeyin peşinden gidebiliyor olmalı. İkincisi, ölçeklenebilir bir iş modeli geliştirmiş olmalı. Ne kadar sürede ne kadar büyüyecek, iş büyüdükçe ne kadar yatırım gerekecek gibi parametreleri öngörebilmeli. Üçüncüsü ise rekabetin ne zaman ve hangi oranda gelebileceğinin kestirilebilmesi. Rekabet başarı için önemli bir motivasyon. Bu anlamda faydalı görüyorum. Ancak başarı ne kadar olası görünürse görünsün, hiç beklenmedik birtakım gelişmeler olabilir ve rekabet etmeye çalışırken daha pazarı doğmadan öldürmek durumunda kalabiliriz. Bunun çok örneği var dünyada. Biz de Yemeksepeti’ni 2001’de değil de 2007 yılında kursaydık büyük ihtimalle aynı şeyi online paket servis pazarı için söylüyor olacaktık.

-Nasıl hataları önlersiniz veya hasar kontrolü yaparsınız?

-Her şirketin stratejisinin, hedeflerini ve risk iştahının önceden analiz edilmesi gerekir. Risk yönetimi anlamında olası olumsuz senaryoları önceden çalışıp hazırlıklı olmak lazım. Bizim işimiz direk kullanıcıya dokunan bir iş olduğu için hatalı durumlarda dahi doğru bir iletişim stratejisi çok önemli. Mevcut hasar tespiti ve düzeltme sürecinde çalışanları, organizasyonu ve iç süreci de doğru yönetmek oldukça kritik.

-Silicon Valley’de bulunduğunuzu okuduk, nasıl bir yer? Orayı nasıl tanımlarsınız?

-Silikon Vadisi’nde gerçekten de dünyanın teknoloji merkezinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Dünyadaki en yeni teknoloji fikirleri burada geliştiriliyor ve burada hayata geçiyor. Yemeksepeti fikri de buradaki gözlemlerimin sonucunda ortaya çıkmıştı.

-Eğer geçmişten bir kişi ile konuşmak şansınız olsaydı kim olurdu ve neden olurdu?

-Nikola Tesla ile konuşmak ve hakkını Edison’a kaptırırken nerede yanlış yaptığını sormak isterdim.

yemeksepetini-kuran-adam-nevzat-aydin-kimdir

“Nikola Tesla ile konuşmak ve hakkını Edison’a kaptırırken nerede yanlış yaptığını sormak isterdim.”

-Yemeksepeti’yle alakalı… Restoranları nasıl bünyenize katıyordunuz? Onlar mı size geldi yoksa siz mi onlara gittiniz?Nasıl başarılı bir müşteri tabanı oluşturdunuz?

-Yemeksepeti.com projesini hayata geçirmeye karar verdiğimiz yıl olan 1999’da Türkiye’de telefonla yemek siparişi kültürü oldukça yaygındı. Ancak insanların hayatında internetin olmadığı, bilgisayar sahipliğinin düşük olduğu bu dönemde birçok restoran, online yemek siparişinin yaygınlaşabileceğini öngöremiyordu. Dolayısıyla yeni bir girişim olarak Yemeksepeti için ilk basamak, restoranların bu işin potansiyelini anlamalarıydı. Bir marka olarak sevilen ve güvenilen restoranları Yemeksepeti üyesi yaptığımızda, kendi sunduğumuz hizmet sayesinde kullanıcıların sipariş vereceğine inancımız tamdı. Yani yaratacağımız artı değere hem restoranları hem de kullanıcıları inandırmak, başka bir deyişle fikrimizi iki tarafa da farklı şekillerde satmak gerekiyordu.

-Kullanıcıları bir kez Yemeksepeti’ni denemeye ikna ettiğimizde vazgeçmeden yeniden geldiklerini gördük. Günde sadece onlarca sipariş aldığımız zamanlarda bile kullanıcıların tekrar sipariş oranı çok yüksekti. Restoranlara söylediğimiz en önemli nokta ise, Yemeksepeti’nin yalnızca iletilen sipariş üzerinden yüzdelik bir hizmet bedeli alacağıydı. Bu restoranların online yemek siparişini yeni bir satış kanalı olarak görmelerinin önünü açtı ve restoranlar yeni müşteri edinme amacıyla sitemizi internetteki şubeleri gibi kullanmaya başladılar. Yemeksepeti böylece hem iş ortağı restoranlarda, hem de kullanıcılarında yeni alışkanlıklar yaratan bir marka olmaya başladı.

-Peki nasıl Yemeksepeti’ni satmaya karar verdiniz? Satma süreci nasıldı?

-15 yıllık geçmişimizde yerli ve global birçok farklı yatırımcı tarafından teklifler aldık, fakat hep doğru zamanı ve doğru partneri bekledik. Global hedefleri, iş yapış tarzı ve kurumsal kültürü bizimle oldukça örtüşen Delivery Hero’nun bu vizyonu hayata geçirmemizdeki en önemli adımı atarken bizim için doğru iş ortağı olacağına kanaat getirdik. Sonuç olarak Yemeksepeti’nin 589 milyon dolar üzerinden değerlenen hisselerinin tamamı Delivery Hero tarafından satın alındı. Bu satın alma Türkiye tarihinin en büyük internet şirketi satın alması. Buna ek olarak global online yemek siparişi sektöründeki en büyük işlem olma özelliğini de taşıyor. Böylesi bir başarıya imza attığımız için çok mutlu ve gururluyuz. Bugün deneyim, teknik bilgi ve bize has inovatif iş yaklaşımımızı, Delivery Hero ile birlikte daha geniş coğrafyalara yaymak için çalışıyoruz.

862838755715

-Girişimcilikle alakalı.. Başarılı bir girişimci olma yolu veya bir çeşit formülü olduğuna inanıyor musunuz?

-Girişimcilik, sahip olduğunuz tutkuyu alıp, insanların hayatını değiştirecek iş fikirlerine dönüştürmektir. İçinizdeki tutkuyu, insanların hayatını ve yaşayış şekillerini “Bu olmadan önce ne yapıyormuşuz?” dedirtecek şekilde değiştirebildiğiniz bir iş fikrine dönüştürebilmek; bireyin ve toplumun sorunlarını çözerken fikrinizi sahiplenerek o sihirli dokunuşu yapabilmek benim için girişimciliğin anahtarıdır.

-Bir girişimci olmanın en sevdiğiniz yönü nedir?

-İnsanların yaşamında gerçekten bir fark yaratmış olmak.

-Girişimci olmak isteyen gençlere üç tavsiye verecek olsaydınız ne olurdu?

Hayallerinizin peşinden koşun.

Kendinize büyük hedefler koyun.

Engellerin çözümü, ararsan mutlaka var.

-Girişimciler ve başkası için çalışanlar arasındaki en önemli fark sizce nedir?

-En önemli farkın ‘aksiyon alabilmek’ olduğunu düşünüyorum. Bizlerin Yemeksepeti’ni kurduğu yıllarda iyi bir fikrinizin olması yeterliydi. Bugün ise, herkesin bir fikri var ve onu hayata geçirmek için adım atabiliyor olmak her şeyden daha önemli. Cesaret, bu anlamda önemli bir etmen.

-Tek kelimeyle, bir girişimci olarak hayatınızı tanımlasanız ne derdiniz?

-Tutku

-Başarılı bir girişimci olmak için ne gibi fedakarlıklar yapmanız gerekti?

-Yemeksepeti’ni kurduğumuz ilk 5 yıl kurucu ortaklar olarak bir gelir elde ettik diyemeyiz. 7/24 projenin içinde olduğumuz, gerektiğinde restoranlara siparişi kendimiz ilettiğimiz, her şeyiyle ilgilendiğimiz, çok hareketli ve yorucu bir 5 yıldı. Bu süre zarfında Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olmuş bir mühendis olarak iyi bir şirkette, iyi bir pozisyonda iş bulabilir ve kariyer adımlarını bir bir tırmanıyor olabilirdim. Ancak bunu bir fedakarlık olarak görmüyorum. Fikrimizin başarılı olacağını biliyorduk ve emin adımlarla yolumuza devam ettik.

-Başarılı bir girişimci olmak için gerekli en önemli üç beceri olarak ne söylersiniz?

-Tutku, yenilikçilik, sabır

-Eğer tekrar kariyerinizi başlatma şansınız olsaydı, neyi farklı yapardınız?

-Her şey tam da bugün gittiği gibi olsun isterdim.

-Yeni projelerle devam edecek misiniz?

-Girişimcilik gelip geçici bir ruh hali değil, bir karakter meselesi. Bu nedenle elbette ki her zaman yeni projelerimi hayata geçirmeye devam ediyor olacağım.

“Coming Out?”

Belki şuan sizi başlık yanılttı bu benim özel bir açıklamam ya da başka ilginç yeni bir haber olmayacak, şimdiden açıklamakta fayda var. Sadece dikkatimi çeken bir durumu sizinle paylaşmak istiyorum. Toplum baskısı, stereotip, ayrımcılık,… adını okuduktan somra siz verin çünkü ben hala çözemedim en azımdan kendi kafamda belki de gereğinden fazla düşünmeme rağmen.

Bir süredir takip ettiğim, severek izlediğim YouTune yıldızlarının oldukça fazla bir sayısının, uzun hatta nerdeyse yarım saatlik videolar paylaşarak cinsel tercihlerinin insanların kabul etmek istediğinin tersi olduğunu açıkladıklarına şahitlik ettim. Joey Graceffa, Ingrid Nilsen, Connor Franta… Özellikle birden fazla kez izlediğim Connor ve Ingrid’in videosunda ortak olarak vurgulanan noktalar, ikisinin de kendilerini bir süre boyunca belli kalıplara sokmak için çok uğraşmaları, mutlu gibi davranıp içlerinden gelen mutsuzluğun sebebini aramaları, bunların hepsinin aslında çocukluktan yaşadıkları ve hissettikleriyle belli olması. İtiraf etmek zorundayım ki ikisi de ağladıkça ben de ağladım ve o acıyı ben de içimde hissettim. Ben de benzer bir durumla karşı karşıya kalsam ne yapardım diye düşündüm. Büyük ihtimalle onlar gibi bu hissi yok etmeye çalışır kendimi herkesin yaptığı seçimleri yapmaya zorlardım. Kabul görmek için. Peki nerden çıkıyor bu tek doğru inancı? İnsanlar niye özel bir videoyla farklı bir seçim yaptıklarını açıklamak zorunda kalıyorlar? Hatta en basitinden biz niye bu seçimi “farklı” diye yorumluyoruz?


Bu kadar yargılamama ve yanlış bulmama rağmen ben de çoğu zaman kendimi bu kısır döngünün içinde buluyorum. İçimize işlenmiş bir “doğru-yanlış”, “uygun-uygunsuz” tablosu var. Her davranışı belli bir görüşe göre sınıflandırıyoruz. Bunun sonucunda da daha büyük sıkıntılar çıkıyor. Bu kalıplara sığmak istemeyen insanların (Caitlyn Jenner) veya kendilerini farklı bir kalıpta hisseden insanların yaşadıkları gerçekten çok acı. Bence artık bu modern dünyada hala tekdüze düşüncelerle devam ederek “farklı” veya “normal olmayan” kişilikler biziz. Biziz o “uygunsuzluk”. Kabul etmeyenler ve yargılayanlar olarak.

-Defne Anlaş (Konuk Yazar)